HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

İhsan ELİAÇIK
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> İhsan ELİAÇIK
Konu Konu: Dini bu işe bulştrma, din ayrı dünya ayrı Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

''Absürt” sözcüğü Hind-Avrupa dil kökünde sağır, dilsiz, boğuk sesli (surdo) dan Latince’ye sağır (surdus/absurdus) olarak, oradan da Fransızca’ya saçma, anlamsız (absurd) manası kazanarak geçmiş…

Bu durumda “absürt din”; sağır olduğu için çevresini duymayan, kör olduğu için çevreyi göremeyen, dilsiz olduğu için kendini ifade edemeyen, ifade etse bile boğuk sesli adam gibi söylediğinden bir şey anlaşılmayan, bu nedenle de uyduruk, akıl dışı, saçma sapan bir görünüm arzeden din demek oluyor.

Çünkü böylesi bir din gerçekliğe (tarihe, hayata ve tabiata) gözünü kapamış, dışarıda ne olup bittiğiyle ilgilenmemekte, kendi hayal, kuruntu, ritüel ve teoloji dünyasında yaşamakta, yaşayan gerçekliğe yabancılaşmış ve bu yüzden de tarih, hayat ve tabiat karşısında yamulmuş, “ne idüğü” belirsiz, saçma sapan bir resim gibi olmuştur.

İşte buna “absürt din” diyoruz.

***

“Dini bu işe bulaştırma, din ayrı dünya ayrıdır” sözünü çokça duymuşsunuzdur…

Gerekçe şu: Dinin, kendi içinde “absürt” olması normaldir. Çünkü din dediğin zaten dogma ve akıldışılık demektir… Din (Hrıstiyanlık) da görüldüğü gibi dogma ve akıldışılıklarla dolu… Oysa dünya sürekli değişim halinde ve akla uygun işliyor. Bu nedenle absürt dini gayet makul akan dünya sürecine, hele de devlet işlerine bulaştırmamak lazımdır…

Bu gerekçenin modern dünyada çokça revaç bulması, aslında, tarihteki Hristıyanlık tecrübesi ile çokca ilgili, hatta ona tepki biçimlenmesi nedeniyledir.

Hemen fark edileceği gibi, gerekçe, tam bir “zihinsel bölünmüşlüğü” faş ediyor.

Bir yanda dogma ve akıldışılıklarla dolu “dini hayat”, diğer yanda akıl ve mantığın hüküm sürdüğü “dünyevî hayat”…

***

Sorunu aşma yolunda Hristıyanlık tecrübesi yaşayan Batı düşünce tarihinde iki ismin kavşak noktası olduğunu görüyoruz: Tertullianus ve Descartes…

Tertullianus (öl. 220) Hrıstiyan inancını, Yunan felsefesinin “piç sorularına” karşı savunmak için şöyle bir argüman geliştirdi: “Evet, absürt (dogma, saçma ve akıldışı) ama inanıyorum.”

Çünkü Tertullianus’a göre din felsefeden, vahiy akıldan, iman bilgiden daima üstündür. Hatta vahiy akla aykırı da olabilir buna rağmen vahye teslim olunmalıdır. Akıl kendi başına bir hiçtir. İyi, akılla bulunan değil; vahyin bildirdiğidir. Örneğin “Tanrı’nın insan (İsa) biçimine girdiği ve bir insan olarak acı çektiği” dogması (vahyi) akla aykırı ve absürt bir durum. Buna rağmen inanmak gerekir. Zaten din de esasında budur.

Tertullianus’un bu argümanlarına Rönesans dönemine gelindiğinde “Madem din absürde inanmadır; o halde başta devlet olmak üzere dünya işleri bunlarla yürümez. Al absürt (dogmatik, saçma ve akıldışı) dinini, kilisene çekil” şeklinde cevap verildi. Laiklik de buradan doğdu.

Tertullianus’un, bu argümanı geliştirirken işin buralara varacağını tahmin etmiş midir bilmeyiz, ama aynı şeyi İslam için yapmaya kalkanların önlerinde duran tecrübeden ders almadıkları ve Tertullianuslaşarak bindikleri dalı kestikleri tarihin garip bir cilvesi olmaktan öte acı bir gerçek…

Öte yandan Descartes (öl. 1650) de Tertiluianos’un argümanını felsefi (epistemolojik) olarak temellendirdi. Kartezyen (Des-cartesien: Descartes’e ait) felsefe dediğimiz “çifte hakikat” görüşünü “absürt dinin” üzerine geçirdi. Böylece alanlar ayrılacak, hem din hem de dünya rahatlamış olacaktı…

Descartes’e göre varlık, özleri birbirinden farklı üç tözden (cevher) oluşur; Tanrı, Ruh ve Madde… Din manevi (Tanrı), dünya maddi aleme aittir. Tanrı madde alemiyle (din dünya ile) ruh aracılığı ile ilişki kurar. Ruh, beyindeki kozalaksı bez bölgesinden insanla ilişkiye geçer. Bu nedenle insan diğer varlıklardan farklı olarak belirlenimin (determine) dışına çıkabilir. İnsan ruhu dışındaki bütün doğa, bitkiler, hayvanlar ve insanın fizikî bedeni tıpkı bir makine gibi işler. Ancak insandaki ruh bu mekanik evrene ait değildir…

Hal böyle olunca dinin/manevî alanın kralı ile, dünyanın/maddî alemin kralı ayrı ayrı olacaktır. Çifte hakikat çifte otorite getirecek fakat bunlar birbirinden ayrılacak, birbirinin alanına girmeyeceklerdir. Artık dinde akıl ve mantık aramanın manası yoktur. Çünkü nasıl olsa alanlar ayrılmış, insanların manevi/kutsal dünyası dine terkedilmiştir. Orada her türden absürtlüğün; akıldışılığın, dogmanın, sağırlığın, körlüğün, dilsizliğin, tılsımın, sırrın, gizemin, büyünün olması gayet normaldir.

Zaten din dediğiniz de esasında bundan başka bir şey de değildir. Bu haliyle gereklidir de. Çünkü monotonluktan sıkılan modern insanın, sinemada fantastik bir kurgu filmi seyredip kafa dağıtması gibi, zaman zaman tapınağa da giderek “absürt dinin” vaazlarıyla uctuya kaçtıya, rahatlamaya ihtiyacı olacaktır.

***

Kilisenin “absürt dini”ne karşı çıkış yolları arayan batılı zihin sonunda “doğal din”e ulaştı. Din, olsa olsa böyle bir şey olabilirdi. Bu noktada da iki isim görüyoruz: Jean Bodin ve Herbert Cherbury…

Jean Bodin (öl. 1597) Rönesans döneminde gelişen “doğal din” akımının ünlü temsilcilerinden birisidir. “Yedilerin Konuşması” adlı kitabında ayrı dinlere mensup yedi kişiyi tartıştırır. Sonunda şu sonuçlara varır: “Bütün dinler doğal olan ve baştan beri bulunan tek bir dinin çocuklarıdır. Bu doğal dinin temel esasları şunlardır; Tanrı’nın bir olduğuna, ahlak bilincine, özgürlüğe, ölümsüzlüğe ve öbür dünyada bir misilleme (ceza ve mükafat) olacağına inanmak… Bu düşünceler her insanda, her toplulukta doğal olarak vardırlar…

Herbert Cherbury (öl. 1648) ise Fransız Jean Bodin’in savunduğu doğal din görüşünü daha derli toplu hale getirir. “Doğruluk Üzerine” adlı kitabında doğal bir din anlayışı geliştirip dinin özünü buraya dayandırır. Buna göre her dinin temeli, her yerde ve her zaman için geçerli şu beş önermedir: 1- Tanrı vardır 2- Bu Tanrı’ya tapınılmalıdır 3- Dindarlığın özü ahlak ve erdemdir 4- Günah ve suçlardan dolayı pişmanlık duyulmalıdır 5- Öbür dünyada bir ceza ve mükafat olacağı beklenmelidir. Hangisi olursa olsun, her dinde bu önermelere aykırı olmayan şeylere inanılabilir. Sağlıklı bir din için bu beş esas temel ölçü olmalıdır…

***

Şimdi, bir Müslüman olarak düşünelim. Hangisi “bize” yaklaşmıştır? Tertullianus’un “absürt dini” mi, Descartes’in “çifte hakikat”ı mı, Bodin ve Cherbury’nin “doğal dini” mi?

Eğer Tertulliuanus’un absürt dini derseniz, insanlık vicdanının “Başta devlet olmak üzere dünya işleri absürtle yürümez. En iyisi sen al bu absürt dinini camine çekil, senin yerin orası” denmesine razı olmanız gerekir. Nitekim denmiştir de. Bunun böyle olmasında Tertullianus anlayışı ile İslam’ı anlayanların büyük payı olduğunu düşünüyorum. Çünkü böyle bir din sonuçları bakımından aynı muameleye tabi tutulmaktan kurtulamazdı.

Descartes’in “çifte hakikatı” derseniz, absürt dine felsefi gerekçe üretmiş olursunuz. Halbuki İslam’da “tevhid” vardır; hakikat tek bir bütündür ve parçalanamaz.

Bodin ve Cherbury’nin “doğal dini” ise belki de batılı zihnin bulduğu İslam’a en yaklaşmış din anlayışıdır. Zaten doğal; fıtrî, fıtrata uygun olan demek. İslam ise, pek tabi bir fıtrat (doğal, tabiî, sağduyu, akıl ve vicdan) dinidir.

***

Yazının başındaki gerekçeye dönelim.

Absürt olan din Tertullianus’un Yunan felsefine karşı savunmak zorunda kaldığı Hristıyanlıktı. Bu nedenle tabiî ki devlet absürt bir dinin kilise dogmaları ile yönetilemez. Bu nedenle alanları ayırmak ve bunun için de “çifte hakikat” düşüncesi geliştirmek dışında çare yoktur. Laiklik tam da burada gereklidir.

Fakat çifte hakikat düşüncesini felsefi olarak reddeden ve hakikatın tek bir bütün olduğunu söyleyen, kendisini doğal yani fıtrata uygun bir akıl ve vicdan dini olarak vazeden tevhid dini söz konusu olduğunda bu ayrım geçersizdir.

Batıda doğal din fikrine ulaşanların, bunun bin sene öncesinden, hem de mükemmel bir şekilde vazedildiğini bilmiyor olmaları mazeret olarak kabul edilebilir. Fakat “fıtrat dini” kültüründen gelenlerin ve fıtrat dinine zaten mensup olanların mazereti geçersizdir. Hele böylesi bir dinin “absürt din” ve “çifte hakikat” muamelesine tabi tutulması cehaletten de öte affedilecek gibi değildir.

Çünkü böyle olunca “tevhide” inanan bir Müslümanın da hayatı bölünür.

Artık bir din vardır bir de dünya…

Dinî hayat başkadır dünyevî hayat başka…

Böyle birisi dini hayatında her türden absürte; akıldışılığa, saçmalığa, uçtu kaçtıya, sırra, tılsıma gözünü kırpmadan inanır. Sanırsınız ki bu adam din işlerinde asla akla inanmıyor, hatta tümden akılsız birisi… Fakat iş dünya hayatına gelince aynı kişi alabildiğine rasyonel, pragmatist ve modern yaşar. Hiçbir işinde absürtlüğe prim vermez, kılı kırk yararak hesaplar yapar. Sanırsınız ki bu adam dünya işlerinde asla dine inanmıyor, hatta tümden dinsiz birisi.

Böyle birisi dini hayatında alabildiğine hoşgörüsüz olurken (Çünkü kutsala akıl karıştırılmaz ve dinde farklılık olmaz) iş dünya önüne çıkmaya gelince alabildiğine hoşgörülü kesilir.

Böyle birisi kendinden güçlüye gayet ılımlı, alımlı, uyumlu ve uysal bir köle, kendinden zayıfa karşı ise acımasız bir Firavun olur.

***

Bütün bunlar, aslında, akıl ve vicdan dinine değil; absürt dinine, tek hakikate değil; çifte hakikate inanıldığından dolayıdır. Böyle birisinin dini hayatı bölünmüş, zihninin yarısı eski çağlarda, diğer yarısı modern çağda kalmıştır. Dini hayatına alabildiğine hurafe, dünyevi hayatına ise alabildiğine akılcılık ve pragmatizm hakimdir. Dini hayatı alabildiğine dünya dışıyken, dünyevi hayatı alabildiğine dünyalıdır.

İşte böyle bölünmüş, parça parça olmuş dini hayatlar…

Bu haliyle Müslüman zihin bir “bilinç yarılması” yaşamaktadır. Ruhu asr-ı saadette bedeni modern dünyada gidip gelmekte, bir türlü zihin parçalanmasını yenememekte ve adım adım Hıristıyan zihnin batıda yaşadığı sona doğru yaklaşmaktadır.

Nedir bu son?

Hurafeye batmış, tarihten çoktan çekilmiş ve dünya dışı kalmış absürt bir din…

Ona sadece inanılır. Çünkü dindir ne olsa gider. “Absürt ama inanıyorum” yegane teselli kaynağıdır. İnsanlık yaralarına merhem olacağından değil; sırf ayakta kalsın, sürsün diye…

Peki nasıl çıkacağız işin içinden?

Allah, Kitap, Peygamber… Bütün dini değer ve kavramları tarih, hayat ve tabiatla yani “Yaşayan Gerçek” ile test edeceğiz. Doğru ve yanlış, hurafe ve hakikat buradan çıkacak…

Eğer dinimiz artık yaşayan gerçekliğin işine yaramıyorsa, kanayan hiçbir insanlık yarasına merhem olmuyorsa, ayetlerinin “ma’şeri vicdan”da bir karşılığı kalmamışsa, o artık insanlığın atan kalbinin ve sızlayan vicdanının değil; şu an boşluk, ıssızlık ve sessizlikten başka bir şey duyulmayan eski çağlar tarihinin konusu haline gelmiş demektir…

Bu hazin sona engel olabiliriz, olmalıyız.

Çünkü Allah’ın tarih, insanlık ve dünya süreci üzerindeki iradesi bizim üzerimizden tecelli etti, ediyor ve edecek…

Bunun yolu, Hristıyan batının yaşadığı “absürt din” ve “çifte hakikat” anlayışını meydan okuyucu bir dinamizmle aşmak ve “bölünmüş dini hayatları” tevhid etmekten geçmektedir…

İhsan ELİAÇIK



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats