HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Hükümleri ve Kavramları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Hükümleri ve Kavramları
Konu Konu: KUR’AN’I,DOĞRU ANLAMAYA ,ENGEL FAKTÖRLER Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
hatırlatıcı
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 31 temmuz 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 201
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hatırlatıcı

KUR’AN’I, DOĞRU VE SAĞLIKLI ANLAMAYA , ENGEL    FAKTÖRLER

                     

Genel olarak

          

     Hayatı bütün yönleriyle kuşatan, sadece inananlara değil, bütün insanlığa doğruyu gösteren  inananların, varlık alemindeki eşyaya ve hadiselere bakışlarına ölçü getiren ilâhi kitap[1]  Kur’ân açıklanırken, kendisinden hükümler çıkarılırken –görebildiğimiz kadarıyla- iki ana yol izlenmiştir.

 

     Ya Kur’ân’ın, muhataplarına sunduğu gerçekler ve verdiği direktifler, hayatta karşılaşılabilecek durumlara göre tespit edilmiş veya ilk önce Kur’ân’ın ihtiva  ettiği emirler, yasaklar ve sair konular belirlenip, bu belirlemenin ardından onun prensipleri hayata geçirilme yoluna gidilmiştir.

      

    Şurası açıktır ki, Kur’ân’ın anlaşılmasında ve ondan hükümlerin çıkarılmasında esas olarak ister Kur’ân alınsın, isterse yaşanan hayatın problemleri; her iki halde de odak nokta Kur’ândır. Çünkü Kur’ân, bütün görüşlerin sağlanmasının yapılacağı bir kitap olmak durumundadır. Dolayısıyla haricî faktörlerin etkisiyle önceden edinilen görüşlerin, ne olursa olsun Kur’ân’a onaylatılmak istenmesi, Kur’ânı, tâbî olunacak bir rehber olmaktan çıkarılıp tâbî olan durumuna düşürür.

     

    Kişileri, bu tür affedilmez bir hataya düşürerek, onları, Kur’ân’ı kıstas,ölçü, noktası olmaktan çıkarmaya kadar götürebilen etkenleri, iki grupta mütalaa etmek mümkündür: Biri hissî (subjektif), diğeri metodiktir. Yani biri, insanın iç dünyasıyla ilgilidir ki bu, belirli ekollere bağlılığın tezahürü önyargılı oluştur. Diğeri ise, daha çok akıl ve muhakemeyle ilgilidir ki bu da, Kur’ân’ı anlamaya çalışırken tutulan yanlış metoddur.

     

    Kur’ân’ı incelerken bu iki hatadan da mutlaka kaçınmalıyız. Şimdi bu iki hatayı ele alıp değerlendireceğiz.

 

1 – SÜBJEKTİFLİKTEN(Önyargılı Olmaktan) KAYNAKLANAN  HATA

        

    İlimde sıhhatli sonuçlara varmanın temel taşlarından birinin, objektiflik ilkesi olduğu, tartışmasız herkesçe kabul edilen bir husustur. Kur’ân’ın kendi bütünlüğü içinde anlaşılmasının vazgeçilmez esaslarından biri, belki de en önemlisi, Kur’ân’a önyargısız yaklaşmaktır. Hissî yaklaşımlarda kişiler önceden kabullendikleri sonuçlara ulaşacaklardır.O zaman gerçekler herkese göre değişecektir.


      Bu bakımdan hele, kendisini Allah katından gerçek olarak takdim eden Kur’ân’ın[2] anlaşılmasında ve yorumlanmasında vazgeçilmez esaslardan biri, önyargıdan uzak durma ilkesidir. Aksi takdirde en doğruya ulaştırdığı iddiasındaki ilâhî kelâm’ı[3] insanların peşin hükümle yorumlamaları onun indiriliş gayesinin gözardı edilmesi demektir ki bu da, Kur’ân’ın rehber kitap olma özelliğini zedeler.

        

         Biz burada,önyargılı olunmamalı demekle, Kur’ân’ı yorumlayanların, Kendilerinin veya görüşlerini benimsedikleri önceki âlimlerin fikirlerini esas alarak değil, Kur’ân’ı, Kur’ân’ın düşünce sistemi içinde anlamalarını kastediyoruz. Bu tavrımız o âlimlerin tefsir ve yorumlarından hiç yararlanılmaması anlamına alınmamalıdır. Doğal olarak Kur’ân’ı kendi bütünlüğü içinde anlarken öncekilerin mesailerinin neticesi olan birikimden istifade etmemek de, onların her söylediklerinin daha başından bir kenara atılması demektir ki, böyle bir tutumda önyargılılıktır. Çünkü Kur’ân’ın düşünce yapısına aykırı düşmemek kaydıyla her hangi bir yorumdan faydalanmakla o yorumun körü körüne benimsenmesi ayrı ayrı şeylerdir. Yeri gelmişken söyleyelim: Elbette önceki yorumlardan da istifade edeceğiz. Ancak bu, âlimlerin fikirlerini peşinen kabul etmek olmamalıdır.Onların fikirleri Kur’ân’ı anlamamızda derinliğe ulaşmak için yardımcı unsurlar olmalıdır. 

  

      Bilindiği gibi Kur’ân’ın, Konuları alışılagelmiş te’lif esasları doğrultusunda verilmeyip, genellikle ayrı ayrı yerlerde ve değişik Siyâk-sibâk çerçevelerinde işlenmesi, okuyucu da ilk bakışta Kur’ân’da birbirleriyle çelişir ifadeler varmış gibi bir intiba uyandırabilir. Bu tür ifadeler sevkedildikleri  mana ortamı içerisinde ele alınıp, irtibatlı oldukları başka Kur’ân bölümleriyle de bir arada değerlendirildiğinde te’lif edilmeleri mümkün olabilecek iken, taassuptan dolayı, birbirine zıtmış gibi görünen pasajların sadece birine itibar edip ötekini gözardı etme tutumu her zaman görülegelmiştir.

     

     Oysa Kur’ân, kendi ifadesiyle, yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi, bütünlüğü içerisinde çelişkiden uzak bir kitaptır. Bu sebeple onun yapısını kavramanın yolu, hiç şüphesiz, bütünlük içinde, taassuba düşmeden, önyargısız bir tutumdan geçer.

    

      Tarihte ve günümüzde Kur’ân’ı, kendi fikrî temayüleri, düşünceleri istikametinde, peşin hükümcü bir tavırla tefsir etmek isteyenler eksik olmamıştır. İslamda bilhassa siyasî ve itikadî fırkalaşma hareketlerinin başlamasıyla Kur’ân çoğu zaman önyargılı tefsir edilme yoluna gidilmiştir.

 

      Kur’ânın üstünlüğü ve yüceliği, hiç şüphesiz, islamî bir gaye ile ortaya çıkan bütün gruplarca tartışmasız olarak kabul edilmiştir. Bundan hareketle  hemen bütün itikadî ve siyasî hatta fıkhî fırka mensupları, savundukları fikirlerini Kur’ân’la temellendirmek, onun desteğini kazanmak istemişler; dolayısıyla onda kendileri için bir takım dayanak noktaları bulma gayreti  içerisine girmişlerdir. Buda onları, bazı prensipleri önceden değişmez doğrular olarak kabul edip, kelamın sevkedildiği mana ortamına uygun düşüp düşmediğini dikkate almaksızın, Kur’ân lafızlarını o doğrultuda yorumlamaya sevketmiştir. Öyle ki bazı taklitçi kişiler, seleflerinin (geçmişlerinin) fikirlerine muhalif bazı ayetler kendilerine okunduğunda ayetleri kabul  etmemişlerdir.

     

    Çeşitli fırka mensuplarının tuttukları bu yol, kendilerini çoğu kez yanlış yola sürüklemektedir. Hepsinin metodunda mezhep, değişmez, mihver olarak kabul edilmiş, Kur’ân ise şu veya bu mezhebe uyulması için te’vil edilmiştir. Daha doğrusu adeta mezhep ve fırkaların fikirleri, Kur’ân’ın manasına zorla kabul ettirilmiş ve ona hakim kılınmıştır. Bu durumun tabîî neticesi, varoluşlarında, yaşayışlarında Kur’ân’a dayanan ve onun kendi kitabı, fikirlerinin kaynağı olduğunu iddia eden, ona tutunduğunu ve onun prensiplerine sarıldığını ileri süren fırkalar, İslâm’a hizmet gayesini gerçekleştirmek için tek bir fikir etrafında birleşememiş, o mezhebe karşı bu mezhebi desteklemek, bu fırkayı te’yid edip, ötekini çürütmek gibi birbirine zıt fikirleri savunmuşlardır.

     

     Pek tabiîdir ki, önyargılı bu yaklaşımlar, Kur’ân bütünlüğünün gözardı edilmesi sonucunu doğurmuştur.Kur’an   bütünlüğü dikkate alınmayınca, hemen herkesin, Kur’ânda kendi doğrularına dayanaklar bulması da son derece kolaydır. Çünkü Kur’ân’ın ifadeleri birbirlerinden bağımsız olarak ele alınırsa bunun için son derece müsait bir zemin oluşabilmektedir. Bunun ise Kur’ân’ı anlayışta –bilhassa temel konularda- ihtilafı alabildiğine körükleyeceği aşikardır. Nitekim hemen hiçbir tarihte ihtilafların önü alınamamıştır.

     

     Mesela,Eş’ari El-İbânesinde,Allah’ın meşîetiyle (dileyip-ettikleriyle) ilgili ayetleri incelerken bu konuda, sadece kendi cebr(zorlama) görüşünü destekleyebilecek ayetleri zikrederek sadece şu ayetleri dikkate almaktadır : “O her istediğini yapandır.” Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi.” “Dileseydik herkese hidayet verirdik”“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” Allah dilemedikten sonra, artık sizin dininize dönmemiz bize yakışmaz.”[4]

    

     HALBUKİ (insanın yapıp ettiklerinden sorumlu oluşu, inanıp inanmama konusunda seçme hürriyeti,    Allah’ın asla haksızlık etmeyeceği[5] gibi hususları ifade eden diğer ayetleri göz önüne almaması bir yana, Allah’ın dilemesiyle ilgili bir çok ayeti bile görmemezlikten gelebilmiştir.[6] İnsanı imtihan için yaratan Allah, sorumluluk için  insanda sınırlı yaratma gücünü yaratmıştır.(Bkz.3/49; 5/110; 23/14;29/17; 37/125; 38/7.)

