HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an'da İnanç Konuları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an'da İnanç Konuları
Konu Konu: Ayın Yarılması diye bir mucize YOKTUR Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
mrymes
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 27 ocak 2007
Gönderilenler: 16
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı mrymes

peygamber efendimizin mucizesi Kuran değil midir?
Yukarı dön Göster mrymes's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mrymes
 
Alperen
Admin Group
Admin Group
Simge

Katılma Tarihi: 09 nisan 2005
Gönderilenler: 2974
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Alperen

mrymes Yazdı:
peygamber efendimizin mucizesi Kuran değil midir?


Öyle midir? İlahi kitaplar Resullerimizin mucizeleri midir?

Mucizeler ile kurumsal vahiy arasında bariz bir konsept farkı yok mudur?

Mucize ucu açık bir kavram ise denilebilir ki Hz. Muhammed'in varlığı da bir mucizedir. Bu listeye daha birçok şey eklenebilir. Fakat bu başlık altında anlamı belli ve belirli bir kavramdan bahsetmekteyiz.

Üzülmemize ve savunmaya geçmemize gerek yoktur. Çünkü mucizeler ile Resullerimizin değerliliği arasında herhangi bir alaka bulunmamaktadır.

Hele de uydurmalara sarılarak Hz. Muhammed'i yüceltme teşebbüsünün gereği yoktur.

Saygılar




__________________
Yunus 105. Şu da emredildi: "Yüzünü dine bir hanîf olarak çevir. Sakın müşriklerden olma!"
Yukarı dön Göster Alperen's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Alperen
 
mrymes
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 27 ocak 2007
Gönderilenler: 16
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı mrymes

ben kimseyi yüceltme amaçlı sormadım o soruyu..kimin yüce kimin yüce olmadığı bellidir..bizim yüceltmemiz yada yüceltmemeiz bişeyi değiştirmez. ben sadece bildiğim bişeyin doğruluğunu sordum..savunmaya da geçmedim..yaw siz ne kadar da önyargılısınız böyle? kardeşim soru sorulmicak mı burda? siz müslüman değil misiniz? müslüman böyle önyargılı mı davranmalıdır? bir de suçlarcasına? 'uydurmalara sarılarak' gibi basit cümleler kurarak? ne demek bu? ben uydurmalara mı sarılmışım yani?

peygamber efendimizin gözleri ağrıyan hz Ali yi iyileştirmesi bir mucize değil midir? ya da parmaklarından oluk oluk su gelmesi? bir yemek ziyafetinde yemeğin çok az olmasına rağmen bir türlü bitmemesi? ya da mirac a çıkması..Peygamber efendimizin karşıtları ondan her defasında mucize istediler fakat onlara hiçbir zaman istedikleri mucize verilmedi evet.Fakat onlara verilmedi..çünkü onlara mucize gösterilseydi de onlar iman etmeyeceklerdi.nitekim mirac hadisesinde de öyle olmuştur.peygamber efendimizin birkaç dakika yada saat içinde kudüse gidip geldiğine inanmamışlardır.zaten mucizeler de iman eden insanlar için birer ayettir..imanları artsın diye belki de..zira hz ibrahim peygamber, Allah u tealadan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istemiş, Allah u teala ona 'inanmıyor musun?' diye sormuş..Hz ibrahim peygmaber de 'inanıyorum fakat kalbim tatmin olsun' demiştir. yani insan iman eder, hatta gözle görür gibi iman eder. fakat bire bir gözle görmesi daha farklıdır..ama bu yine iman eden insanlar içindir.iman etmeyen yada etmek istemeyenlere gökten sofra da inse bu bir büyüdür diyecekler. selametle

Yukarı dön Göster mrymes's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mrymes
 
mrymes
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 27 ocak 2007
Gönderilenler: 16
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı mrymes

Kuran ı Kerim o devirdeki insanlara göre bir mucize değil midir? peygamber efendimize vahyin gelmesi..yani iman etmek istemeyenlerin gözüyle bakarsak, peygamber efendimiz her gün yada ay ağzında ilginç cümlelerle halkın huzuruna çıkıyor yada her gördüğü müşrike bişey söylüyor..onların bilmedikleri şeyler..hatta peygamber efnedimizin bile bilemeyeceği..hiçkimsenin bilemeyeceği.mesela hz. aişe validemize atılan iftiranın gerçek yüzü nasıl ortaya çıktı? peygamber efendimiz bunu bilmiyordu fakat bildirdi..kuranı kerimde bahsedilen ve o zamanın şartlarına göre hiçbir teknolojiyle bilinemeyecek şeyleri haber vermesi..ve eski kabilelerin helak olmasını da bildirmesi..müşrik birinin gelip peygamber efendimize 'elimde ne olduğunu bilirsen sana iman edicem' deyip peygamber efendimizin 'istersen elindekiler benim kim olduğumu söylesin' demesi üzerine taşların dile gelmesi ve o kişinin BUNA RAĞMEN iman etmemesi, inadından vazgeçmemesi..bunlar mucize değil midir? mucize nedir?
Yukarı dön Göster mrymes's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mrymes
 
imran1990
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 31 ocak 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 7
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı imran1990

size katılmıyorum peygamber efendimizin(s.a.s) bir işaretiyle ay yarılmıştır ve bu dünyanın döt tarafında görülmüştür ve bu kuran_ kerim de bir ayettede geçmiştir olay şöyle olmuştur peygamber efendimiz(s.a.s) müşrikleri islama davet etti ve müşrikler peygamber efendimiz bir mucize gerçekleştirirse imana geleceklerini söylediler peygamber efendimiz efendimiz (s.a.s)  efendimiz allaha dua etti va işaret parmağıyla ayı işert etti ve ay yarıldı bu dünyanın bir yanında görüldü ve müşrikler sözlerini tutmayıp onun büyücü olduğunu söyledir ...........

__________________
allahın selamı üzerinizde olsun
Yukarı dön Göster imran1990's Profil Diğer Mesajlarını Ara: imran1990
 
şeyma
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 03 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 179
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı şeyma

imran1990 Yazdı:
size katılmıyorum peygamber efendimizin(s.a.s) bir işaretiyle ay yarılmıştır ve bu dünyanın döt tarafında görülmüştür ve bu kuran_ kerim de bir ayettede geçmiştir olay şöyle olmuştur peygamber efendimiz(s.a.s) müşrikleri islama davet etti ve müşrikler peygamber efendimiz bir mucize gerçekleştirirse imana geleceklerini söylediler peygamber efendimiz efendimiz (s.a.s)  efendimiz allaha dua etti va işaret parmağıyla ayı işert etti ve ay yarıldı bu dünyanın bir yanında görüldü ve müşrikler sözlerini tutmayıp onun büyücü olduğunu söyledir ...........

Kamer suresi.1.Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Yukarıda bahsettiğiniz hikaye Kuranda geçiyor mu?Geçiyor ise hangi surede anlatılıyor?Ben bulamadım.Yardımcı olursanız sevinirim.Yoksa sadece rivayet edildiği için mi Kurana malettiniz bu hikayeyi.Madem ayın yarılması diye bir olay gerçekten yaşandı o devirde.Ayetin başında kıyamet yaklaştı diyor.O günden bugüne kaç asır geçti.Kıyamet hala neden kopmadı?



__________________
FATİHA: 6, 7/ Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Yukarı dön Göster şeyma's Profil Diğer Mesajlarını Ara: şeyma
 
dost1
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 28 haziran 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 538
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı dost1

Selamün Aleyküm! Değerli Kardeşlerim!

 

Bu başlığı açan ve astığı yazılarla ufkumuzu genişletmeye çalışan Alperen Kardeşimizle birlikte bu başlığa  yazı asan tüm kardeşlerimizden Allah Razı olsun.

 

Bu konu ile ilgili düşüncelerimizdeki ufkumuzu genişleteceğini düşündüğüm bir çalışmayı bilgilerinize sunmak istiyorum.

 

Kamer 1:"Ikterabetis saatu venşakkal Kamer;"

 

Kamer 2:"Ve in yerav ayeten yu'ridu ve yekulu sıhrun müstemirr;"

1, 2. Ayetler:

 

O saat yaklaştı. Ve Ay yarıldı/ yarılacak/ Ay doğdu (her şey açığa çıkarıldı).

Ve onlar  bir ayet görseler hemen yüz çeviriyorlar ve “devam edip giden bir büyüdür” diyorlar.

 

“O saat yaklaştı. Ve Ay yarıldı” ifadesi, rivayet toz dumanı içinde kalmış olan dirayetsiz açıklayıcılar tarafından, Kur’an ayetlerinden (dolayısıyla Rabbimizden) onay almayan bir takım kabullere dayandırılarak açıklanmış, böylece bugüne kadar doğru anlaşılamamıştır.

 

Rivayetlere göre olay:

 

Rivayetler, Hicret’ten beş sene evvel Mekke’de bir akşam vakti dolunay hâlindeki Ay’ın ikiye bölündüğünü, parçaların birisinin dağın üstünde diğerinin de dağın önünde bir müddet durduğunu, sonra iki parçanın birleştiğini ve Ay’ın tekrar eski hâline döndüğünü bildirmektedirler. Olayın özeti böyle olmakla birlikte bazı rivayetler uydurmacılıkta bir hayli ileri gitmişler ve olayı akıl almaz ayrıntılarla süslemişlerdir. Meselâ, peygamberimizin bir parmağını Ay’a uzattığını ve Ay’ın ikiye bölündüğünü, parçalardan birisinin peygamberimizin abasının (ceketinin) yakasından girip kolundan çıktığını ileri süren rivayetler vardır. Maalesef “din kitabı” adı ile Müslümanların arasına sokulan bu zırvalar bu noktalarda da kalmamış, Esma bint-i Amis rivayeti ile Hayber’de ikindi namazını geçiren Ali’nin, namazını vaktinde kılması için batmış olan Güneş’i bile geri getirmek suretiyle zirvelere ulaşmıştır. Ancak biz, bu konudaki rivayetlerin uydurma olduklarını göstermek için avcı hikâyelerine taş çıkartacak kadar uydurma olanlarına değil de, en muteber kabul edilen Sahih-i Buhari’ye bakmayı yeterli görmekteyiz. Buhari, bu olayla ilgili rivayetlere, “Tefsir”, “Peygamberin Alâmetleri”, “Menkıbeler” ve “Ensarın Menkıbeleri” bölümlerinde tekrar tekrar yer vermiştir. Bizim aldığımız örnekler Tefsir Kitabı’ndandır:

 

Rivayet 385:

 

‘...İbn-i Mes’ud  şöyle demiştir. Rasülüllah zamanında ay, iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine Rasülüllah Sa. ‘ŞAHİT OLUNUZ’  buyurdu.

 

Rivayet 386:

 

‘Yine Abdullah ibn-i Mes’ud (R ) şöyle demiştir. Biz peygamberin beraberinde idik. Ay iki parça oldu. Bunun üzerine Peygamber ( S ) bize “ŞAHİT OLUNUZ, ŞAHİT OLUNUZ” buyurdu.

 

Rivayet 387:

 

‘ .....İbn-i Abbas (R ): Peygamber zamanında  ay yarıldı, demiştir.

 

Rivayet 388:

 

‘...Bize Şeyban, Katade’den tahdis etti ki, Enes ibn-i Malik (R): Mekke ahâlisi peygamberden kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Peygamber de onlara Ay’ın yarılmasını gösterdi, demiştir.

 

Rivayet 389:

 

‘......buradaki senette de Enes (R ): Ay iki parçaya ayrıldı, demiştir.

 

Gerek yukarıda naklettiğimiz rivayetler gerekse diğer hadis kitaplarındaki rivayetler, olayın İbn Mes’ud, Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’im, Abdullah b. Abbas ve Ali tarafından anlatıldığını bildirmektedir. Fakat olayın vuku bulduğu tarihte (Hicret’ten beş şene önce), bu kişilerden Abdullah b. Ömer altı-yedi yaşlarında, Enes b. Malik ve Abdullah b. Abbas ise henüz doğmamışlardır. O yıllarda Ali’nin de çocuk yaşta olduğu hatırlanacak olursa, sadece İbn-i Mes’ud’un reşit yaşta olarak olayı görmesi mümkündür. Yani İbn-i Mes’ud bir tarafa bırakılacak olursa, böyle ciddî bir konu bizlere, o tarihte anasından doğmamış, veya beş-altı yaşlarında olan çocukların anlatımları ile aktarılmış olmaktadır.

 

Üstelik biz biliyoruz ki, peygamberimize Kur’an dışında bir mucize verilmemiştir. Zaten, eğer kendisine böyle bir mucize verilseydi, peygamberimizin tüm Mekkelileri çağırıp, mucizesini herkese göstermesi gerekirdi. Çünkü verilen mucizenin gereği ancak böyle yerine getirilebilirdi. Ama gece gündüz peygamberimizin yanından hiç ayrılmamış olan yetişkin, aklı başında sahabeden hiç birinin adı ile bu konuda bir nakil mevcut değildir.

Diğer taraftan, tarih kitaplarında da, Ay’ın ikiye ayrıldığını görüp de İslâm’a giren ya da gördüğü hâlde inanmayan hiçbir akıllı kimsenin adı geçmemektedir. Kaldı ki, böyle bir olay vuku bulsaydı, dünyanın her tarafından izlenmesi gerekirdi ve bu konuda başka görgü tanıkları da olurdu.

 

Esasen, yukarıdaki gibi bir kaç kişinin verdiği haberlere dayanan ve Usul ilminde “Haber-i Vahid” ve “Haber-i Meşhur” denilen haberler, imana ait konularda ve haram-helal konularında delil olarak kullanılamazlar.

 

Yani, sağlam delillere dayanması gereken inanç, “Haber-i Mütevatir” olmayan haberlerle oluşturulamaz.

 

Sonuç olarak bu yanlış inancın hadis kaynağı ÇÜRÜKve

TEMELSİZdir.

 

Aslında biz, yukarıda adı geçen kişilerin böyle bir açıklama yaptıklarını da kabul etmiyor, olayların sonradan uydurulup onlara fatura edildiğini düşünüyoruz. Uydurmalara burada yer vermemizin sebebi ise tamamen teşhire yöneliktir.

 

Kur’an’a göre olay:

 

Yukarıdaki rivayetlere göre olay, Mekke halkının mucize görmek istemeleri üzerine gerçekleşmiştir (!). Ama, Ay’ın ikiye bölünmesi olayının, müşriklerin mucize isteklerine verilmiş bir cevap olduğunu söylemek, hem Kur’an ayetlerinin apaçık anlamlarına ters düşmekte hem de Allah’ın bu son peygamberlik için belirlediği “sadece tebliğ” görevinin dışına çıkmaktadır. Çünkü, rahmeti gereği Rabbimizin somut mucize vermek istemediğini bildiren Kur’an ayetleri, bu iddianın kuyruklu bir yalan olduğunu iftiracıların suratlarına vurmaktadır:

 

İsra; 59: " Ve ma meneana en nursile bil’ayati illâ en kezzebe bihel evvelun* ve ateyna Semuden nakate mubsıreten fezalemu biha* ve ma nursilu bil ayati illâ tahviyfa;"
Ve Bizi, ayetleri (mucizeleri) göndermekten ancak öncekilerin onları yalanlamış olmaları alıkoydu. Ve Semud’a, açık, gözle görülebilir biçimde o dişi deveyi vermiştik de onunla zulmetmişlerdi. Ve Biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.

 

Enbiya; 5, 6:" Bel kalu adğasü ahlamin belifterahu bel huve şaır* felye'tina bi ayetin kema ursilel evvelun;"

"Ma amenet kablehüm min karyetin ehleknaha* efehüm yu'minun;"

             

Bilakis onlar: “Bunlar karmakarışık düşlerdir; yok yok, onu kendisi uydurdu; yok yok o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir mucize getirsin” dediler.

Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler?

 

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığına göre eski toplumlar kendilerine gösterilen somut mucizelere rağmen yalanlamaya devam etmişler ve helâk edilmişlerdir.

 

Rabbimiz de insanların geçmişte ortaya koydukları bu tutumlarını tekrarlayacaklarını bildiğinden, her meydan okuyuşa somut mucize ile cevap vermek istemediğini bildirmektedir.

 

Böylece inanmayanlara bu dünyadaki hayatlarının sonuna kadar, tövbe ederek inanma fırsatı da verilmiş olmaktadır.

 

Zaten peygamberimizin de, Allah’ın bu bildirisine rağmen müşriklerin ısrarlı taleplerine karşı onlara mucize gösterme arzusu içinde olması mümkün değildir:

 

Rad; 38: "Ve lekad erselna Rusulen min kablike ve cealna lehüm ezvacen ve zürriyyeten, ve ma kâne li Rasûlin en ye'tiye bi ayetin illâ bi iznillah* li külli ecelin Kitab;"
                    

Ant olsun ki, Biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve zürriyet (nesil; oğlan-kız çocuklar) verdik. Hiçbir peygamber için Allah’ın izni olmadan herhangi bir ayet getirmek de yoktur. Her ecel için bir yazı vardır.

 

Ankebut; 50:"  Ve kalu levla ünzile aleyhi ayatun min Rabbih* kul innemel ayatü indAllah* ve innema ene neziyrun mübiyn;"          

Ve, “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” dediler. De ki: “Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ve ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.”

 

Ama müşriklerin somut mucize istekleri gerçekten ısrarlı ve abartılıdır:

 

İsra; 90-93:                 

Ve, “Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarında şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi  göğü parçalar hâlinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut  senin altın süslemeli bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak, senin yükselişine, okuyacağımız bir kitabı bize indirmene kadar, asla inanmayız.” dediler. De ki: “Rabbimin şanı yücedir. Ben beşer  bir elçiden başka bir şey miyim ki?!”

 

Müşriklerin somut mucize göstermesine yönelik ısrarlı ve abartılı taleplerine karşılık peygamberimizin, Allah’ın talimatları doğrultusunda onlara, mucize göstermenin görev sınırları dışında kaldığından, mucizelerin sadece Allah katında olduğundan ve kendisinin de sadece beşer (insan kökenli) bir Allah elçisi olduğundan başka bir şekilde cevap vermesi ise mümükün değildir.

 

Müşriklerin ısrarlı ve abartılı talepleri Rabbimiz tarafından ise, Kur’an’ın tek ve yeterli bir mucize olduğunun bildirilmesi suretiyle cevaplandırılmıştır:

 

Ankebut; 51:" Evelem yekfihim enna enzelna aleykel Kitabe yütla aleyhim* inne fiy zâlike le rahmeten ve zikra li kavmin yu'minun;"              

Kendilerine okunan Kitap’ı, Bizim kesinlikle sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.

 

Demek oluyor ki, Rabbimizin peygamberimize verdiği mucize müşriklerin bekledikleri türden bir mucize değil de, mucizelerin en büyüğüdür; anlık bir görüntü, bir olay olmayan ama kıyamete kadar herkesi acz içinde bırakan ebedî bir mucizedir, Kur’an’dır.

 

Bazı Müslümanlar, bunca Kur’an ayetine rağmen, uydurulmuş rivayetlerin karanlığında “Allah isterse neden olmasın?” yaklaşımıyla, yalanlara inanmayı cahilce sürdürmektedirler. Fakat buradaki konu, Allah’ın böyle bir olaya güç yetirip yetiremeyeceği konusu değildir. Çünkü Allah’ın her şeye kadir olduğunda hiç şüphe yoktur. Buradaki konu, böyle bir olayın gerçekten olup olmadığı ve bu olayın Kur’an’dan ve akıldan onay alıp almadığıdır. İnananların yapacakları şey, her konuda olduğu gibi bu konuda da sadece Rabbimizin mesajlarını dikkate almaktır. Aksi takdirde, Allah’ın sonsuz kudretini düşünerek herkesin kendi kafasına göre çeşit çeşit mucize uydurması söz konusu olur ki, böyle bir davranışın İslâmî anlayış ile bağdaşması mümkün değildir.

Netice olarak Ay’ın yarılması hikâyesi, Kur’an açısından da ÇÜRÜK VE TEMELSİZ olup, sadece peygamberimize “sihirbaz” diyenlerin kullanacağı bir malzemedir.

 

Rivayetlerde nasıl çarpıtıldığını gördükten sonra 1, 2. ayetlerin tahliline dönebiliriz.

Bu sure, Tarık suresinin devamı mahiyetindedir. Kur’an’ın Mushaf hâline getirilişi sırasında ayrı sureler olarak adlandırılarak aralarına duvar örülmüş olsa da, ayetlerdeki konular ve bağlaçlar bu duvarları aşmaktadır. Meselâ 2. ayetin başındaki “vav” bağlacı, Tarık suresinin 15. ayetindeki “yekidune” fiili üzerine matuf olup, aradaki parantez içi ifadeler kaldırıldığında cümle şu şekilde olmaktadır: “Şüphesiz onlar oldukça tuzak kuruyorlar -……- ve bir ayet görseler hemen yüz çeviriyorlar ve ‘devam edip giden bir büyüdür’ diyorlar.”

Bu durumda 2. ayetteki “onlar” zamiri ile kastedilenlerin, Tarık suresinin 15. ayetindeki “onlar” zamiri ile kastedilenlerle aynı olduğu, yani Beled suresinin 19. ayetinde bildirilen “ashab-ı meş’eme” olduğu anlaşılmaktadır.

 

O saat yaklaştı

 

Burada yaklaştığı bildirilen “Saat”; kıyamet saatidir. Yani “o saat”; kıyametin koptuğu, herkesin öldüğü ve herkesin hesap verdiği gündür. “Saat” sözcüğü Kur’an’da hep bu anlamda kullanılmıştır.

 

Ve Ay yarıldı.

 

Rabbimizin mesajının doğru anlaşılması ve rivayetlerde olduğu gibi hurafelere sapılmaması için bu cümle üzerinde önemle durulması gerekmektedir.

 

İnşikak (Yarılma)

“İnşikak” sözcüğü, “şakk” sözcüğünün infial babındandır ve mutavaat (etkilenerek uyma) anlamı içerir.

 

Yani “inşikak” sözcüğü ile ifade edilen yarılma, maruz kalınan bir etkiye karşı konmadan, direnç göstermeden, uyum sağlayarak meydana gelen yarılmadır.

 

Bu sebeple önce “şakk” sözcüğü tahlil edilmelidir:

“Şakk” sözcüğü, elde ve yüzde soğuk veya herhangi bir nedenle oluşmuş olan  çatlaklara ad olan “şikak” sözcüğünden gelmiştir.

 

Araplar hayvanların tırnaklarında ve bileklerindeki çatlamaya (hastalığa) “şikak” derledi. Daha sonraları ciltte de her türlü çatlak oluşturan hastalığa “şikak” der oldular.

“Şikak” mecazî olarak da; “ayrılıkçı, tefrika çıkaran, normal düzeni bozan” anlamlarında kullanılır.

“Şakk” ise; “Sad-ı bain (ayırıcı çatlak)” demektir. Otun topraktan çıkışı, çocuğun dişinin çıkışı “şakk” sözcüğüyle ifade edilir.

“Şakk”, “tulû (doğuş)” anlamındadır. Sabahın oluşuna da “şakk-ı subh” denir. Çünkü sabah da karanlıkları çatlatmakta, ayırmaktadır. (Lisan ül Arab c: 5, s: 107)

 

Ragıb el İsfehani ise şöyle açıklamıştır: “Şakk”, “Herhangi bir şeyde meydana gelmiş çatlak”tır.  …  Denilmiştir ki, “Ayın inşikakı peygamber zamanındadır. Ve yine denilmiştir ki “ayın inşikakı, kıyametin kopacağı vakit ortaya çıkacak yarılmadır. Ve yine denilmiştir ki, bunun manası “işin açığa çıkmasıdır.” (el Müfredat  s: 264, “şakk” maddesi)

 

Yukarıdaki her iki sözlükte verilen açıklamalara göre “şakk” sözcüğü, bir elmayı böler gibi bir şeyin ikiye, üçe bölünerek ayrılması anlamına değil, bir şeyin üzerinde yarıkların, çatlakların oluşması anlamına gelmektedir.

 

Nitekim, Bakara; 74, Meryem; 90,   Rahman; 37,   Hakka; 16, Abese; 26 ve İnşikak; 1. ayetlerde de “şakk” sözcüğü, bir şeyin üzerinde veya bünyesinde oluşan yarılmaları, çatlamaları ifade etmek için kullanılmıştır.

 

“Şakk” sözcüğünün bu anlamına göre “Ay yarıldı” ifadesi, Ay üzerinde bir takım yarılmalar, çatlamalar olduğu anlamına gelir ki, Ay’a gidildiği dönemde (1969), orada ayak izlerinin oluşması ve Ay yüzeyinden parça koparılması sebebiyle, bu ayetin gerçekleşmiş olduğu ileri sürülmüştür.

 

Sözlüklerde “şakk” sözcüğünün karşılığı olarak verilen anlamlara rağmen, “Ay yarıldı” ifedesinin, Ay’ın iki parçaya ayrıldığı anlamına geldiğini ileri süren bazı kimseler, sadece yukarıda naklettiğimiz zayıf ve uydurma hadislerden destek alan bu görüşlerine, ayetteki fiilin geçmiş zaman kipi ile kullanılmasını delil göstermişlerdir.

 

Gerçekten de Rabbimiz, ahiret ve kıyamet sahnelerini, fiilleri geçmiş zaman kipinde kullanarak anlatmış ve böylece kıyamet ve ahiretin mutlaka gerçekleşeceğini vurgulamıştır. Bu ifade tarzı günlük hayatta da kullanılmakta, meselâ kişi, yapmaya kesin kararlı olduğu bir işi yapacağını ifade etmek için “o iş bitti, yaptım” şeklinde konuşmaktadır. Bu ifade tarzının Kur’an’daki örnekleri çoktur:

 

Nahl; 1:                       

Allah’ın emri deldi. Onunla yüz yüze gelmekte acele etmeyin. O tüm varlığın tesbih ettiğidir. Onların şirk koştuklarından arınmıştır.

 

Ayrıca; Rahman; 37,   Hakka; 14-16,   İnşikak; 1-5,   İnfitar; 1-4,   Tekvir; 1-14,   A’râf; 38-50,   Zümer; 68-74.

 

Bu yaklaşımla, konumuz olan ayetin anlamı; “Kıyamet yaklaştığında Ay mutlaka yarılacaktır.” demek olup, Hasan-ı Basri, Ebussuud, Osman b. Ata, Nesefî gibi bilginler ve tüm çağdaş bilginler bu anlamı tercih etmişlerdir.

 

“Şakk” sözcüğünün “tulû (doğuş)” anlamında oluşu

Sözcüğün bu anlamı dikkate alındığında ise “Ay yarıldı” ifadesinden; “Ay’ın  doğup ortaya çıktığı ve karanlığı çatlattığı” manası ortaya çıkmaktadır. Şems suresinde “Güneş’i takip eden Ay” ifadesinin; “Kur’an’ı izleyen peygamber” anlamına geldiği hakkındaki saptamamız hatırlanacak olursa, burada da aynı anlamdan hareketle “Ay yarıldı” ifadesinin; “Peygamberin gönderildiği ve açığa çıktığı, onunla da iyi ile kötünün, iman ile küfrün, hidayet ile dalâletin; hepsinin açıklığa kavuşturulduğu” anlamına geldiği söylenebilir. Bir başka ifade ile Ay’ın yarılması; Ay doğduğu esnada karanlığın yarılmasıdır ve bu deyimin manası “durum ortaya çıktı” demektir. Nitekim Araplar, açık olan, belirgin olan şeyleri ifade etmek için ata sözlerinde “Ay” sözcüğünü kullanırlar.

Bu yaklaşımla ve “inşekkat” sözcüğünün mutavaat anlamı itibariyle 1, 2. ayetler şu anlama gelmektedir:

Saat (Kıyamet) yaklaştı. Ve her şey Allah tarafından açıklığa kavuşturuldu.

Ve onlar bir ayet görseler hemen yüz çeviriyorlar ve “devam edip giden bir büyüdür” diyorlar.

 

Yani, saat yaklaşıp Ay yarıldığı, her şey açıklığa kavuşturulduğu hâlde, gördükleri mucizelerden yüz çeviriyorlar, olacak olmadan akıllanmıyorlar, akıbeti düşünmüyorlar. Gördükleri mucizelerden ibret alacakları yerde “süregelen bir sihirdir” diyerek yüz çeviriyorlar.

 

Buradaki “ayet” sözcüğü; “hayret verici alâmet, olağanüstü durum, mucize” anlamına gelmektedir. Kural olarak şart cümlesinde yer alan nekreler, olumsuz cümlelerdeki nekreler gibi umumî (genel) mana ifade ettikleri için buradaki “ayet” herhangi bir mucize anlamındadır ama, her türlü mucizeyi de içine almaktadır.

 

Bu durumda “Öteden beri süregelen bir sihirdir” diyen müşriklerin, gördükleri hiçbir ayeti, hiçbir delili, hiçbir mucizeyi dikkate almadıkları vurgulanmış olmaktadır.

 

Kur’an’dan başka bir mucize görmedikleri için, müşriklerin gördüğü söylenen ve dikkate almadıkları mucizeler; Kur’an ayetleridir. Hatırlanacak olursa müşriklerin bu tavrı daha evvel Müddessir suresinde konu edilmişti:

 

Müddessir; 24:         &nb sp;

Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka bir şey değil.”

 

Burada “süregelen” olarak çevirdiğimiz sözcüğün orijinali “müstemir” olup, sözcük birden çok anlama gelmektedir:

-   Sözcük; “Devam eden” anlamına gelir ki, zaten gelen vahyler ve yapılan tebliğler kesintisizdir, süreklidir, devam etmektedir.

-   Sözcük, “el-mirretu” sözcüğünden türemiş olup; “güçlü” manasına gelir.

-   Sözcük, “el-miraretu” kökünden türemiş olup “öd kesesi” manasına gelir. Buna göre ifade; “Bu, acı, tadı bozuk bir sihirdir” manasında olur.

-   Sözcük; “geçici, geçip giden, zeval bulan” anlamındadır ve bu anlama göre sihirin geçiciliği, sürekli olmadığı vurgulanmış olur.

 

Bize göre sözcüğün; “sürekli, devam eden, süregelen” anlamı uygundur. Çünkü müşriklerin “büyü” olarak niteledikleri ayetler süreklidir, kesintisizdir. Müşrikler kendilerine tebliğ edilen ayetlerin özünü araştırmaya yanaşmamakta ve anlamlarına sırtlarını dönmektedirler. Bir delile ve kanıta dayanmadan sırf keyfî arzularına uyarak, gördükleri ayetleri ve ayetlerin ortaya koyduğu gerçekleri irdelemeden, düşünmeden yalanlamaktadırlar.

 

Doğru anlayabilmek maksadıyla surenin başından beri üzerinde çalışma yaptığımız ilk iki ayetteki kısa ve öz mesajı Rabbimiz, Enbiya suresinde detaylandırmıştır:

 

Enbiya; 1-15:               

İnsanlar için hesap yaklaştı. Onlar ise aldırmazlık içinde, yüz çeviricidirler.

Rablerinden kendilerine gelen her yeni öğüdü/ hatırlatmayı ancak oyun yaparak ve kalpleri eğlenerek dinlerler. Ve o zalimler aralarında şu fısıltıyı gizlediler: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Artık görüp dururken büyüye mi gidiyorsunuz?”

(Peygamber): “Benim Rabbim gökte ve yerde her sözü bilir. Ve O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir” dedi.

Bilakis onlar: “Bunlar karmakarışık düşlerdir; yok yok, onu kendisi uydurdu; yok yok o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir mucize getirsin” dediler.

Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler?

(Ey Muhammed!) Biz, senden önce de kendilerine vahyettiğimiz birtakım kişilerden başkasını elçi olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden sorun hemen!

Ve Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık. Onlar sürekli kalıcılar da (ölümsüz) değillerdi.

Sonra biz onlara o vaadi (verdiğimiz sözü) yerine getirdik. Böylece onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Aşırı gidenleri de helâk ettik.

Ant olsun, size, öğüdünüz sadece onun içinde olan bir kitap indirdik. Hâlâ aketmeyecek misiniz?

Biz zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra da başka milletleri var ettik.

Öyle ki onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman ondan hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.

“Hızlı hızlı kaçmayın; içinde şımarıp azdığınız yurtlarınıza dönün. Belki sorgulanacaksınız!”

(Onlar da): “Yazıklar olsun bizlere! Biz gerçekten zalimler imişiz” dediler.

İşte onların bu çağrıları, onları biçilmiş bir ekin ve sönmüş ocak (kül) hâline getirinceye kadar son bulmadı.

Kaynak: İşte Kur'an (Hakkı Yılmaz.)

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.

 

En doğrusunu bilen Allah'tır.

 

Sevgi,saygı ve muhabbetle.

 

Allah'a emanet olunuz.

 

Yukarı dön Göster dost1's Profil Diğer Mesajlarını Ara: dost1
 
şeyma
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 03 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 179
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı şeyma

Sevgili dost1;

Emek vererek,hazırlamış olduğunuz yazıdan ötürü Allah sizden razı olsun..

Konu başlığını açan sayın Alperen konuyu zaten çok güzel bir biçimde açıklamış..Şahsım adına söylemem gerekirse,böyle bir mucizenin gerçekleştiğine dair inancım hiçbir zaman var olmamıştı.Zikredilen onca kelama,bizzat açıklamalı olarak halen  mucize olduğunu savunan kişilere özellikle imran1990 a hitaben sormuştum sorularımı.İnşallah kendisi sizin astığınız yazıyı okur da mucize olmadığı konusunda yüreği kanaat getirir.SELAM,

 



__________________
FATİHA: 6, 7/ Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Yukarı dön Göster şeyma's Profil Diğer Mesajlarını Ara: şeyma
 
imran1990
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 31 ocak 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 7
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı imran1990

KAMER SÛRESİ

 

Kur'ân-ı Kerim'in ellidördüncü sûresi. Ellibeş âyet, üçyüzkırkiki kelime, bindörtyüzonüç harften ibarettir. Fasılası tâ harfidir. Sûre, hicretten önce müşriklerin mucize istemeleriyle ayın yarılması mucizesi gösterilmiş fakat inkârcılar sihir olduğunu ileri sürüp mucizeyi yalanlamaları sonucu nazil olmuştur. Sûre, adını birinci âyette geçen "el-kamer" kelimesinden alır.

Sûre, başından sonuna kadar peygamberleri yalanlayanların içinde bulundukları korku, kalplerinin sarsılması ve onlara karşı takınılacak tavırlarla doludur. Buna karşı müslümanların huzur ve güven içinde oldukları belirtilir. Sürede birbirini izleyen bölümler halinde peygamberleri yalanlayanların başına gelen azab ve kötülük sahneleri anlatılarak insanların düşüncelerine hitab edilir. Onların gerçeklerden kaçmalarına karşılık Allah onları azab ve tehditle sarsmakta, sonuçta ise hidayete ermiş müslümanlara müjdeler vermektedir.

Bu sûrede Rasûlüllah (s.a.s)'ın davetine karşı inatçı bir tavır takınmalarından dolayı kâfirler ikaz edilmektedir. Ayın yarılması mucizesi, Hz. Peygamber (s.a.s)'in haber verdiği kıyametin gerçekliğine ve yakın olduğuna apaçık bir işarettir.

"Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı. Eğer (o kafirler, Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğine delil olan bir âyet (mucize) görseler, (düşünmekten ve iman etmekten) yüz çevirirler ve; "devam edip giden (veya gelip geçici) bir sihir (dir) " derler" (el-Kamer, 293, 1-2).

Ay gibi büyük bir küre, inkârcıların gözü önünde yarılmış ve iki parçaya ayrılmıştır. Öyle ki, bir parçası dağın bir tarafında bir parçası da dağın öbür tarafında görülmüş ve sonra tekrar birleşmiştir. Bu olay kâinatın ezelî ve ebedî olmadığının açık bir delili olarak inkârcıları sarsmıştır.

"Onlar (Peygamberleri) yalanladılar ve (şeytanın kendilerine süslediği) hevâlarına uydular. Halbuki her emir (hayır ve şer her iş, takdir edilmiş ve) karar kılmıştır. Andolsun ki onlara (Kur'ân'da geçen eski kavimlerin haberleri ve âhiretle ilgili âyetler olduğu gibi) kendisinde (nehyedilen şeylerden ve inat ve kibirden) alıkoyacak mühim şeyler bulunan haberler gelmiştir. Kur'ân yeterli bir hikmettir. (Eğer ona iman etmezlerse, azabın gelmesinde onlara peygamberlerin) izhar (korkutma)ları) fayda vermiyor" (3-5).

Burada kâfirlerin tebliği ve daveti anlamadıkları, tarihten ders almadıkları ve âyetleri açıkça gördükten sonra dahi inanmadıkları vurgulanmaktadır.

"Öyleyse sen onlardan yüz çevir; o çağrıcının ne tanınmış, ne görülmüş bir şeye çağıracağı gün. Gözleri zillet ve dehşetten düşmüş olarak, sanki etrafa yayılıp serpilen çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kâfirler derler ki, bu oldukça zorlu bir gün" (6-7).

Onlar kıyamet günü, kabirlerinden çıkıp, mahşer meydanında Allah'ın huzurunda koşarak gidecekleri zaman inanırlar. Ancak o zaman... Daha sonra kâfirlere Nuh, Ad, Semud ve Firavun kavimlerinin tarihlerinden örnekler verilerek bu kavimleri, peygamberlerini yalanlayarak azaba uğratıldıkları ve kötü sona ulaştıkları anlatılmaktadır. Kur'ân-ı Kerim bu azaba uğratılan kavimlerin isimlerini tek tek vermekle insanların ibret almalarını ister ve Allah Kur'ân-ı Kerimi öğüt-ibret-ders alınsın diye indirmiştir: "Andolsun ki biz Kur'ân-ı düşünmek için kolaylaştırdık. O halde (onu okuyup iman ederek) düşünen (öğüt alan) biri var mı?" (17).

Kur'ân-ı Kerim, geçmiş toplumların ibret verici tarihlerine değindikten sonra, kâfirleri şu şekilde tehdid etmektedir: "Daha önceki toplumlar da sizler gibi inat içerisinde inkârlarında diretiyordu da Allah onları azaba uğrattı. Şimdi sizler de önceki toplumlarda olduğu gibi inkarımızda diretirseniz karşılaşacağınız sonuç, farklı olmaz. Bu Allah'ın bir va'didir. Eğer bunun böyle olmasını işlemiyorsanız, câhiliyyet hayatını bırakınız. Şayet kendinize güveniyorsanız veya güvendiğiniz güçleriniz varsa getirin onları, Allah'ın bu kuralından hangi müşrik toplum kurtulmuştur? Sizleri zelil edecek ve dizleriniz üzerine çöktürecek olan vakit uzakta değildir. Haberiniz olsun ki, kıyametteki durumunuz daha da kötü olacaktır..."

Sûreyi diğer sûrelerden ayıran en ayırıcı özellik, zaman zaman korku ve ibret sahneleriyle dolu, geçmiş kavimlerin helâk edilme tablolarına yer vermesinin yanında zaman zaman da ümit ve müjdeleyici davet sahnelerini ihtiva etmesidir. Sûrenin tamamında sıkıntılar içerisinde yalvarıp duran insanların içinde bulunduğu korkunç azabın anlatımı yanında, böyle bir şeyin olmayacağını söyleyerek onları yalanlayanların durumları gözler önüne serilir. İnkârcıların bu seyirlerinde, kendi durumlarını görüyormuşçasına, inen darbeleri hissetme tablolarına karşılık böyle bir durumun kendilerine gelmeyeceğine inanan insanların durumunun daha da korkunç bir azabı gerektirdiği kaydedilir. Onları yakalayan azaptan söz edilir. Sûre yedi bölüm boyunca bu tür sahneleri peşi sıra tekrarlarken, sonlara doğru bambaşka bir hava ve bambaşka bir hale bürünür.

"Şüphesiz ki suçlular sapıklık ve çılgın ateşler içindedirler. O gün yüzleri üstü ateşe sürüldüklerinde "Cehennemin tadını tadın " denir. Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır" (48-49).

"Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (54-55) bu fevkalade durum, huzur ve sükûnete işaret ediyor. Çünkü burada yer alan muttakiler "cennetlerde ve ırmakların başındadırlar."

Sûrenin sonunda Allah'ın kıyâmet günü için bir hazırlanmada bulunmadığı, O'nun bir emrinin her şeye kadir olduğu ve O'nun "ol" emrine karşı gelinemeyeceği bildirilmektedir. Ancak kâinatın nizamı ve insanoğlunun kaderi tayin edilmiş olduğundan, dolayısıyla herşey taktire bağlıdır. Kıyamet, kişilerin isteğine bağlı değildir. Eğer inkârcılar kıyamete inanmıyorlarsa diledikleri gibi davransınlar. Fakat bilmelidirler ki herşeyi bilici olan Allah onların durumlarından haberdardır. Sadece Kur'an ve Sünnet yolunda yaşamayı amaç edinerek Allah yolunda yürüyen takva sahiplerinin, muttakilerin yeri Cennettir.



__________________
allahın selamı üzerinizde olsun
Yukarı dön Göster imran1990's Profil Diğer Mesajlarını Ara: imran1990
 
barış
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 13 eylul 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 339
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı barış

Selam,

Kuran'da, Hz.Muhammed'den müşrikler sürekli mucize istemekteler, ve peygamber de her defasında bunlara olumsuz yanıt veriyor. Ayetlerle bu husus apaçık ortadayken, zorlamalarla Kuran dışı zayıf ve çelişkili rivayetlerle peygambere illa ki mucize atfetmek çok çok tehlikelidir.

İlla ki mucize isteyen müşrikler, zamanı gelince rivayetlerle mucize işini bu şekilde çözmüşler herhalde. Kuran'ı sarıp sarmalayıp tozlanmaya bırakanlar da, Kuran'da apaçık belli olan ve deflarca geçen hususlarda bile, en zayıf rivayete inanmayı tercih ederek, ne yazık ki bu müşriklerle bir anlamda aynı noktada (bilgisizliklerinden) buluşmuş oluyorlar. Bu da çok acı bir şey.

Saygıyla.

Yukarı dön Göster barış's Profil Diğer Mesajlarını Ara: barış
 

<< Önceki Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats