| Gönderen: 04 kasim 2008 Saat 10:18 | Kayıtlı IP
|
|
|
selam,
Yeminlerle ilgili alternatif meal denemesi. (Konuşabiliriz)
Kur'an'ı Kerim'deki yeminlere alternatif meal denemesi
Belağat kitaplarında Meani bölümünde isnad (yüklem) mahiyetine göre iki kısma ayrılmıştır; haber isnadı/bildirme isnadı ve dilek isnadı/inşâ isnadı yani Cümle-i Haberiyye ve Cümle-i İnşâiyye'dir. Haber/Bildirme İsnadı/Yüklemesi ;
a.) İbtidai Haber: Dinleyici tarafından şüpheye düşülmeksizin kabul edilen haber veya Kelam/Söz işiten tarafından itirazla karşılaşmazsa veya Kelamın sahibi öyle bir zanna düşüp karşısındakini ikna çarelerine baş vurmazsa İlkel/İbtidai Haber meydana gelmiş olur.
b.) Talebi Haber: İşiten sözü söyleyenin doğruluğuna inanmazsa veya tereddüdle karşılarsa İstemeli/Talebi haber meydana gelmiş olur. Bu takdirde halin gereği sözü pekiştirmektir/Te'kid. Bazen söz sahibi de anlattığının işiten tarafından şüpheyle karşılandığını düşünebilir. Bu durumda da söz pekiştirilir/Te'kid. İşitenin sözün doğruluğuna kanaat getirmesi için "Gerçekten", "Hakikaten", "Şüphesiz" Te'kid amaçlı söylenir.
c.) İnkar-i Haber: Sözün anlamı (delâlet ettiği kavram) işiten tarafından asla kabul edilmediği zaman inkar bildirmesi meydana gelir. "Mutlaka", Elbette" Te'kid amaçlı söylenir.
d.) İsrar-i Haber: Pekiştirmeye/Te'kid'e rağmen işiten sözün doğruluğunu, inkardan vazgeçmediği durumda ısrar bildirmesi meydana gelir. Söz ancak yeminle halin gereğine uygun düşer. "Vallahi", "Billahi" Te'kid amaçlı söylenir. İnkâr ve ısrar apaçık (bedihi) hükümler üzerinde olursa, pekiştirme veya yemin gerekmez.
· Kur'an'ı Kerim ve Te'kid/Pekiştirme:
Yukarıda bahsi geçen Talebi, İnkari ve Israri Haberlerde pekiştirme için kullanılan "Gerçekten, hakikaten, şüphesiz, mutlaka, elbette" ifadeleri Türkçe'dir. Kur'an'ı Kerim çevirilerinde okuyucular yukarıdaki bu ifadelerle karşılaşırlar. Kur'an'ı Kerim'i orjinal metinden okuyanlar yukarıda geçen ifadelerin, bazı Te'kid edatlarıyla ifade edildiğini "İnne, enne, lam, nun, kad, lekad gibi" veya "Zaid harflerle" yapıldığını bilirler. "Kasem/yemin" edilerek veya kasem "vav"ı kullanılarak da Tek'id/ pekiştirme yapılır. Yine 'Tefsir usulü'ne ait kitaplarda "Aksamu'l-Kur'an" başlıklı bahislerde ve müstakil eserlerde "Kur'an'ı Kerim'deki yeminler" konu edinilmiştir. Kur'an'ı Kerim'de yeminlerin sebebi olarak özetle "Araplar bir sözün te'kidini istediklerinde yemin ederlerdi. Kur'an'da onlarca yemin olarak kullanılan kelimelerle nâzil olmuştur. " Denmiştir.
· Kur'an'ı Kerim'den misaller:
Bu başlık altında yukarıda yazdıklarımıza misal olacak beş ayeti Latince yazılışıyla seçtik;
1. "İnnes safa vel mervete min şeairillah" (2:158)
2. "Ve beşşirillezine amenu ve amilus salihati enne lehüm cennatin tecri min tahtihel enhar." (2:25)
3. "Ve lekad ahidna ila ademe min kablü fe nesiye ve lem necid lehu azma" (20:115)
4. "Veşşemsi ve duhaha." (91:1)
5. "Fe ve rabbis semai vel erdi innehu lehakkum misle ma ennekum tentikun" (51:23)
· Kur'an'ı Kerim'de yeminler:
Kur'an'ı Kerim'de yeminle başlayan surelere bakıldığında Mekke dönemi inen sureler olduğu görülecektir. Misal olması açısından Kalem, Leyl, Fecr, Duha, Asr sureleri böyledir. Yine misal olması için bu surelerde "Kalem, Leyl, Fecr, Duha, Asr, Adiyat, Necm, Şems, Buruc, Tin, Zeytin"e yemin edilmiştir. Bu yeminlerin büyük çoğunluğu 'Vav'ı kasem'le yapılmıştır. Yine 51:23, 10:53, 15:92, 19:68, 4:65, 64:7, 70:40 ayetlerinde sure içinde "vav"ı kasemle yemin edilmiştir.
a.) Şems suresi 1-8 ayetler ve Türkçe meallerden misaller:
Misal: Şems suresi 1-8:
· Veşşemsi ve duhaha, Velkameri iza telaha. Vennehari iza cellaha Velleyli iza yağşaha, Vessmai ve ma benaha, Vel'ardi ve ma tahaha. Ve nefsin ve ma sevvaha. Feelhemeha fucureha ve takvaha.
· Meallerden misaller:
1. Muhammed Esed (çevirisi):
· "Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün ve güneşi(n ışığını) yansıtan ayı! Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün ve karanlığa boğan geceyi! Gökyüzünü ve onun hârika yapısını düşün ve yeryüzünü, onun (uçsuz bucaksız) genişliğini! İnsan benliğini düşün ve onun nasıl (yaratılış) amacına uygun şekillendirildiğini; ve nasıl ahlaki sorumluluk bilinciyle de donatıldığını"
2. Yaşar Nuri Öztürk:
· "Yemin olsun Güneş'e ve ışığının parladığı kuşluk vaktine, Onu izlediğinde Ay'a, Onu iyice açtığı vakit gündüze ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye. Göğe ve onu kurana, Yere ve onu döşeyene. Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene. Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,"
3. Ahmet Tekin:
· "Andolsun, güneşe ve kuşluk vaktindeki parıltısına. Andolsun, güneşin peşinden geldiği zaman aya! Andolsun, güneşi açtığı zaman gündüze, Andolsun güneşi bürüdüğü zaman geceye. Andolsun gökyüzüne ve onu yükseltip düzenleyerek, tavan olarak inşa edene! Andolsun yeryüzüne ve onu döşeyerek yerleşmeye, yaşamaya elverişli hale getirene! Andolsun nefse, insana ve onu yaratılış amacına uygun olarak şekillendirene! Andolsun nefsi, insanı ahlaki zaaflarla, vicdan azabıyla, Allah'a sığınma, emirlerine yapışma günahlardan arınma, azaptan korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla özgürce şahsiyetini geliştirme, dini ve sosyal görevlerinin bilincinde olma kabiliyetiyle donatana!"
4. R.İhsan Eliaçık:
· "DİLE GELSİN güneş! Dile gelsin yaydığı aydınlık! Dile gelsin güneşe ram olmuş ay! Dile gelsin açıkça açan gündüz! Dile gelsin örttükçe örten gece! Dile gelsin o görkemli yapısıyla gökyüzü! Dile gelsin o uçsuz bucaksız genişliğiyle yeryüzü! Dile gelsin titrenerek yaratılan can! Dile gelsin günahı da sevabı da esinleyen ilham ki;"
Yukarıda misallerini verdiğimiz iki meal (Y.N.Ö ve A.T) aşağıdaki şu suallerin zihinlerde oluşmasına mani olamamaktadırlar;
" Yemin şayet Mümini inandırmak için yapılmışsa, Mümin zaten yemine ihtiyaç duymaksızın, Allah kelamının doğrudan doğruya tasdik eder, kafiri inandırmak için yapılmışsa, bu yeminin kafire bir faydası olur mu?.
Allah'tan başkasına yemin etme, nehyedildiği halde, mahlukata nasıl yemin edilir?
Yemin eden değer verdiği şeyler üzerine yemin eder. Allah'ın fevkinde değer verilecek hiçbir şey mevcut değildir. O halde Allah'ın yemin etmesi ne demektir?
Arap'ların yemin etmesi anlaşılır bir şeydir fakat Allah(a.c)'in yemin etmesi nasıl anlaşılmalıdır?"
Merhum Esed(mealin çevirisi) ve İhsan Eliaçık, bir çok Türkçe çeviride olmayan alternatif çeviri yapmışlardır. "Vav'ı Kasemleri" Esed "Düşün", Eliaçık "Dile gelsin" olarak çevirmişlerdir. Esed, ilk anlatan özne olarak Muhammed(a.s)'ın "düşün" emrine muhatab olduğunu '(Ve) yemin edatının' kendisinden sonra belirtilen gerçeğe ya da gerçeğin kanıtına ağırlık kazandırmak için yemin kadar ağır ve güçlü bir iddia ve isbat ifade ettiğini, bu nedenle "Düşün" şeklinde çevirdiğini söyler. Eliaçık, "Dile gelsin" ifadesi için mealinde bir açıklama bulamadık. Yalnız Zariyat suresinde dipnotlarda "Esen yeller dile gelsin" ifadesini "harfi harfine 'savurarak savuranlara yemin olsun' " şeklinde notlandırmıştır. Eliaçık, yemin edilen şeylerin "dile gelmesinin", Esed ise anlayan öznenin yemin edilen şeyleri "Düşünmesini" anlamışlardır. Elbette bu iki meal için bir şeyler söylenebilir.
b.) Şems Suresi 1-8 Alternatif meal:
Şahid olsun, Güneş ve onun aydınlığı,
Şahid olsun, güneşin ardından doğan Ay,
Şahid olsun, Gündüz, güneşin çıkmasıyla aydınlanıyor.
Şahid olsun, Gece, güneşin batmasıyla kararıyor.
Şahidtir, Sema ve onu bina eden
Şahidtir, Yer ve onu döşeyen
Şahid olsun Nefs ve (şahidtir) onu şekillendiren
nefsin Takvasını ve Fücurunu ilham eden.
Yukarıda "and olsun", "Yemin olsun", "Düşün", "Dile gelsin" şeklinde meallendirilen "vav"ları biz "şahidtir, şahid olsun" diye meallendirdik. İlahi Kelam'ın "Ay'ı", "Güneş'i" veya diğerlerini "mesajına şahid kıldığını" yani bu mesaja sadece insanları değil, yeri ve göğü "ilahi Kelam'a" şahidliğe çağırdığını düşünüyoruz. Bir iki misal daha vererek meramımızı netleştirelim;
· "Vel asr, innel insane le fi husr, illellezine amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakki ve tevasav bis sabr." (103:1-3)
"Şahid olsun akıp giden zaman, gerçekten insan husran içindedir. Ancak iman eden, doğru davranan ve Hakkı Sabırla tavsiye edenler müstesna"
· "Velleyli iza yağşa. Vennehari iza tecella. Ve ma halekazzekere vel'ünsa" (92:1-3)
"Şahid olsun, karardığın da gece, Şahid olsun aydınlandığında gündüz. Şahidtir erkekle dişiyi yaratan"
· "Vessemai zatilbüruci. Velyevmilmev'udi. Ve şahidin ve meşhudin." (85:1-3)
"Şahid olsun, burçlara sahib sema, Şahid olsun, vaad edilen gün. Şahid olsun, Şahidlik eden ve şahidlik edilen."
· "Fe ve rabbike le nes'elennehum ecmeiyn" (15:92)
" Şahidtir Rabbin, Onların hepsine soracağız"
· "Ya Sin . Vel kur'anil hakiym. İnneke le minel murseliyn" (36:1-3)
"Ya Sin. Şahid olsun, Hikmetli Kur'an. Elbette sen gönderilenlerdensin"
· "Fe ve rabbis semai vel erdi innehu lehakkum misle ma ennekum tentikun" (51:33)
"Şahidtir, Göğün ve Yerin Rabbi, elbette o haktır tıpkı sizin konuşmanız gibi"
Misallerde görüldüğü üzere Muhammed(a.s)'ın elçiliğine adeta her şey Şahid olmuştur. Yani "Son mesaj", öncelikle kelamın sahibi ve her şeyin Şahidliğinde "Son elçiyle" Ademoğullarına iletilmiştir. Yerde ve gökte olanlar, İns ve Cin'in "ilahi kelam'a" şahidliğinden sonra elbette Ademoğulları için büyük mahkemede hiçbir mazeret olmayacaktır. Zaten yemin etmenin amacı yemin edilen şeyi "şahid tutmak, şahid kılmak" değil midir? Bu nedenle Yerin ve göklerin Rabbi Allah(a.c) kelamına her şeyi şahid tutmuştur. Ve/Veya yerde ve göklerde olanlar tek bir Allah(a.c) olduğuna şahidlik etmiyorlar mı? Doğrusunu Allah(a.c) bilir, bu anlayış üzere "vav" edatlarını, "vav'ı Kasemleri" biz Allah(a.c)'in yemin etmesi olarak değil, Allah(a.c) her şeyi insana şahid tutması olarak anlıyor ve böyle yorumluyoruz.
"Allah, gerçekten ilah o olduğa şahitir; Melaike ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve hakim O'dur ancak ilah" (3:18)
Cehd bizden Te'vfik Allah(a.c)'den
__________________ Tanrı'ya inanan adam olmak kolay, ve fakat Tanrı'nın inanacağı adam olmak zor!
|