 

       Burada bir hususu belirtmeden geçemeyeceğiz.; önyargılı olmak, şahsî kanaat ve inançları odak noktası yapmak, sadece itikadî, siyasî ve fıkhî mezheplerden herhangi birine mensup kimselerle sınırlı değildir. Ayrıca önyargılı bir yaklaşımla Kur’ân’ı  yorumlayanların mutlaka bilinen bir gruba mensup olmaları  da gerekmez.

    

    Pek tabidir ki  insan ,yaratılışı icabı, çevresinde olup bitenden etkilenir insan öncelikle içinde yetiştiği  ailenin  etkilerini üzerinde taşır,aldığı eğitim ve öğretimden ,iş muhitinden,arkadaşlarından, okuduğu kitaplardan, fikir akımlarından, ilmi  ve teknolojik gelişmeye paralel olarak her geçen gün  değişime uğrayan sosyal hayattan, ilgi alanına giren sahalardaki  gelişmelerden, hasılı, ilişkisinin söz konusu olduğu her şeyden etkilenebilir.

     

    Kişilerin bu etkileşim ortamı içerisinde değişik görüşler taşımaları gayet tabidir.  Kur’ân’la ilgilenenler, Kur’ân’ı yorumlamamaya ve açıklamaya çalışanlarda haliyle – Kur’ân’ın sunduğu  mesajlar bakımından evrenselliğide göz önüne alınırsa- çok değişik muhitlerde, değişik hayat tarzlarının hüküm sürdüğü bölgelerde yetişmiş insanlar olarak farklı bakış açılarına sahiptirler.

      

    Ancak herkesin ön kabullerle Kur’ân’ın işlerine gelen pasajlarına sımsıkı sarılarak bir sonuca varmaları yanlıştır. Görebildiğimiz kadarıyla parçada kalınıp bütünlük gözardı edildiği müddetçe Kur’ân’da hemen her görüş sahibinin kendisine hak verdirecek dayanaklar bulması mümkündür.

       

      Fakat bu konuda tek amaç, Kur’ân’ın doğrularının doğru olarak alınması ve taşınılan düşünce ve inançların, onun bütünlüğü içinde sağlanmasının yapılması olursa, Kur’ân odak nokta olarak alınmış olur ve herkese göre Kur’ânî doğrular yerine, Kur’ân’ın kendi doğruları ön plâna çıkar. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Kur’ân kendisini, çelişkiden uzak bir kitap olarak ilan ettiğine göre[7] Kur’ân’ı anlamaya çalışanların, asıl gayeleri, Allah’ın hedef olarak gösterdiği çelişkisiz tutarlılığa ulaşmak için gayret etmek olmalıdır.

 

  

2 - METODDAN  KAYNAKLANAN   HATA

Kur’ân’ı, Kendi Fikri Sistemi İçinde Yorumlamamak

       

Bilindiği üzere, ilahî hayat talimatlarının en son ve en mükemmeli olan Kur’ân -kendi ifadesiyle- insanlığa hayat veren onları aydınlatan Din adına her şeyi detaylı bir şekilde açıklayan en doğruya ve en iyiye ulaştıran hakikatın kendisi olan rahmet kaynağı  bir kitaptır.[8] Sayısız özellikleri olan Kur’ân’ın gönderiliş gayesini tek bir cümlede şöyle özetleyebiliriz:

      

     Kur’ân bütün insanlara hem dünyada hemde ahirette mutlu olabilmenin yollarını göstermek için indirilmiştir.

      

     Yukarıda da temas ettiğimiz gibi, Kur’ân’ın çeşitli konuları, kendisine has üslupla sunduğu bir vakıadır.Mesela itikat esaslarını sunarken, bunlara inanılmasını, ruhlarda tesirini istiyor ve davranışlarda da tezahürlerini bekliyor. Yani, inancın, aynı zamanda hayata aksetmesini istiyor.

     

     Kur’ân Allah bilgisinin edinilmesi için, insanlara sadece nazarî plânda kalan kuru bilgiler sunmuyor. Aksine O’nun tanınması, bilinmesi ve kulluk edilmesi gereken, yaratan, kollayıp gözeten, sürekli diri olan, her şeyi gören, her şeyden haberdar olan ve her şeyi bilen bir varlık olarak zihinlere yerleştirmek istiyor.

    

    Kur’ân, hukukî bir durumu açıklarken yine dikkatleri, inanç noktasına çekmekte, Allah’a ve ahiret gününe iman duygusunu tazelemektedir.[9]

   

     Kur’ân, dikkatle ve önyargısız incelendiğinde onun kendisine has bir fikir örgüsüne sahip olduğu ve iletmek istediklerini, kendi kavram ve kalıplarıyla takdim ettiğini görmemek mümkün değildir. Her ilmin her düşünce sisteminin, her dünya görüşünün, her izm’in , genel-geçer kavramlar dışında kendisine has kalıpları olması nasıl yadırganmıyorsa,  Allah katından gerçek olarak indirilen[10] Kur’ân’ın da bütün insanlığa bir rehber kitap olması hasebiyle, kendisine has kalıplarının ve prensiplerinin olması  son derece tabiîdir.

    

     O, insan zaaflarını dikkate alarak, ana prensiplerinden taviz vermeden esnekliğe sahip bir sistem oluşturmaktadır. Bu sebepten Kur’ân mutlaka yine kendi sistemi ve kendi terminolojisi içerisinde anlaşılmalıdır. Çünkü her hangi bir ilim dalına baktığımızda, o ilmin, kendisine has terminolojisinin olduğunu ve kendi sistematiğini oluşturduğunu görmekteyiz.

 

      Yine her ilim dalının, kendilerine komşu ilimlerle münasebetleri olsada, yine belli bir sahayla ilgilendikleri ve birbirlerinin sahalarına girmemeye çalıştıkları bir vakıâdır. Aynı şekilde her fikir sisteminin, temel hareket noktaları olduğu gibi, kendi bünyelerini ayakta tutan prensiplerini ifade için kullandıkları ıstılahları vardır. Onlar bu kavramları, kendileri oluşturmakta, o kavramlara çeşitli muhtevalar yüklemekte ve kendilerini öz kalıpları içinde sunmaktadırlar.

      

      Kur’ân’ın, insan düşüncesini   hangi konulara yönlendirdiğini, dikkatleri nelere çektiğini anlayabilmek için önce Kur’ân’ın, düşünme,araştırma, tefekkür etme gibi anlamları karşılamak için kullandığı,“ فَكَرَ FEKERE” نَظَرَ NEZERE” VE ” دَبَرَ DEBERE” köküden türeyen bazı kelimelerin kullanıldıkları  ifadelere ve bunların siyâk-sibâk’ına bakmakla işe başlayalım. Söz konusu ifadeleri incelediğimizde Kur’ân’ın, insanın aklını düşüncesini ve muhakemesini belli konulara yönlendirmekte olduğunu, zihnî gayretlerini bu konulara yönlendirmelerini istediğini görmekteyiz.

       

    Kur’ân, bir yandan dikkatleri, Allah’ın varlığının ve kudretinin belgelerini bünyesinde taşıması bakımından görünen varlık alemine[11] ve insanın kendi iç dünyasına çekerken[12] (öte yandan da yine Allah’ın okunan belgeleri olan ve insana en doğruyu gösteren Kur’ân’a çekmektedir.[13] Gerçekten Kur’ân, muhataplarının, araştırma ve incelemelerini bu gibi konularda yoğunlaştırmalarını çeşitli vesilelerle çoğu zaman emir sîgasıyla vurgulamaktadır.[14]

      

     Durum böyleyken Allah’ın zâtının mahiyeti hakkında düşünmeye davet eden pasajlar bulamayışımız son derece dikkat çekicidir. Bunun yanında Allah’ı, çeşitli vesilerle tanıtan, onun nitekliklerini anlatan ifadeleri görebilmekteyiz.[15]

      

     Acaba Allah Teâla, neden kendi zatının keyfiyetinin araştırılması değil,de sadece Kur’ân’da verdiği şekliyle kendisinin tanınması ve kulluğun sadece kendisine yapılmasını istemektedir? Bu konu gerçekten düşünmeye değer. Kur’ân, insanoğlundan görünmeyene ve keyfiyeti kavranamayana, yani gayba inanmasını istiyor.[16] demek ki Kur’ân’a göre iman ğaybadır. Görünene ve mahiyeti beşerî imkanlar dahilinde kavranabilene iman söz konusu değildir. Zaten bilmekle iman etmenin farkı buradadır. Mahiyeti bilinen ve görünen bir şeye inandım demeye hiç gerek yoktur. Çünkü o, bizatihî görülmekte ve bilinmektedir. Allah’ın zatı mahiyetine ait düşünmeye sevkedilmeyişin  sebeplerinden biri bu olsa gerektir.

     

     Ayrıca beşerî olanın İlâhî Zâtı göremeyeceğini ve kavrayamayacağını, Hz. Mûsa’nın bu konudaki talebinin neticesinin anlatıldığı Kur’ân pasajında görebiliriz.[17] Peygamberlerin bile Allah’ı Zatı itibariyle değil, ancak yaptıkları ve kainattaki tecellileri itibariyle tanıyabildikleri de Kur’ânî bir gerçek olarak karşımızdadır.[18]

      

    Zaten O’nun Zatının mahiyeti, insanın zorunlu olarak bilmesi gereken hususlardan da değildir. İnsan, Allah’ı, O’nun kendisini Kur’ân’da tanıttığı şekilde bilmekle mükelleftir. Bunun ötesinde, gaybın sınırlarını zorlamaya çalışmanın, Kur’ânî tabirle gaybı taşlamanın[19] zandan öte bir değer ifade etmeyeceği aşikardır. Kur’ân zanla, sağlam temellere dayalı bilgiyi birbirinden ayırdığı gibi[20]  düşünmekle hayal kurmanın arasını da ayırmaktadır.[21] Allah hakkında  temelsiz fikir yürütmeleri hiçbir zaman zandan   ve tahminden öteye  geçmeyeceği   ortadadır.[22]

      

    Kur’ân’ın sözünü ettiğimiz konuların keyfiyeti üzerinde düşünülmesi hakkındaki olumsuz tavrına rağmen yine bu konularda fikir yürütülmüştür. İşin asıl önemli yanı şu ki bunlar, Kur’ân’la temellendirilmeye çalışılmış ve Kur’ân’ın problem etmediği konular, müteşabih (benzeşmeli) ayetlerin de etkisiyle Kur’an’dan kaynaklanan problemlermişçesine ele almışlardır (“müteşabih” ve “muhkem” kavramları bilindiği üzere Kur’ânî kavramlardır ve  Âl-i İmran Sûresi’nin 7. ayetinden anlayabildiğimiz kadarıyla müteşâbih ayetler, birkaç tarafa çekilebilir ayetlerdir. Bu bakımdan Kur’ân anlaşılırken bunlara uyup te’vile kalkışmak yerine, Kur’ân’ın anası tabir edilen, Kur’ânî sistemin vazgeçilmez belirleyicileri olan muhkem ayetleri, ölçü olarak almak gerekir.Yani fitneye değil anaya(muhkeme)tevil(döndürmek)gerekir. Muhkem,müteşabih konusunda da Kur’ân’ın kendi bütünlüğü içinde, kendi sistemi içinde anlaşılması yerine, haricî cereyanların problemleri doğrultusunda ve ön yargıyla Kur’ân’a yönelinmiş olunmasıdır. Bu olumsuz yaklaşımın revaç bulmasında en büyük payın, kelâmcılar, felsefecileri ve bunları körü körüne takip eden önyargılı mezhep mensuplarına ait olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu incelememiz esnasında gördük ki, Kur’ân’ın belirli konulardaki zihniyetini çarpıcı bir şekilde aksettiren ifadeler Kur’ân’a önyargısız yaklaşıldığında aramaya bile gerek kalmadan kendisini belli etmektedir.)

      

     Kur’an, kulluğun esaslarını belirlemekte ve insana nesnelere, hadiselere topyekün hayata bakış açısı vermektedir. Öte yandan onu, kulluğunu zedelemeyecek konularda da serbest bırakmaktadır ki insana bahşedilen bu saha son derece geniştir.

     

     Müslümanların Kur’ân’ı, her şeye müdahil bir niteliğe büründürmeleri, ona olan saygılarının bir ifadesiydi. Fakat bu durumda Kur’ân’ın dışında tutulması gereken konuların âdeta Kur’ân’ın eli uzatılarak onun bünyesinde tartışılması söz konusu olmaktaydı. Bu ise Kur’ân’ın değerini yüceltmek yerine onu basite indirgemektir. Tabiatiyle, Kur’ân’a  bu şekilde yaklaşılmasının sonucu onun bütünlüğünün  zedelenmemesi  düşünülemez. Teferruata   boğulunca  bütüne varmak imkansızlaşır.

       

     Yukarıda anlatmaya çalıştığımız yaklaşım tarzı, yani Kur’ân’ı her şeye müdahil bir kitap durumuna sokmak ne kadar büyük bir hata ise, Kur’ân dışı faktörlerin belirleyiciliği sonucu oluşan meseleleri, temel çıkış noktası alarak Kur’ân’ı  yorumlamaya çalışmak da o derece, hatta daha büyük bir hatadır.  Birincisi Kur’ân’ın alanını genişletip onu, Kur’ân dışı alanlara müdahil kılmak; ikincisi, Kur’ân dışı olguların Kur’ân’a müdahelesidir. Her ikisinde de alan tecavüzü söz konusudur ve her ikiside Kur’ân’ın bütünlüğünü zedeler.

      

     Kur’ân, fonksiyonel olması hasebiyle meselâ, örnek insan ve ideal bir sosyal yapı önermekte ve bunun yollarını göstermektedir. Gayet tabiîdir ki, belli bir coğrafyada var olanla Kur’ân’a göre varolması gereken, her zaman ayniyet arzetmez. Meselâ, gayr-ı Kur’ânî dinamikleri olan bir çevre, o çevredeki sosyo-kültürel yaşantı ve genel kabul görmüş değer yargılarının bir kısmı esas alınarak Kur’ân’ın yorumlanması, onun bütünlüğünü ihmale yol açar.

      

      Yukarıda temas ettiğimiz gibi, insanların, yaşadıkları çağın, bağrında yetiştikleri kültürün ve onun değer yargılarının izlerini taşımaları yadırganacak bir şey değildir. Fakat, eğer Kur’ân’ı anlamaya ve açıklamaya çalışan insan, içinde bulunduğu sosyokültürel yapının özelliklerini odak  noktası yaparak Kur’ân’a yönelirse o zaman durum değişir. Çünkü Kur’ân, bir manzumedir ve bu manzumeyi önce bir bütün olarak ele alıp ana çizgileriyle Kur’ânî şablonu ortaya koymak gerekir. Yoksa belli bir sosyal bünyede pratik değeri söz konusu değilse, Kur’ân’ın bazı özel belirlemelerini kaldırmaya çalışmanın bir anlamı yoktur. Çünkü Kur’ân belli birtakım olgulara uyan ve uydurulabilen bir kitap değil, aksine kendisine uyulması Allah tarafından istenen İlâhî bir kitaptır.[23]

      

   Dolayısıyla her ne suretle olursa olsun bu tür yaklaşımlar, Kur’ân’ı anlarken düşülen metodik hatalardır.

     

  Kur’ân ilimlerinin, Kur’ân’ın anlaşılması hususundaki fonksiyonlarının tek tek veya  bir bütün olarak incelenmesine ihtiyaç vardır. Acaba bunlar gerçekten sadece müfessire yardımcı olacak, Kur’ân’ı çeşitli yönlerine ait hazır ve faydalı ön bilgiler mi vermekte, yoksa müfessiri belli noktalarda şartlandırmakta mıdır? Veya Kur’ân’ı anlamaya çalışanların enerjisini gereksiz bilgi yığınlarında tüketmekte midir? Bu tür sorular cevap aramaktadır. Bunun için Kur’ân ilimlerinin Kur’ân’ı anlamadaki yerinin araştırılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

     

     Bu konuda bazı noktalara temas etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı, Kur’ân ilimlerini diye tabir edilen bilgileri ön planda tutarak inceleyen alimler Kur’ân’ın belirli yönlerine ağırlık verdikleri için kişileri belli noktalarda şartlandırmışlar veya en azından potansiyel olarak şartlandırabilecek bir yol izlemişlerdir.

     

    Meselâ, Kur’ân’ın zamirlerininin, ism-i işaretlerinin ve ism-î mevsûllerinin, hangi şeylere ve hangi şahıslara râcî olduğunu kendisine konu edinen Mübhemâtu’l- Kur’ân ilmi, bir yönüyle belli hiziplere mensup kişilerin kolaylıkla Kur’ân’ı istismar etmelerine kapı aralamış, diğer taraftan da  Kur’ân araştırıcılarını, Kur’ân’ın indiriliş gayesinden uzaklaştırarak, Kur’ân’ın bir bütün olarak anlaşılmasında onun muayyen konulardaki zihniyetinin kavranmasında en ufak katkısı olmayacak konularla uğraştırmıştır.



[1] (Bakara 185 ,  Âl-i İmran 138 ),

[2] (Bakara 26, 144, 149, 176; Al-I İmran 3, 60,;Nisâ 105; Maide 48; En’am 114;Yunus 94; İsra 105)

[3] (İsrâ 9),

[4] (Hud107 ,Buruc16), (Bakara253), (Secde13), (İnsan30 Tekvir29), (Araf89),

[5] (Âl-i İmran 182; Enfal 51; Hac 10; Fussilet 46)   (Bakara 256; Yunus 99; Kehf 29) (Âl-I İmran 182; Enfal 51; Hac 10; Fussilet 46)

[6] (Eş’ari El-İbâne, s. 10)

[7]- (Nisa 82)

[8]- (Şura 52 ) (Maide 15; Hadid 9; Teğabün 8; Talâk 11) (Nahl    89) (İsra 9) ( Bakara 147; Âl-I  İmran 5; Râd 1;İsra 105) (Yûnus 57; İsra 82,Fussilet 44)

[9]- ( Bakara 228, 278; Âl-I İmran 175 Nisâ 59; Maide 23, 57; En’am 118; Araf 85; Enfal 1; Tevbe 13; Nur 2,) 

[10] (Bakara 147; Âl-İ imran 60 Rad 1; İsrâ 105)

[11] (Âl-i İmran 191; En’am 50; Yunus 101; Yusuf 109; Nahl 11,69; Ra’d 3; Rum 9,50, Fatır 44; Mümin 21,82; Casiye 13; Kaf 6)

[12] Rûm 8,21; Zümer 42; Fussilet 53; Haşr 18, Talâk 5);

[13] (Bakara 219, 266; Nîsa 82; Maîde 75; Yunus 24; Ra’d 3; Nahl 44;  Mü’minûn 68,Sâd 29; Muhammed 24; Haşr 21)

[14] (Yûnus 101; Haşr 18; Talâk 5)

[15] (Bakara 20,173,255; En’am 102; Tevbe 78; Hûd 107; Ra’d 16; Hicr 28; Enbiyâ 23; Hac 62; Ankebût 5; Lokman 30; Sebe 23,48; Zümer 62; Mümin 62; Şûra 11,12 51;Tâhrîm 3; Bürûc 16; İhlâs 1-4)

[16] (Bakara 3; Maide 94; Fatır 18; Yâsîn 11; Kâf 33; Mülk 12)

[17]  (Araf 143;Enam 103)

[18] (Bakara 260)

[19] (Kehf 21)

[20] (Nisa 157; En’âm 116, 148; Yunus 36,66; Câsiye 24)

[21] (Bakara 111; Nisâ 123)

[22] (Al-i İmrân 154)

[23] (Araf 2, )

 



__________________
ALLAH'IN EVRENSEL HAK DİNİ = Aklı doğru modda kullanarak yaratıcının bizde yarattığı yaratma yetisini işleterek yapımızdakileri sistematize edip ,kendimizle ve doğayla uyumlu bir yaşam sürmektir
Yukarı dön Göster hatırlatıcı's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hatırlatıcı Ziyaret hatırlatıcı's Ana Sayfa
 
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

 Selam kardeş,
  Yazı sizinmi,yoksa alıntımı bilmiyorum ama pek kapsayıcı olmamış.Aslında Kuran hayatın içinde inen ve yaşanan hayata müdahale eden bir kitap olarak varolduğundan esas sorun anlamada değil,yaşantıya uygulamadadır.
  Ben hayatımı Allahın kitabına uydurma ve onunla hemhal olması çabası verdiğim müddetçe o kitap bana kendini açacak,zaman içerisinde yaptığım hatalar yine zaman içerisinde yapılacak ilahi müdahaleler ile düzelip en doğrusuna doğru evrilecektir.
   Bırakalm şu Kuranı anlama mücadelesi adı altında onu nesneleştirmeyi de artık onu özne kabul edip onun belirlediği çerçevede bir yerden başlayıp yaşama aşamasına geçelim ne dersiniz?



__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

 sayin hatirlatici,

   Kuran tarafindan muzzemmil suresinde belirtilen ,tebtil ve tertil incelendiginde bu iki hususun  vahye yaklasim sarti olarak  takdim edildigini goruyoruz.

 Tebtil; Herseydan uzaklasarak-bosalarak yonelmek. Tertil; yerli yerince,duzenlemek,uygunluk.

 Risaletin  henuz baslarinda daha ayetler sayfalari gecmezken  bu yontemin sunulusu dikkate sayandir. Icraatlerin isabetliligi cok derin anlayislar gelistiginde mumkun oldugundan,Yuce Allah hem resulune hem de ona inanmis bir avuc insana, gonderdigi vahye  ve onun mesajinin ihtiva ettigi hususlara yaklasim metodu sunmustur. Biz kendimizi bundan mustagni gormeden ayni yaklasim tarzini benimseyerek tatbik edersek,iste o zaman  maksadi ilahiyi  kavramak bahtina erisiriz.

Saygiyla

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

Tertil ile ilgili olarak hatirladigim baska bir ayette Furkan/32  Bu ayette  Kafirlerin ,Kuran'in hepsinin bir defada  indirilmesi gerekliligi tartismasina karsilik ,

 ".....Boylece onunla senin kalbini saglamlastiriyoruz ve onu geregince(indiriyoruz)."  cevabi verilmistir. Isra suresi 105 ve 106 da da indirilis duzeni uzere bilgi edinilebilir.

saygiyla

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
dost1
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 28 haziran 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 538
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı dost1

Selamün Aleyküm! Değerli muhliskul Kardeşim!

 

muhliskul Yazdı:

Tertil ile ilgili olarak hatirladigim baska bir ayette Furkan/22  Bu ayette  Kafirlerin ,Kuran'in hepsinin bir defada  indirilmesi gerekliligi tartismasina karsilik ,

 ".....Boylece onunla senin kalbini saglamlastiriyoruz ve onu geregince(indiriyoruz)."  cevabi verilmistir. Isra suresi 105 ve 106 da da indirilis duzeni uzere bilgi edinilebilir.

saygiyla

Allah Razı olsun! Önemli bir konuya parmak basmışsınız.

Sözünü ettiğiniz ayet Furkan 32 olacak.

Bu şekilde sunulduğunda da sunulanların ne durumda olacaklarını sergileyen ayetler İsra 105-108 de.

Ne güzel anlatmış Rabbimiz olan Allah değil mi?

Kusursuzluk sadece Allah'a özgüdür.

Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

Sevgi,saygı ve muhabbetle.

Allah'a emanet olunuz.

 

Yukarı dön Göster dost1's Profil Diğer Mesajlarını Ara: dost1
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

 Duzeltmeniz icin tesekkurler dost1 dostum. Isra suresi ile ilgili verdiklerim dogru. 105 ve 106. Furkan icin ise 22 degil,32 olmasi gerekir.Ben Kuran'i  arapca metin esasli okuyorum,yorucu bir gunun ardindan uyku oncesi ,arapca 22 ve 32 rakamlarinin benzeyisliligi karistirmami saglamis. Birde artik bir gozluge ihtiyac hasil oldu.

Selam ve saygiyla.

 

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım


_türkçe meallerin zaaflarından da kısaca bahsetmek gerekirse, arkadaşlarımızın sundukları tebliğlerin bir özeti olarak şunları sıralayabiliriz:

_birincisi: birçok çalışmalar, takliden yapılmaktadır. bir özgünlük arz etmemekte, bir veya birkaç meal esas alınarak yeni bir meal vücuda getirilebilmektedir, neden? çünkü, türkiye’de kuran’a bir teveccüh var. kuran ve mealler satmaktadır.

_ikincisi: dilin gerçekten yeterince bilinmemesi, yani sarf/nahiv/belağat kurallarının da yeterince bilinmemesi. dil derken sadece arapçayı değil, türkçeyi de kastetmemiz lazım. meal yapanların birçoğu türkçeyi de yeterince bilememektedir. mesela arapça ‘elim’ kelimesini ‘acıtan’; ‘rahim’ kelimesini ‘acıyıcı olan’ diye çevirmek hiç de içaçıcı değil. ya da ‘rical’ kelimesini her yerde ‘erkekler’ diye çevirmek de yanlıştır; kur’an bu kelimeyi bazan ‘beşer’ karşılığı olarak bazan da ‘kimseler/kişiler’ karşılığı olarak kullanmaktadır. gerçi ‘rical’ ‘recul’ün çoğulu olarak ‘erkekler’ karşılığıdır ama bağlamı(siyaq-sibaqı) içerisinde farklı anlamlar kazanabilir.

_üçüncüsü: osmanlıcanın da getirdiği problemler. bir arkadaşımız değindi. gerçekten arapçadan osmanlıcaya geçmiş bazı kelimeler mana kaymasına uğramıştır. çevirilerde, bu mana kaymasına uğrayan kelimeler, arapçalarının yerlerine aynen konmaktadır. ‘millet’, ‘mülk’, ‘teyemmüm’ kelimeleri gibi. bunları dilimize geçmiş şekilleri ile değil arapçadaki anlamları içerisinde kavramamız ve gerekirse türkçede başka bir kelime ile karşılamamız daha mantıklı olabilir. mesela, ‘millet’ kelimesi, arapçada ‘dini’ bir topluluğu ifade etmekte iken, türkçede bu özelliğini yitirdiğinden onun yerine başka bir kelime koymak zorunluluğu hasıl olmaktadır.

_dördüncüsü: türkçe çevirilerde bir problem de türkçenin sentaksı(söz dizimi) problemidir. batı dillerinin sentaksına baktığımızda arapçanın sentaksına paralel olduğunu görürüz. yani başta özne vardır; sonra yüklem ve daha sonra tamamlayıcı öğeler olan tümleçler. oysa ki türkçede yüklem en sondadır. dolayısıyla bir paralel tercüme sıkıntısı doğmaktadır. uzun bir cümlenin nereden bölüneceği problem olmaktadır. bunu başarabilmek için gerçekten türkçeye hakimiyet ve arapçayı iyi bilmek zorunluluğu vardır.

_beşincisi: türkçe meal sahiplerinin çoğunun “haliu’z-zihn” olamamaları yani peşin fikirsiz, ön fikirsiz bu çeviri işini yapamamış olmalarıdır. çoğu zaman kur’an dışı oluşan hurafi inançlar da çeviriye ithal edilmiş, metnin içine sokulmadığı hallerde ise, bu kur’an dışı inançlar parantez içlerine sokulmak suretiyle okuyucu yönlendirilmiştir.

_son olarak, arkaplan bilgisinden mahrum olunması halinde yapılabilecek çeviri(meal) hatalarına bir örnek verirsek: mot-a-mot anlamı, “müşriklerden biri senden bir civar isterse sen ona civar ver” şeklinde olan bir ayet var.(tevbe:6). arapça ‘civar*’ kelimesinin en yaygın türkçe karşılığı olan ‘komşuluk’tan hareketle ayete şöyle bir meal verildiğine şahid olabiliyoruz: “müşriklerden biri sana komşu olmak isterse sen de ona komşu olma hakkı ver.” oysa ki ‘civar’ kelimesi o günün toplumunda özel bir kavramdır. ‘civar’, savaş halindeki kabileler arasındaki hukukta, bir kabile veya kişinin başka bir kabile veya kişiyi himayesine almasıdır.

_kuran meali yapan bir mütercimin, -dücane bey’in dediği gibi- kur’an-ı kerim’in; bir ‘kitap’ değil, öncelikle bir ‘hitap/şifahi bir okuma’ olduğunu gözönünde bulundurması gerekir. mısırlı alim taha hüseyin bir makalesinde şöyle bir örnek verir. “kullu men aleyha fan(in): onun üzerindeki herkes fanidir.” neyin üzerindeki? onun zamirinin, öncesinde hiçbir uygun mercii yoktur. taha hüseyin diyor ki, “bu şifahi bir aktarımdır. mümkündür ki rasulullah bu ayeti okurken eliyle de yeryüzünü gösteriyordu.” yani “yeryüzündeki herkes fanidir.”

_evet, bütün bunlar, türkiyede türkçeye çeviri yapan, meal yapmaya çalışan ilim adamlarımızın gözönünde bulundurması gereken hususlar olmalıdır.

_hikmet zeyveli, bilgi vakfı ikinci kur’an sempozyumu, tebliğler müzakereler (4-5 kasım 1995), s. 273-275.


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats