HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

İhsan ELİAÇIK
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> İhsan ELİAÇIK
Konu Konu: hırsız kimdir.... Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

HIRSIZ KİMDİR? (YENİ)

25. Eki, 2010

Başlıktaki  kelime size neyi çağrıştırıyor?

İlk duyduğunuzda zihninizde beliren fotoğraf nedir?

Beliren fotoğrafı zihninizde tutun…

Fotoğraf karesine iyice bakın, yakından, daha yakından bakın.

Fotoğrafta gördüğünüz zengin mi yoksul mu?

Yoksul değil mi?

“Hırsızın elini kesin” (Maide; 5/38) veya “Çalmayacaksın” (Çıkış; 19/15) buyruklarını duyduğunuzda oluşan fotoğraf da aynı değil mi?

Zenginin malını çalan yoksul için söyleniyor sanki.

Peki, neden?

Neden “hırsız” dendiğinde hep yoksul akla geliyor da zengin gelmiyor?

Neden?

Niçin?

***

Kur’an, “hırsızlık” (sirgat) kelimesini 6 yerde kullanır.

Bunların hiçbirinde de “zenginin malını çalan yoksul” vurgusunu göremeyiz.

Yani hitap ihtiyaçlarını bile karşılayamayan yoksullara değil; ihtiyaç fazlası içinde yüzen zenginleredir.

Şöyle ki:

İlk olarak hırsızlık kavramı şehrin (Mekke) cin, kehanet ve büyü işleriyle uğraşarak zenginleşmiş olanların yaptıklarının “kulak hırsızlığı” (istirega’s-sem’a) olduğu söylenirken geçer. Bunlar, görünmez güçlerden  yani gök cisimleri, yıldızlar, cinler, periler, ifritlerden  güya bilgi alarak/çalarak halk üzerinde nüfuz sağlayanlardı. Bunların yaptıklarına karşılık alevli bir ateşten başka bir şeyle karşılaşmayacakları söylenir (Hicr; 18).

İkinci olarak Yusuf’un kardeşlerine Mısır’da “hırsız” dendiği söylenirken geçer. Halbuki onlar hırsızlık yapmamışlardı. Bu, zenginlerin (saray çevresinin) ithamı olarak aktarılır.  (Yusuf; 70,73,81).

Üçüncü olarak Mekke’nin fethi günü Peygambere gelen kadınların “hırsızlık yapmayacaklarına” dair sözün de yer aldığı biat (tabi olma) olayı anlatılırken geçer. Bunlar, daha çok Kabe’ye getirilen malları iç edip üleşerek (çalarak) halk üzerinde nüfuz sağlayan erkekler ve onların karılarıydı. Önce erkekler sonra kadınlar sırayla gelip biat ettiler.  İçlerinde Ebu Süfyan’ın karısı Hind de vardı. “Şerefi develerinin sırtında” olan, şehrin en büyük “bahçe sahibi” Ebu Süfyan ve karısı bir daha “hırsızlık yapmayacaklarına” dair biat etti! (Mümtehine; 12). Bu ayetlerin yer aldığı sure nuzül sırasına göre sondan yedinci suredir…

Dördüncü olarak bundan böyle hırsızlık eden erkek ve kadınların “ellerinin kesileceği” söylenirken geçer (Maide; 38). Bu ayetlerin yer aldığı sure de (Maide) nuzül sırasına göre sondan ikinci suredir…

“Hırsızlık” kelimesinin Kur’an’da geçtiği yerler işte bunlardır.

***

Görüldüğü gibi “hırsızlık” daha çok bilgi, iktidar ve servet sahiplerinin davranışı olarak ele alınıyor.

Çünkü…

Kahinler ve mecnunlar gizli güçlerden (yıldızlardan, cinlerden) bilgi çalarak (kulak hırsızlığı yaparak) otorite oluştururlar.  Bununla halk üzerinde hegemonya kurarlar. Kurdukları bu hegemonya hırsızlık yaparak kurulmuş bir hegemonyadır.

O devirde kâhinlerin ve mecnunların yaptığını bugün “Bu bana bendeki bir bilgi sayesinde verildi” diyenler yapıyor. Bunlar, bilgiyi tekellerine alarak halktan saklarlar. Halkın bu bilgilere ulaşmasına istemezler. Bu bilgi sayesinde halkın kendilerine sürekli muhtaç durumda kalmasını isterler. Bilgiyi güç elde etme aracı olarak kullanırlar.

“Kulak hırsızlığı” işitmeye/bilmeye dayalı hırsızlık türüdür. İnsanların bilmediği şeylere muttali olan kulak hırsızı, böylece, önemli bir konum elde etmiş olur. Kendindeki bu bilgi sayesinde insanları kendine muhtaç duruma düşürür ve onlar üzerinde emredici ve hegemonya kurucu bir pozisyon elde eder.

Nasıl ki kâhin ve mecnun yıldızlardan ve cinlerden güya başkalarının sahip olamayacağı bilgiler aldığını söyler ve bununla üzerimizde otorite ve hegemonya kurmak ister, işte öyle, bugün de, bir bilim adamı insan anatomisinden (tıp), yeraltından  (jeoloji), gökyüzünden (astronomi), bitkilerden (botanik), hayvanlardan (zooloji), minerallerden (kimya) vs. “yeri ve göğü dinleyerek” bilgi edinir ve bizi onunla kendine muhtaç eder ve bunu hegemonyaya dönüştürerek üzerimizde otoriteleşir.

Din adamı da bunu kutsal bilgiyi elde ederek/tekeline alarak yapar. Bu nedenledir ki peygamberler onlara hep “Hırsız yuvası yaptınız” (Tevrat: Yeramya; 7/11), “Haydut inine çevirdiniz” (İncil: Luka; 19/46), “Halkın mallarını haksızca/hırsızca yiyorsunuz” (Kur’an: Tevbe; 34) diyerek “kral çıplak” deme misyonu üslenirler.

Bunlar hep kulak hırsızlarını uyarmak içindir.

Olayın saf ilim, Tanrı’ya ve insanlığa hizmet olması için, bilginin tekelleşmemesi, güç temerküzü, otoriteleşme, servet yığma ve iktidar (ele geçirme ve sürdürme) aracı olarak kullanılmaktan vazgeçilmesi  gerekir.

Aksi halde yapılan ayette geçtiği gibi “kulak hırsızlığı”dır.

Yani herkeste olmayanı ele geçirip, herkes üzerinde hegemonya aracı olarak kullanmaya kalkma…

***

Bilgideki “kulak hırsızlığı”, emek söz konusu olunca “mülkiyet hırsızlığı” olur.

Çünkü Kur’an’ın bakışına göre yerde ve gökte olan her şeyin mülkiyeti Allah’a aittir. Ne gökten bilgi çalarak “kulak harsızlığı”, ne yerden rızık ve rızık kaynakları devşirerek “mülkiyet hırsızlığı”, ne de insanlardan itaat devşirerek “iktidar hırsızlığı” yapamazsınız.

Bilgi, servet ve iktidar bütünüyle Allah’a (halka) aittir.

Bizim hakkımız olan şey sadece emeğimizdir. (Necm; 39). Kendi bedenimizin bile sahibi değiliz. Çünkü kendimizi yaratmak için hiçbir emek sarfetmiş değiliz. Ancak emek/alınteri (sa’y/kesb) dökerek elde ettiğimiz şey bizimdir.

Hatta emeğimizle kazandığımızın bile hepsi bizim değildir. Kur’an der ki: “Erkeklerin kazandığından bir pay vardır. Kadınların da kazandığından bir pay vardır.” (Nisa: 32). Yani kazandığımızın hepsi de bizim değil; ondan sadece “pay” (havaic-i asliye) var.

Gerisi kimin?: “Onların mallarında malum bir hak vardır.” (Meâric: 24).

“Malum hak” ne?: “Onların mallarında yoksulların ve mahrumların hakkı vardır.” (Zâriyat: 19).

Yoksulun ve mahrumun hakkını vermeyip de kendine saklayana, yığana ve biriktirine yani “kenz” edene “zengin” diyorlar. Bu durumda zengin bilgiyi depolayan, malı yığan ve iktidarı temerküz eden olduğundan “hırsız” durumuna düşmüş oluyor.

Onun için Tevrat’ın Yeramyası Rabb’in adı anılan yere (tapınağa) din adamları “kenz” merkezine  çevirdikleri için “Hırsız mağarası” diyor (Yeramya; 7/11)…

İncil’de İsa aynı gerekçeyle yine aynı deyimi kullanıyor: “Haydut ini” (Luka; 19/46)…

Kur’an da bunun nasıl olduğunu tefsir ediyor: “Halkın mallarını haksızca/hırsızca yiyerek… Altını ve gümüşü kenz ederek …” (Tevbe; 34) Kenz: Biriktirmek, yığmak, kendine hazine yapmak demek.

Demek ki “kişisel zenginlik” bir toplum için felakettir.

Toplumsal zenginlik olacak; aradığın her şeyi bulacak ve ona ulaşabileceksin.

Böylesi herkesin ulaşabileceği toplumsal zenginlikler, birinin veya bir gurubun/kesimin/zümrenin elinde dönüp dolanan kişisel zenginliğe dönüşmeyecek.

İşte bunu sağlamak için kurulacak düzene “Adalet devleti; Ortak iyinin iktidarı” diyoruz…

***

Hz. İsa’nın İncil’deki mesellerini çok severim.

Biraz da oradan devam edelim.

Zengine hırsız durumuna düştüğünü ve fakat bunu kendisinin bile fark etmediğini bakın nasıl anlatıyor:

“Birisi onun yanına gelerek O’na: ‘Ey iyi hocam! Sonsuz yaşama erişmem için ben ne iyilik yapayım?’ diye sordu. O da ona: ‘Niçin bana iyi diyorsun? Bir’den; yani Tanrı’dan başka iyi yoktur. Bana efendim deme ‘Efendi’ Allah’tır’ hadisine ne kadar da benziyor! İ.E)

Ama eğer yaşama girmek istersen, buyrukları tut, dedi. O da O’na: ‘Hangilerini?’ dediğinde, İsa: Bunları; ‘Öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan tanıklık yapmayacaksın, Annene, babana saygılı olacak ve komşunu da kendin gibi seveceksin’ dedi.

O da ona: ‘Tüm bunları çocukluğumdan beri tutuyorum; daha ne eksiğim var? dedi. İsa ona: ‘Eğer kamil olmak istiyorsan, gidip neyin varsa sat ve yoksullara ver. Bununla gökte hazineye sahip olacaksın ve gel bana katıl, dedi.

Adam bu sözü duyunca hızla uzaklaştı; çünkü zengindi.

İsa öğrencilerine: “Gerçekten size diyorum  ki zengin kişi ‘Göklerin Egemenliğine’ güçlükle girer. Ve yine size diyorum ki zenginin Tanrı’nın Egemenliğine girmesinden, devenin iğne deliğinden geçmesi daha kolaydır.” (Matta; 18/16-24).

Tefsiri: Zengin kişi diyor ki: “Bunları çocukluğumdan beri yapıyorum zaten İsa da diyor ki: “Yaptığını sanıyorsun. Sen bir şeyin farkında değilsin. “Çalmayacaksın” emrini üzerine alınmıyorsun. Bunun, zenginin malını yoksulun çalması olarak anlıyorsun. Oysa sen yoksulun hakkı sana geçtiği için (‘Hırsız olmuşsun haberin yok’ demenin kibarcası!) zengin olmuşsun. Git onları yoksullara ver, öyle gel. Yoksa ne dediğimi anlayamazsın. Bu kadar malla cennete (Göklerin Egemenliğine) giremezsin. Deve iğne deliğinden geçerse sen de cennete girersin…”

Tevili: Bugün de aynısı denmiyor mu?: “Çocukluğumdan beri cumaları hiç kaçırmam… Dedem de namaz kılardı… Zekatımı hiç aksatmam, kırkta bir mutlaka veririm… Çevremde hayırsever zengin olarak bilinirim…” İyi de nasıl zengin oldun? İhtiyacından fazla mal sen de ne geziyor? 20 yılda katlar, yatlar almışsın, araziler kapatmışsın, apartmanlar dikmişsin, hesabına hazineler yığmışsın, yanında çalıştırdığın işçiler hala kirada? Git, onları ver. Onlar sana “emek hırsızlığı” yaptığın için geçti. Kazandığından sana bir “pay” vardır, hakkın sadece odur. Aksi halde deve iğne deliğinden geçerse sen de “Göklerin Egemenliğine” (Cennete) girersin, dedenin namazıyla veya “elinin kiri” kırkta birle övünerek değil…

***

Kur’an’da şöyle yazılıdır: “Onlar (din adamları/yöneticiler) yalandan dolandan medet umarlar (semmâûne  li’l-kezb) hırsızlıkla/yolsuzlukla yiyicilik (ekkâlûne  li’s-suht) yaparlar (Maide; 42).

Tevrat’da şöyle yazılıdır: “Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi; hepsi rüşveti seviyor, hediye peşine düşmüş.” (Yeşaya; 1-23)

Kime “hırsız” deniyor dikkat ediniz.

İncil’de şöyle yazılıdır: “Bundan iyice emin olun: Koyunların ağılına kapıdan girmeyip de başka yerden giren hırsız ve soyguncudur. (Yuhanna; 10/1).

Yani bilgi, servet veya itaat devşirerek zengin olanlar hırsızdır.

Halkın malını haksızca/hırsızca/arsızca yiyenler koyun ağılına kapıdan değil; başka yerlerden girenlerdir. Asıl  hırsız ve soyguncu bunlardır.

Koyun ağılına (yeryüzü) başka yollardan (rızık ve rızık kaynaklarını ele geçirerek, toprağa çit çevirerek, doğal kaynaklara el koyarak, üretim araçlarını (agvât) kendine sermaye yaparak) girip; bunlar üzerinden servet yığanlar ve bunları Allah yolunda (yoksullar, muhtaçlar, kimsesizler, çaresizler, yolu kesilmişler, boyunduruk altındakiler için) infak etmeyenler hırsız ve soyguncudur…

Koyun ağılına (bilgi) başka yollardan (cincilik, falcılık, üfürükçülük; spekülasyon, borsa oyunları, bilgi tekeli oluşturarak) girip; bunlar üzerinden güç ve hegemonya devşirenler  hırsız ve soyguncudur…

Koyun ağılına (kamuya) başka yollardan (yolsuzluk, faiz, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, iltimas, torpil, peşkeş, ihale üçkağıtları, yetki nüfuzu, söğüşleme) ile girip; bundan servet yığanlar hırsız ve soyguncudur…

Koyun ağılına (din) başka yollardan (hediye, bağış, yardım paralarını iç ederek, cemaat/tarikat paralarını zimmetine geçirerek, din kitapları basarak, tefsir yazarak, ayin/proğram düzenleyerek) girip; bunlardan servet yığanlar hırsız ve soyguncudur…

Koyun ağılına (fabrika) başka yollardan (asgari ücretle işçi çalıştırarak, emeği sermayeye eşit görmeyerek, ücret ve emek hırsızlığı yaparak) girip; bundan servet yığanlar hırsız ve soyguncudur…

Velhasıl bilgiyi, iktidarı ve serveti; kulak, itaat ve emek hırsızlığı yaparak otorite, iktidar ve servet yığma aracı haline getirenlerin  alayı hırsız ve soyguncudur!

Bunların yuvalandığı mekanlar ister devlet, ister tapınak, ister cemaat, ister tarikat, ister örgüt, ister fabrika, ister şirket, ister borsa, ister banka olsun İncil’in tabiri ile “haydut ini”, Tevrat’ın tabiri ile “hırsızlar mağarası”dır. Bunlara Kur’an’ın tabiri ile de “aşağılık maymunlar” ve “domuzlar” denir…

***

İşte bunların “elleri kesilmeli”dir!

Yere ve göğe uzanan elleri…

Toprağa, suya, ırmağa, ekine uzanan elleri…

Yeryüzünün rızık ve rızık kaynaklarına uzanan elleri…

Doğal gaza, petrole, uranyuma, yağmur ormanlarına uzanan elleri…

Emeğe, alınterine, çalışmaya, ekmeğe, sofraya uzanan elleri…

Aça, yoksula, kimsesize, garibana uzanan elleri…

Bir milyar insanı aç bırakan o elleri (eyd

Kurdukları küresel ve yerel düzenleri (yedâ) …

Evet, elleri (eydiyehum)  kesilmeli. Yani ahtapot gibi her yana uzanan elleri; kurdukları sömürü düzenleri (yedâ Ebu Lehep) son bulmalı…

Aksi halde hırsızlık bitmez, soygun sona ermez…

Banka soyana hırsız ve soyguncu diyoruz.

Peki, banka kuran ne oluyor?



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
hasanoktem
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 10 eylul 2006
Gönderilenler: 2837
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasanoktem

 

Maide38 hırsızlığın cezası



__________________
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? ENBİYA 10
Yukarı dön Göster hasanoktem's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasanoktem
 
Saffet Metin
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 07 ekim 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 672
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Saffet Metin

Merhaba arkadaşlar,

Sayın İhsan Eliaçık hocanın bu makalesi ni Kur'ana da , bilime de aykırı buluyorum. 

Makalede anlatılanlar Ekonomiye de, sosyoloji ye de ters. Sadece ütopik.

İnsanlık fizyokrasi (Merkantilizmi de fizyokrasinin bir versiyonu olarak düşünüyorum. ), Kapitalizm, ve Sosyalizm  Ekonomik sistemlerinden geçti.

Fizyokrasi tarım toplumu ekonomisidir. Uygulama dönemi 1770 öncesidir.  Tarım ve emek yoğun manifaktür (esnaf, küçük atelye, küçük ticaret) bir ekonomidir. Finansman ihtiyacı çok değildir. Bu nedenle bankacılık yoktur. Faize ve faizle para verip alanlara kötü gözle bakılır. Bu işleri de Avrupa da zorunlu olarak Yahudilere yaptırmışlardır. Hem zorla yahudilere tefecilik yaptırılıp zengin olmalarına sebeb olunmuş, hem de sonraki Kapitalizm döneminde Yahudilerin zenginliğine tepki olarak Antisemitik akımlar doğmuştur.

Kapitalizm sanayi toplumu ekonomisidir. Temel üretim biçimi Sınai faaliyetlerdir. Bunun için fabrikalar gerekir. Fabrika kurmak için para  ve  girişim gerekir. Mevduat bankacılığı ortaya çıkmıştır. Artık Faize, faizle para verip alanlara kötü gözle bakılmamaktadır. Çünkü Sınai faaliyetlerin kurulmasında ve işletmesinde finansman çok önemlidir. Fizyokrat toplumda para çok önemli değil iken, sanayi toplumunda en önemli şey paradır. İstihdam sorununu çözecek olan girişimci insanların yatırımlarıdır. Bir insanın çok önemli nitelikleri bulunabilir ama girişimci değilse ekonominin imkanlarından maksimum faydalanamaz.

Sosyalist  ekonomi , kapitalizme tepki olarak ortaya çıktı. Serbest teşebbüs ve bankacılığı ortadan kaldırdı. Fabrika kurmak, istihdam sorununu halletmek devletin görevi haline geldi.  Verimsizlik ve hantallık nedeniyle kapitalizm karşısında geri kaldı. 1990 başlarında bütün dünyada terkedildi. Sosyal yönden eğitim, sağlık gibi alanlarda çok olumlu yanları olmasına rağmen, girişimciliği engellemesi motivasyonu öldürdü. İlermeye engel oldu.

 

İslam kapitalizme karşı değildir. Vahşi kapitalizme karşıdır. İslam komünist değildir. Sosyalist düşünceye karşı değildir. Ama insanın ezilmesine, sömürülmesine karşıdır. Zenginin malında fakirin de hakkı vardır. Helalinden kazanmak şartıyla her türlü Zenginlik meşrudur.

Ben bu yazıda girişimci, iş kurmuş, iş başarmış, zengin olmuş kişilerin hırsız gibi nitelendirilmesine karşıyım. Bunları cahilce buluyorum.  Olsa olsa bir ilahiyatçının kendini göstermek, halkın dikkatini çekmek için yanlış bir fikri savunması, tribünlere oynamasıdır.

Bir memleketin en önemli gücünün girişimci gücü olduğuna inanıyorum. Türkiyeyi ilerleten, ekonomiyi büyüten, uluslararası rekabete açan, insanlara iş aş sağlayanlar,  girişimci insanlardır.  Tabii bunlar arasında aşırı giden , insanları ezen, sömürenlere  karşı da gerekli tedbirlerin ekonomi yönetimince alınması devletin görevidir.

Meydan vahşi kapitalizm de boştur, ama modern kapitalizm de boş değildir.

Selamlar,

 

 

 



__________________
Allah Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.
Yukarı dön Göster Saffet Metin's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Saffet Metin
 
UlulEbsar
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 26 mayis 2010
Yer: Micronesia
Gönderilenler: 352
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı UlulEbsar

KİTAP YÜKLÜ EŞEKLER’ (YENİ)

12. Ara, 2010

Kur’an’ın, mal düşkünlerine “aşağılık maymun”…  Yemede kırmızı çizgisi olmayan her türden yiyici takımına “domuz”… Kral/zengin uşağı din adamına “dilini sarkıtarak soluyan köpek”…  dediğini ve şiddetli eleştiriler yönelttiğini gördünüz. (bkz. ‘Allah ile aldatanın önde gideni’ ve  ‘Aşağılık maymunlar olun’ başlıklı makaleler).

Şimdi de “Kitap yüklü eşekler” diye kime diyor onu göreceğiz.

Bazılarınız “Bu nasıl Allah ki kullarına  ‘aşağılık maymun’, ‘domuz’, ‘dilini sarkıtarak soluyan köpek’ veya ‘kitap yüklü eşek’ diye kızıyor, itham ediyor, bu nasıl kutsal kitap?” diyebilir.

Oysa bunlar Kur’an’ın “öfke (gazap) ibresinin” yükseldiği yerlerdir. Buradan neye çok kızdığını anlıyoruz. Bunlar “tefsir mantığı” açısından önemli göstergeler olup şahsen çok önem verdiğim bir “satır aralarını çözme” yöntemidir.

Böylesi öfke ibresinin yükseldiği yerleri iyi inceleyin, hep aynı konu etrafında döndüğünü göreceksiniz…

Bunlardan birisi de “Kitap yüklü eşekler” benzetmesidir.

***

Kur’an’da “eşek” benzetmesi iki yerde geçiyor.

Nuzül sırasına göre gidelim.

İlki “ilk mesajlar” da…

Malum, Kur’an’ın nuzül sırasına göre ilk 37 suresine “ilk mesajlar” diyoruz ki Mekke döneminin üç yıl süren (Ş’ib-i Ebi Talip) amborgosu öncesi yaklaşık ilk altı yılını kapsayan dönem oluyor. Bu dönemin ana karakteri; 37. sureye (Necm) kadar putların isminin hiç anılmaması ve zengin kodamanlardan oluşan 9’lu çeteye (tis’a raht) şiddetli saldırılarla “Lehu’l-mülk” (Mülk Allah’ındır) temasının yoğun bir şekilde işlenmesidir.

İşte “eşek” benzetmesi ilk olarak bunlardan 4. sure olan Müddessir suresinde geçiyor.

Önce sureyi kısaca özetleyelim…

İlk ayetinde peygamberliğinin ilk yıllarında bir ara sessizliğe bürünen Hz. Peygamber’in bu hali “yalnızlığa bürünen” (müddesir) kelimesiyle ifade edildiği için bu adı almış. Sure, Hz. Peygamber’i, açıkça tarihin meydanına atılarak kendini elçi olarak tanıtmasını ve uyanış hareketini başlatmasını ister ve “Kalk ve uyar”, “Rabbini tekbir et (Allahukber’i haykır) diyerek fiili eylem çağrısında bulunur. Mekkeli zengin eleştirisinin en sert yer aldığı surelerdendir. Bu sure ile birlikte Hz. Peygamber dünyayı sarsan o büyük hareketi için meydanlara çıkmıştır. Bu nedenle olsa gerek surenin özellikle ilk ayetlerinin Mekke sokaklarını inleten sarsıcı meydan okumayı yansıttığını görüyoruz.

Surede ele alınan karakter isim verilmeksizin 9’lu çeteden “el-Vahid” (Mekke’nin tek/en büyük zengini) diye bilinen Velid bin Muğire el-Vahid’dir. (Alak ve Mâun surelerinde Ebu Cehil, Leheb suresinde Ebû Leheb gibi ilk 37 sure boyunca bu 9’lu çete tek tek deşifre edilir).

Surenin ilk bölümünde (1-10) Hz. Peygamber’e “Servet (çoğaltma) ve menn (para/servet) beklentisi içinde olma” denilir. (‘En kral’ çevirilerde ‘İyiliği başa kakma’ diye çevrilen.) [Müddesir; 6]

İkinci bölümünde (11-15) Velid bin Muğire el-Vahid deşifre edilir: “Tek başına (el- Vahid) yarattığım o adamı bana bırak. Uzayıp giden mal verdiğim, gözünün önünde oğullarıyla nimetimi döşedikçe döşediğim o adamı… Hala gözü doymuyor; verdiğimden daha fazlasını istiyor.”

Üçüncü bölümünde (16-30) kâr-zarar hesabı yapıp duran bu tüccar karakterin “tanıyın bunları” dercesine ciğeri okunur: “Düşündü, ölçtü, kahrolsun nasıl da ölçtü. Canı çıksın nasılda ölçtü.  Çevresine bakındı, kaşlarını çattı, surat astı. Sonra sırtını döndü ve küstahça böbürlendi…”

Dördüncü bölümünde (31) konuyu hırsızca/arsızca yığdıkları servetlerinden saptırıp metafiziğe postalamak için dalga geçip dillerine doladıkları “ateşin muhafızları”, “19 melek, “Allah ne demek istedi?” gibi topu taca atma mazeretleri tek bir ayetle cevaplandırılır…

Dördüncü bölümde (32-48) cehennem tehdidi gelir. Onların hesap günü “Sizi ateşe sokan nedir?” diye sorulduğunda “Biz (gerçek anlamda) salât edenlerden değildik ve/yani yoksulu doyurmazdık” diyecekleri anlatılır ve “Şefaat’in faydası yok” denir. Buradaki şefaat “Servetiniz sizi kurtaramayacak” anlamındadır.

Şu ayette geçtiği gibi: “Bir kimse kazançları (malı/serveti) yüzünden azabın pençesine düşmeye görsün, o zaman Allah’ın huzurunda O’ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi bulunur. Kendini kurtarma karşılığı her türlü fidyeyi denkleştirse dahi (dünyaları verse bile) kabul edilmez. Çünkü onlar artık azabın pençesine düşmüşlerdir.” (En’am; 6/70).

Böylece surenin son bölümüne (49-56) gelinir.

İşte burada sure “eşek” benzetmesi yaparak biter: “Onlara ne oluyor ki bütün hatırlatmalardan yüz çeviriyorlar? Sanki ‘aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri’ gibiler. Her biri kendisine özel nama yazılı davetiye (sahife) istiyor. Hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar. Hayır! Bu bir hatırlatmadır!”

Daha önce “gözleriyle seni devirecek gibi bakarlar” (Kalem; 48-52) dendiği gibi, burada da hatırlatmayı (zikr) her duyduklarında “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri” benzetmesi yapılıyor.

Allah’a ve ahirete inanan (fakat korkmayan), salât eden, tavaf yapan, hacılara su dağıtan, Kabe’nin örtüsünü değiştiren ve fakat “uzayıp giden mallar”, “gözünün önünde oğullar” ve “döşendikçe döşenmiş nimetler” sahibi olduğu halde “Hala gözü doymayan; daha da fazlasını isteyen” birisi hangi hatırlatma (zikr) sebebiyle aslandan kaçan ürkmüş eşek gibi olur? Hangi hatırlatmayı her duyduğunda sanki gözleriyle devirecekmiş gibi bakar?

Düşünün…

Rivayete göre Mekkeli “kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri” şöyle derdi: “Her birimize gökten, başlığında ‘Alemlerin Rabbi’nden falan oğlu filana’ hitabı bulunan ve içinde Muhammed’in söylediklerine uymamız gerektiğini emreden bir mektup/sahife/kitap gelmedikçe inanmayız.” (Razi, İbn Kesir Kurtubi). “Her biri kendisine özel nama yazılı davetiye istiyor” ifadesi bu iddiaya cevaptır.

Açıktır ki, bu, mal ve oğullar (servet, çevre, nüfuz) sahibi kişinin narsist (kendine hayran) kişiliğini yansıtır. Allah’tan kendine özel davetiye istiyor! Sıradan bir muhatap olmak istemiyor! Sanki Allah’tan kendisine nama yazılı özel hatırlatma (zikr) gelse “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşeği” gibi olmayacak?

Ne kadar da tanıdık (tuzu kuru) bahaneler, değil mi?

***

Kur’an’da “eşek” benzetmesinin yapıldığı ikinci yer ise Cuma suresidir.

Medine’ye gelindiği için ortam değişmiştir. Fakat “öfkenin” yöneldiği karakter ve tiplemeler hayret edilecek şekilde aynıdır.

Yine sureyi özetleyerek gidelim…

Cuma suresi iki bölümden oluşur. Yahudilerden bahseden birinci bölüm (1-8) ve Müslümanlardan bahseden ikinci bölüm (9-11).

Birinci bölüm mülkün sahibi (el-Melik) vurgusuyla başlar. O’nun halkın içinden çıkan (ummî) elçi seçtiği, onun insanları arınmaya (tezkiye) çağırdığı, Kitab’ı ve Hikmeti öğrettiği söylenir. Halbuki daha önce açık bir sapkınlık içinde oldukları ve elçinin onlardan başkalarını da arınmaya, Kitabı ve Hikmeti öğretmeye geldiği haber verilir. Halbuki daha önce Tevrat’ı yüklenenler, yüklendikleri şeyi taşıyamamışlar ve insanlar arasında tabakalaşma ve sınıflaşma yaratarak kendilerini halktan ayırmışlar (min dûni’n-Nâs) ve “Allah’ın velileri” olduklarını iddia etmişlerdir (bkz. Cuma; 1-8).

Kutsal bilgiye sadece kendilerinin sahip olduğu vehmiyle Kitap üzerinde tekel oluşturan bu zümre kendi dışında kalanlara da “ummi” demektedir. Onun için özellikle bölümün girişinde “halkın içinden çıkan elçi” (ummi resul) vurgusu yapılmakta.

Görülüyor ki Mekke’de “Bize üzerinde ismimiz yazılı özel sahife gelmeli” diyen zümre, Medine’de “Biz halktan ayrıca/üstünde (dûne’n-nâs) Allah’ın velileriyiz” imtiyazına dönüşmüştür.

Kabe’nin sorumluluğunu taşıyamayanlar nasıl kendilerini halktan ayırarak imtiyazlı sınıf yaratmışlarsa, halkın geri kalanı ile eşit hale gelmek istemiyorlarsa ve bunu hatırlatanı duyunca “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri” gibi oluyorlarsa, Tevrat’ın sorumluğunu taşıyamayanlar da aynı şeyi yapmakta ve “kitap yüklü eşekler” gibi olmaktadırlar.

“Eşek” benzetmesinin her ikisinde de gerekçe aynı: “Ayrıcalık kibri…”

Mekke’dekiler hacılara su dağıtmakta ve fakat haccın ne anlama geldiğini bilmemektedirler. Dünyanın en büyük “eşitlik gösterisi”ne ev sahipliği yapmakta, Kabe’ye gelen mallara el koymakta, bunu kendilerini zengin etmek için kullanmakta, üstelik bunu yapıyorlar diye peygamberden “özel sahife” isteyecek kadar kendilerini halktan ayırmakta, imtiyaz yaratmakta ve halka tepeden bakmaktadırlar. Genel halkın muhatap olduklarından ayrı kendilerine özel ayet gelmesini istemektedirler. Bu kadar da tuzu kuru, kibirli ve halk düşmanıdırlar.

Medine’dekiler ise Kitap yanlarında olduğu halde halktan koparak Allahın’ın seçilmiş özel kulları (velileri) olduklarını sanmakta ve Kitap üzerine tekel oluşturarak kendi dışındakileri “ummi” (halktan/avamdan) diye aşağılamaktadırlar. Oysa ki Kitap bu türden tabakalaşma, sınıflaşma ve halktan ayrılmaları ortadan kaldırmak (tevhid; birlik, eşitlik) için gelmişti.

Onlar için din artık statü kazanma aracına dönüşmüştür. Kutsal bilgiyi elinde bulundurmak artık onlar için iktidar, mal ve statü elde etmenin aracından başka bir şey değildir.

Mekke’dekiler nasıl “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşeği” gibi ise Medine’dekiler de “ciltler dolusu kitap taşıyan eşekler” gibi olmuşlardır.

Mekke’dekiler “yaban eşeği” gibi ürkektirler çünkü mülklerinin elinden gitmesinden ödleri kopmaktadır. Medine’dekiler ise Kitabı sırtlarında taşımakta ve fakat “katır” gibi kendi bildikleri yoldan gitmektedirler.

Ne Kabe ve hacc onlara eşitliği, ne de Kitap bunlara paylaşmayı/bölüşmeyi öğretememektedir.

***

Ali Şeriatî’nin tabiri ile “eşekleşmeye” (istihmâr) sebeb “ayrıcalık kibri”nden  başka ikinci bir şey daha var.

Her iki surede (Müddesir ve Cuma) vurgulanan bu şey, surenin (Cuma) girişindeki “mülkün sahibi” (el-Melik) vurgusundan da anlaşılacağı gibi, kendinden menkul bu ayrıcalık kibrinin kaynağında yatan mülkiyet hırsı ve mal düşkünlüğüdür.

Müddesir suresinde bu hırs Velid bin Muğire el-Vahid üzerinden anlatılmıştı.

Cuma suresinde ise Peygamber’i hutbede ayakta bırakarak “mal şamatasına” giden Müslümanlar üzerinden anlatılıyor.

Rivayete göre Medineliler alış veriş için şehre bir ticaret kervanı geldiğinde davul zurna çalarak karşılama yaparlardı. Kervanın başına üşüşürler ve pazarlıklar yaparak malları alır-satarlardı. Bu arada davul zurna sesleri arasında bağırıp çağrışmalar olur, şamata çıkardı. Böyle bir kervanın geldiği sırada Hz. Peygamber mescitte hutbe irad ediyordu. Mescittekilerin neredeyse tamamı davul zurna ile bağırıp çağrışmaları (mal şamatası, alışveriş eğlencesi) duyunca hutbeyi yarıda bırakarak çekip gittiler. Hz. Peygamber’i ayakta yalnız bıraktılar. Bu sırada mescitte 8–10 kişi ancak kalmıştı. İşte bunun üzerine Cuma suresinin son ayetleri (9–11) nazil oldu (Razi, İbn Kesir, Kurtubi).

Bu ayetlerin, vurdumduymaz bir edayla “Kitap bizde, nasıl olsa kurtulmuşuz” diye halktan koparak, “Allah’ın velileri” adı altında imtiyazlı bir sınıf/zümre oluşturanların anlatıldığı bölümün hemen altına yerleştirilmesi sizce neyi anlatıyor?

Pek tabi, Kitap yanlarında (hatta peygamber aralarında) olduğu halde yine vurdumduymaz bir edayla “Kitap bizde, peygamber aramızda, nasıl olsa kurtulmuşuz” vehmiyle mal şamatasına gidenlerin de  “kitap yüklü eşekler” gibi olacağını…

Demek ki bunlara da “Kur’an’ı taşıyamayanlar” diyeceğiz.

Görüldüğü gibi Mekke’de eleştirilen Velid bin Muğire’nin durumuna, Medine’de Müslümanlar düşmüştür.

Kitap yanlarında, peygamber aralarında olduğu halde onu taşıyamamışlar, mal mülk şamatasına kapılmışlardır…

***

Öte yandan “ayrıcalık kibrine” ve “mal hırsına” karşı her iki surede de “ölüm” vurgusunun öne çıkarılmasının nedeni acaba ne olabilir?

Çünkü “Ölüm gelinceye kadar hep böyleydik” (Müddesir;47)  veya “Allah’ın ayrıcalıklı/veli kulları iseniz hadi ölümü isteyen o zaman” (Cuma; 6) ifadeleri ayrıcalık kibri ve mal hırsı içindeki zihnin tam bir panzehiridir.

Bu durumda bütün imtiyazlar kaybolur ve sahip olunan her şey yok ulur. Dümdüz edilip eşitlenirsiniz. Aynı mecliste bulunmak bile istemediğiniz, surat asıp öbür tarafa döndüğünüz yoksulla aynı toprağın altına konulursunuz. Onun için ölüm en büyük eşitleyici ilkedir. (bkz. ‘En büyük eşitleyici ilke olarak ölüm’ başlıklı makale).

Demek ki “kitap yüklü eşekler” Kitap yanında olduğu halde işaret ettiği yöne gitmeyen; halka, sokağa, yetimi korumaya, yoksulun yanında olmaya, paylaşmaya, bölüşmeye, eşitliğe, karışmaya, kaynaşmaya gelemeyenler oluyor.  Öyle ki Kitab’ın sadece “fiyatı” ve sağlayacağı  “kariyer” ve “ayrıcalık” onları ilgilendiriyor.

Müddesir ve Cuma surelerinin bana öğrettikleri budur.

Kur’an’ın kime “Kitap yüklü eşekler” dediğini anladınız mı?

Anlamadınız ise benzetmenin yapıldığı Müddesir ve Cuma surelerini bizzat kendiniz okuyunuz.

Okumak yetmez, karşılaştırınız, günümüze getiriniz ve üzerlerinde en az yarımşar saat düşününüz ve “metin üzerinde çalışmalar” yapınız…

***

Şimdi…

Ey Mekke’deki “uzayıp giden mal” sahiplerinin ve Medine’deki “Allah’ın veli kulları” olduğunu iddia edenlerin yerine geçmiş olanlar…

Ey “Ayet bizden bahsetmiyor” diye arkalarına bakanlar…

Ey yoksulla aynı mahallede olmamak için semt değiştirenler…

Ey “V.I.P umre ziyareti… Kabe ayağınızın altında!” diye küstahça ilanlar verenler…

Ey  Kabe’ye (Velid bin Muğire gibi) 120 kilo altın işlemeli örtü asanlar…

Ey eşitlik ritüelinden (tavaf) çıkar çıkmaz kral dairelerinde konaklayanlar…

Ey kaşânelere, villalara, burjlara taşınıp kendilerine halktan ayrı muamele (sahife) isteyenler…

Ey  bir eşeği tutsa önüne koyduğu ot işçisine verdiği asgari ücretden (599 TL.)  daha fazla tutacak olan patronlar…

Ey yanında 20 yıldır çalışan işçisi hala kirada otururken kendisi katlar, yatlar, apartmanlar sahibi olanlar…

Ey fabrikasına bir taraftan mescit açarak, diğer taraftan iftar ve sahur yemekleri vererek işçileri afyonlayan, öte yandan da “İslam’da grev yoktur, sendika caiz değildir” diye kitap bastırıp dağıtanlar…

Ey bu türden kitapları yazan alim taslakları, her biri “zengin soytarısı” haline gelmiş fetva vezneleri…

Ey asgari ücretin kaç lira olduğunu bile bilmeyen “Allah’ın velileri!”

Ey Nuh’a dedikleri gibi “ekâbirân” (büyükler/zenginler) “erâzil” (ayak takımı/yoksullar) ile aynı yerde olamaz, onları yanından kov diyenler…

Ey halkla aynı şeye muhatap olmayı, onların oturduğu yerde oturmayı, onların yediğini yemeyi, giydiğini giymeyi kibirlerine yediremeyenler…

Ey kitabın bilgisine sahip olmayı zenginleşme, sınıflaşma, hiyerarşi ve hegemonya aracı haline getirerek “din mesleği” icra edenler…

Ey yıllardır Velid bin Muğire gibi hacılara su dağıtanlar… Kabe’nin örtüsünü değiştirip duranlar …  Ebu Cehil gibi salât edenler, 40/1 yeter diyenler, abdestsiz yere basmayanlar…

Ey  TV’lerde 1 saat tadil-i erkan (abdest ve namazın kuralları) anlatıp mazmaza (suyu ağızda çalkalama), istinşak (burna su verme) anlatılarıyla, aynlar ğaynlar patlatanlar: “Vay o namaz kılanların haline” ayetine nasıl muhatap olmayacağımızı anlatırken tek kelime “yetimi koruma” ve “yoksulu doyurmaya teşvik”ten bahsetmeksizin, dilimizin yanını azı dişlerimize bastırıp yayarak nasıl “azîîîm” çıkaracağımızı kameranın zoomlamasıyla ağzını aça aça göstererek Mâun suresi tefsiri yaptığını sananlar…

Ey (Kayseri tabiri ile) Kur’an’ın “ıcığını cıcığını” çıkardığı yani tartışılmadık hiçbir konusunu bırakmadığı halde iş “mülk” konusuna gelince “gözleriyle devirecek gibi bakanlar”…

Ey “Asgari ücretle işçi çalıştıranın kıldığı namaz boştur” sözünü duyunca “aslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri” gibi kaçanlar, daha da semtime uğramayanlar…

Ey din ile uğraşmak kendisine entelektüel gevezelik, akademik geveleme, dinci lakırdı, imtiyaz, kariyer, rütbe, titr, makam, mal, para, iktidar, hiyerarşi, cemaat, vakıf getirdiği halde bir türlü en-Nâs’a dönme; sokaktaki yangını görme, kum tepelerinden inip kumlara karışma, paylaşma, bölüşme, kardeşlik, sevgi ve merhamet getirmeyenler…

Ey ruhsuz ve heyecansız kuru kuruya yatıp kalkanlar, şaklabanlıklar, iki yüzlülükler, yalanlar ve birçok mübtezel merasimlerle oyalanıp duranlar…

Ey “Bana özel sahife” veya “Allah’ın seçkin kulu” kasınmasıyla korunaklı evlerde oturanlar, korumalarla dolaşanlar, ellerini öptürenler, eteklerini yalatanlar, cahil ve fakat samimi dindarları kendilerine kıyam, kıraat, ruku ve secde ettirenler…

Ey “Allah Allah” nidaları ile hamile kızın bebeğini düşürenler…

Ey “Bu çocuk hangi suçundan öldürüldü?” diye sorulduğunda vereceği bir cevabı olmayanlar…

Ey dini “muktedir sopası” olarak kullananlar…

Velhasıl ey bütün o dini “zengin eğlencesi” haline getirenler…

Sizin Kitaptaki adınız işte budur: “Kitap yüklü eşekler.”

Yukarı dön Göster UlulEbsar's Profil Diğer Mesajlarını Ara: UlulEbsar
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats