HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an'da İnanç Konuları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an'da İnanç Konuları
Konu Konu: KURAN’DA NAMAZ/SALAT Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
elmuh
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 07 eylul 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 435
Gönderen: 02 nisan 2008 Saat 21:25 | Kayıtlı IP Alıntı elmuh

KURAN'DA NAMAZ

 

Her şeyden önce belirtmek isterim ki bu yazı kapsamında Kuran’da bizim namaz olarak andığımız ibadet incelenmiştir. Bu ibadet Kuran’da salat olarak geçmekle birlikte, salat kelimesinin namaz dışında farklı anlamlarda kullanıldığı ayetler bu yazıda konu edinilmemiştir.

 

Kuran’da salat/namaz neden tarif edilmemiştir, yok mudur, Kuran dışı kaynaklardan mı öğrenmeliyiz, gibi soruların cevabına geçmeden önce Kuran’ı nasıl anlamalıyız sorusunun cevabını, kısaca, bir kez daha hatırlamamız gerektiği kanısındayım.

 

Kuran’ın her şeyden önce sıradan insanlara hitap ettiğini kabul etmemiz gerekiyor. Yani Kuran indiği zaman toplumda onu anlamak konusunda bir sıkıntı yoktu. Kuran o toplumdaki tüm insanlara hitap ettiğine göre o toplumdaki belli bir kesime özgü bir dil değil, herkesin kolayca anlayabileceği bir dil kullanması gerekiyordu. Zaten Kuran’ın kendisine baktığımızda da bu mantığı kolaylıkla görebiliyoruz. Rabbimiz bize zar zor anlaşılabilen, kelimelerinin, ayetlerinin zar zor anlaşılabildiği bir kitap göndermemiştir. Ancak Kuran’ı bütüncül bir mantıkla ele almadan, arka planı görmek için yeterli çabayı harcamadan ele alıp, acele hükümlere varmak kolaylıkla hatalara yol açabiliyor.

 

Zümer 28

Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik.

 

Neml 1-2-3

Tâ, Sîn. İşte bunlar Kur'an'ın ve açık seçik beyanda bulunan Kitap'ın ayetleridir.

 

Müminlere bir kılavuz ve muştudur o.

 

O müminler ki, namazı kılar, zekâtı verirler. Ve âhirete tam bir biçimde inananlar da onlardır.

 

Burada tekrarlamaya lüzum görmediğim pek çok ayette de, Kuran kendisini kolaylaştırılmış bir öğüt, çelişkisiz, apaçık, eksiksiz-fazlasız, yeterli, örnekler veren bir kitap olarak tanımlamaktadır. Buradan çıkarılabilecek en temel önermelerden birisi de Kuran’ın bir yol gösterici olarak bize yeterli olmasıdır.

 

Ancak bu yeterli olmanın mantığı da Kuran’ın kendi ifade ettiği tarzda bir yeterliktir. Yani Kuran hiçbir zaman dış dünyadan elde ettiğimiz verileri değerlendirmemize sınır koymaz. Zaten veriler olmadıkça aklın kullanımı diye bir şey söz konusu değildir. Ancak Allah bizden verileri vahiy temelinde ele almamızı incelememizi, düşünmemizi, öğüt almamızı, akletmemizi istemektedir. Yani “Tek Kuran” demenin mantığı, anlaşılması için gerekli verilerin kullanılması gerektiğini dışlamaz. Önemli olan, verilere yaklaşım, ele alınış biçimi ve inceleme metotlarının doğru olması, veriler üzerinde zan ve heva’dan uzak bir çalışma yapılmasıdır. Unutmamak gerekir ki Kuran 23 sene süren bir vahiy sürecinin ürünü olarak elimizde bulunmaktadır ve ilahi vahiy sürecinde son kitaptır. Bir anda inmiş bir ilmihal Kitabı değildir.

 

Salat Kuran’da tarif edilmez diyenlere sormak gerekir. Neden ? Allah Kuran’ı eksik mi bırakmıştır. Tabii ki hayır. Çünkü salat denildiğinde bu sözcüğün ifade ettiği anlam herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyordu. Kuran’ın indiği toplumda salat denildiğinde bunun bir karşılığı vardı.

 

Allah salat’ı  kendisini anmanın ve ondan yardım dilemenin, dua etmenin, yolu olan bir ibadet olarak tüm insanlardan istemiştir:

 

Namazın anlamı Musa’ya olan hitapta açıkça belirtilmiş:

 

Taha 14

Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana ibadet/kulluk et; beni anmak için namaz kıl.

 

Müslümanlara Allahtan yardım istemenin en güzel kapısı açılmış:

 

Bakara 45:

Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağırdır.

 

Bakara 153

Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

 

Kitap ehli salatı biliyordu, hatta müşriklerin bile kendine göre bir salat’ı vardı. Salat daha önceki resullere de emredilmişti. Kuran ayetleri inmeye başladığında, o toplum, farklı bir içerikle de anlamış olsa, salat kelimesinin ne ifade etmiş olduğunu kavram olarak anlayabiliyordu. Daha önceki Resullerden bozulmuş olsa bile onlara kalan bir miras vardı. Allah, indirdiği ayetler ile, inananlar için, salat sözcüğüne yeni bir anlam kazandırmıştır veya bir başka ifadeyle, daha önceki Resullere emredilen salat’ın gerçek anlamını geri vermiştir.

 

Hatırlayalım İbrahim Beyt’in duvarlarını yükseltirken ne diyordu:

 

Bakara 127, 128

İbrahim, İsmail'le birlikte Evin sütunlarını yükselttiğinde "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin";

 

"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin."

 

İbrahimin istemiş olduğu bilgi (menasik: ibadet yöntemleri) kendisine verildi mi dersiniz ? Şüphesiz yukarıdaki ayetlerden bunun verildiği anlamı çıkmakta. Biz yine de, bu sorunun daha detaylı bir cevabı için, başka ayetlere de bakalım:

 

Bakara 125

Hani Evi insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.

 

Hac 26

Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû, secde edenler için temizle.

 

Yukarıdaki ayetlerin de işaret etmiş olduğu gibi, İbrahim ve İsmaile ne yapacağı, nasıl ibadet edileceği açıkça belirtilmiş. Bu ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi, İbrahimin makamı, beyt, namaz yeri olarak bildirilmekte. Orada neler yapıldığı da aynı ayetlerde bildirilmekte, orada “ibadete çekilenler, kıyam, rüku, secde edenler” bulunmakta.

 

Bakın İbrahim çocuklarını puta tapanlardan uzaklaştırıp Beyt yakınına, verimsiz bir vadiye yerleştirdiğinde, nasıl yalvarıyor Rabbimize:

 

İbrahim 37

"Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!"

 

İbrahim 40

"Rabbim! Beni, namazı özenle yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et!"

 

Dikkat ettiniz mi, İbrahim peygamberin duası ne kadar anlamlı ? Allah ile iletişimlerine, Allahı anışlarına, ibadetlerine vesile olması için çocuklarını putlarda uzaklaştırıp beyt’in yakınına yerleştiriyor, onlar namaz kılacaklar, yakaracaklar, Allahtan yardım isteyecekler, Allah onları o çorak arazide nimetlendirecek, onlar da şükredecekler.

 

Ve izini sürelim namazın Kuranda, Resul Muhammed’in devrine kadar:

 

Meryem 54-55

Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.

Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.

 

Hud 87

Dediler ki: "Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın."

 

Yunus 87

Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın, namazlarınızı kılın. Müminleri müjdele! diye vahyettik.

 

Maide 12

Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."

 

Meryem 31

"Beni, bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı önerdi."

 

Kevser 2

Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve nahret.

 

Taha 132

Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır.

 

Enfal 35

Onların o evdeki namazı; ıslık çalmak, el çırpmaktan başka bir şey değildir. O halde, inkâr etmekte olduğunuz için tadın azabı.

 

Lokmanın oğluna tavsiyesi:

 

Lokman 17

Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

 

Görüldüğü gibi namaz bir anda ortaya çıkmış bir ibadet değildi, salat kelimesi ilk defa telaffuz edilmiyordu.

 

Salat denildiğinde, tanrıya yönelik, özel zaman ayrılmış, kulun tanrıya yakarmasını, tanrının rızasını kazanmak için yaptığı eylemleri anlatan, ritüelleri olan bir kavram olarak anlaşılabiliyordu. Değişik dinlerde farklı da uygulansa, hepsinin adı salat idi.

 

Bugün nasıl birisine, “Otobüse bin Ankara’ya git” dediğinizde, O kişi size otobüs nedir diye sormuyor ise, onun karşılığında kafasında bir kavram var ise, salat ayetleri indiğinde de kimse “salat nedir ki” diye sormamıştır. Bu kavramı, özel zaman ayırarak, özel bir biçimde, özel bir çabayla Allah’a ibadet etmek olarak anlamışlardır. Allahın kendilerine öğrettiği ibadetler (Bakara 239) ile Allaha yönelmişlerdir.

 

Kuran’da salat/namaz için bugün pek çok yerde bulabileceğimiz Resimli Namaz Hocaları gibi bir salat tarifi bulunmadığı muhakkak. Rekat sayıları, okunacak duaların, ayetlerin kurallaştırılması kaç defa secde edileceği gibi kavramlar Kuran’da yer almamaktadır. Allah sadece salat istemiştir, kendi öğrettiği gibi ibadet etmemizi istemiştir. Farklı durumlar için farklı salat imkanları tanımıştır.

 

Bugün bir kısım iddia sahipleri dürbüne tersinden bakıyor. Bugün kılınan namazda kıyam, rüku, secde hareketleri olmasından hareketle böyle bir salatın olamayacağını, çünkü böyle bir tarifin Kuran’da olmadığını iddia ediyorlar. Allahın namaz emrinin pratiğe geçirilmesinin detayları Kuran’da belirtilmiş iken, Allah daha fazlasını anlatmalıydı diyorlar.

 

Aslında dilleri varmasa da aradıkları şey “resimli namaz hocası” dır. Kuran’dan bir namaz örneği oluşturmayı kavrayamamışlardır. Oysa Kuran salat konusunda sınırları belirtmiştir. Ancak “ne aradığını bilmeyen bulduğunun farkına varamaz”  sözü bir kez daha gerçekliğini ispatlamıştır. Onlar Kuran’da olmayan bir salat aradıklarından bulamayacakları da kesin. Oysa ibadet ile ilgili ayetlere bakılsa, salat edilirken hangi ibadetlerin uygulanabilir olduğunu kavramak için alim olmak gerekmiyor. Allah salat istedi, başta Resul olmak üzere inananlar Allahın koyduğu sınırlarla, verdiği örneklerle, anlamış oldukları ile salat ettiler. Namaz inkarcılarının istediği, hadi bu fotoğrafı  Kuran’da gösterin demekten başka bir şey değil. Oysa düşünmeleri ve asıl sormaları gereken soru “bu kıldığımız namaz Kuran’daki ibadet anlayışına uyuyor mu ?” olması gerekmez miydi ?

 

Ancak Kıyam, Rüku, Secde’yi sadece düşünsel bir eylem olarak ele almaları ve buna karşılık namazda bedensel ifadeleri görmek akıllarının önünü tıkamaya yetmiştir. Allahın rituele mi ihtiyacı var, secde cahilliktir gibi iddiaları gerçekleri görmelerine engel olmuştur. Evet Allahın bu bedensel ifadelere ihtiyacı yoktur. Buradaki bedensel ifadelere ihtiyacı olan insandır. Bu bedensel ifadeler inancı ve imanı kuvvetlendirmekte artı bir faktördür. Bedensel ifadelerin bir anlamının olması, ayetlerde geçtikleri yerleri bu anlamla ifadelendirmek elbette ki, ayetin içeriğine de bağlı olarak, çoğunlukla bir anlam çelişkisi yaratmayacaktır, ancak bu onları sırf anlam olarak anlamayı gerektirmez, bunlar anlamları olan rituel’lerdir. Tarihsel süreç içinde anlamları bedensel ifadelerden doğmuş olan kavramlardır. İnsanlar iletişimlerinde sadece seslerini değil, beden dillerini de kullanmaya ihtiyaç duyarlar. Konuşma diline ek olarak beden dili, insanlara hem karşı tarafa kendilerini daha iyi ifade etme imkanını verir hem de anlattıkları konuya daha iyi yoğunlaşma, adapte olma imkanı sağlar. Bu anlamda insanlar ibadetlerinde bu dili de kullanmışlardır.

 

Rabbimiz bize nasıl ibadet edeceğimizi Kuran’da pek çok yerde belirtiyor. Huşu ile namaz kılma, Kıyam, Rüku, Secde, ortak koşmadan Allaha ibadet etme, Allahı zikretme, tesbih etme, yüceltme, Kuran okuma …

 

İsra 110-111

De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında bir yol benimse.

 

Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.

 

Fatiha 5

Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden dileriz.

 

Mü’minun 2

Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;

 

Araf 170

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı kılanlar, şüphesiz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.

 

Araf 205-206

Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gâfillerden olma!

Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan geri kalmazlar, O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.

 

A’la 1

Rabbinin yüce adını tesbih et

 

A’la 14-15

Doğrusu, mutluluğa ermiştir zekât veren

Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

 

Hac 35

Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.

 

Hacc 77

Ey inananlar, rükû' edin, secde edin, Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz.

 

Fussilet 37

Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin.

 

Ankebut 45

Sana Kitap'tan vahyedileni oku, namazı kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.

 

Kehf 110

De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım; Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine (yaptığı) ibâdete hiç kimseyi ortak etmesin."

 

Enbiya 19

Göklerde ve yerde kimler varsa O'na aittir. O'nun huzurunda bulunanlar, O'na ibadet hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar.

 

Zümer 2

Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.

 

Zümer 9

Böyle birisi; gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan, Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır."

 

Ve daha pek çok ayet, Rabbimize nasıl ibadet etmemiz gerektiğini, sınırları açıklıyor.

 

Allah Resulü Muhammed dönemine gelelim, Rabbimiz kitap ehli’nden haber veriyor:

 

Nisa 160-162

Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.

 

Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle. Onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azab hazırlamışızdır.

 

Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.

 

Ali Imran 113-114

Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.

 

Allaha inanırlar, Ahıret gününe inanırlar, ma'rufu emrederler, münkerden nehyederler, hayırlara koşuşurlar ve işte bunlar salihîndendirler

 

Kitap ehli’nin ibadetinden bahsedilirken, hiç dikkat ettiniz mi, onların bir kısmının bugün bile kılmış oldukları namaz tarif ediliyor. Ayakta duruyorlar, Allahın ayetlerini okuyorlar ve secdeye kapanıyorlar. Bilmiyorum bu ayetlerde rüku olmadığına dikkat ettiniz mi ?

 

Bakın, Rabbimiz Meryem’e ibadetini hangi ifadeyi kullanarak öğretmişti:

 

Ali Imran 43

Yâ Meryem, Rabbine divan dur, secdeye kapan, rükû edenlerle rükû et demişti.

 

Ve bakın Rabbimiz Kitap ehli’nden ne istiyor:

 

Bakara 41-42-43-44:

 

Beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın. Onu ilk inkar eden siz olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Ve yalnız benden sakının.

 

Batılı hakka karıştırmayın, bile bile gerçeği gizlemeyin

 

Namazı kılın, zekâtı verin; rükû edenlerle birlikte rükû edin.

 

Siz Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz

 

Allah onlardan rüku edenlerle rüku etmelerini istiyor, Kimdir rüku edenler ?

Anlaşılması zor değil, hani beyt’te kıyam, rüku, secde edenler, onlara uyanlar var ya,  işte rüku edenler onlar. İbrahim’in milletine uyanlar…

 

Bakara 135

“Yahudi ya da hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.

 

Ali İmran 95

De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Hanif olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi."

 

 

Ve bakalım, hiç olmazsa birkaç ayete, Allah inananlara ne dedi:

 

Maide55

Sizin veliniz, ancak Allâh, Elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rükû'a varan mü'minlerdir.

 

Enam 72

Ve "Namazı kılın, O'ndan sakının!" diye emrolunduk. Huzurunda haşrolunacağınız O'dur.

 

Taha 14

Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.

 

Enam92

İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını koruyanlardır.

 

Bakara 277

İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

 

Araf 170

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı kılanlar, şüphesiz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.

 

Enfal 3

Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

 

Tevbe 71

Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.

 

Rad 22

Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.

 

Fatır 18-19

Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir şey yüklenilmez. Akraba bile olsa... Sen ancak Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliği için arınıp temizlenir. Dönüş Allah'adır.

 

Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.

 

Mearic 22-23-24-25-32-34

Namaz kılanlar hariç.

Bunlar, namazlarında süreklidirler.

Bunların mallarında belirli bir hak vardır:

İsteyene ve mahrûm olana.

Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar.

Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.

 

Mü’minun 9

Onlar, namazlarını da koruyanlardır.

 

Rabbimiz bize hatırlatıyor cehennemdekilerin durumunu,

 

Müdessir 43

Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.

 

Kıyamet 31

Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

 

Evet, onlar namaz kılanlardan değil… kendilerine inen vahye inanıp, namaz ibadetini yerine getirmemişlerdir. Oysa, Rabbimizin istediği gibi, onun öğrettiği ibadetin niteliğine uygun olarak salat etselerdi/namaz kılsalardı, namazlarını korumuş olsalardı, namaz kötülüklerden koruyucu idi.

 

Ankebut 45

Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.

 

Allahın istemiş olduğu gibi sürekli kılınan namaz, sürekli Allah’a bedensel ve düşünsel yöneliş, sürekli olarak bizleri bir gözetleyenin olduğunu hatırlamak, ister istemez O’nun tüm emirlerini de hatırlamamız için çağrışım yapacak, bilinç ve bilinçaltımıza yansıyacak ve davranışlarımıza etkide bulunacaktır. Benim düşüncem odur ki, namaz ibadetinin temelinde bu yaklaşımın olması nedeniyle, namaz’ın kazası emredilmemiştir. Kılınamayan namazların sonradan tekrar kılınması istenilmemiştir. Allah’ı anan, zaten son kıldığı namazının kalitesi oranınca Allah’ı anmıştır. Önemli olan namazı korumaktır, yani Allah’ın istemiş olduğu peryotlarda tekrarlayarak namaza devam etmek, Allahı anmaktır.

 

Hud 87

Dediler ki: "Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın."

 

Müşrikler Şuayb’ın namaz kılmasını görüyorlar, dikkatlerini çekiyor, ona kinayeli bir dille sesleniyorlar. Şuayb’ın kendileriyle uzlaşmamasını Şuaybın inancına bağlıyorlar ve bunu Şuaybın bu inancın göstergesi olan namazı üzerinden ifade ediyorlar. Niye dikkatlerini çekmişti? Ritueli olmayan içten bir inanıştan mı ibaretti, yoksa bir ritueli varmıydı ?

 

Rabbimiz namaza nasıl hazırlanmamız gerektiğini de öğretmiştir,

 

Nisa 43

Ey iman edenler! Sarhoşken/aklınız karışıkken/zihniniz bulanıkken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de –yolculuk yapanlar dışında- gusledinceye kadar, namaza yaklaşmayınız. Ve eğer hasta iseniz veya yolcuysanız, ya da biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlarla birbirinize dokunmuşsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız, o zaman, temiz bir toprakla teyemmüm ediniz: ellerinizi, yüzleriniz ve kollarınıza sürün. Kuşkusuz, Allah, aklayandır, bağışlayandır.

 

Maide 6

Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki ayak bileğine (topuğa) kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

 

Bu ayetlerden gördüğümüz gibi namaza başlarken zihnimizin açık olması isteniliyor, yapacağımız ibadete hazırlık olarak abdest, gusül ve teyemmüm tarif ediliyor. Benim görüşüm burada amaç fiziksel bir temizlik değil, namaza hazırlık olarak yapılan bu ritueller ile zihnin namaza hazırlanmasıdır. Namaz kılmak için hazırlık yapıyorsunuz, bu hazırlığın anlamını biliyorsunuz. Zihniniz namaza yöneliyor… Bu nedenle her namaza kalkıldığında bu hazırlık yapılmalıdır. Böylelikle namazımızın kalitesi daha yüksek olacak, temizlenip, arınmamıza, Rabbimizin nimetlerini hak etmemize daha fazla katkıda bulunacak. Tabii ki Rabbimizin umduğunu boşa çıkarmayacak, bize bu namazı kılma imkanını sağladığı için şükredeceğiz. Tıpkı Maide 6 nın sonunda belirtildiği gibi.

 

Rabbimiz namazın ne zaman kılınması gerektiğini, kaç vakit kılınması gerektiğini de belirtmiştir

 

 

Nisa 103

…..  Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.

 

Rabbimiz namazın müminlere vakti belirlenmiş bir farz olduğunu bildiriyor.

 

Hud 114

Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl! Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.

 

Bu ayetle Rabbimiz zorunlu tuttuğu gündelik namazları da belirtmiş olmaktadır. Gündüzün iki tarafında, gecenin alaca karanlık dediğimiz zamanlarında namaz kılmamız istenilmiş. Gündüzün bir tarafındaki alacakaranlık zamanı güneş doğmadan, tam karanlıktan gündüze geçiş süreci yani sabah namazı zamanıdır. Gündüzün diğer tarafı ve alacakaranlık olan zaman ise güneşin battığı zaman ile havanın tamamen kararması arasındaki süre yani akşam namazı saatleridir. Her iki vakit’te tam belirlenmiş bir anı değil belirli bir süreyi göstermektedir. Dolayısıyla alacakaranlık olarak açıkladığım zülef kelimesi için, çoğuldur en az üçtür itirazlarına kulak vermiyorum.

 

Kuran’ı dikkatle incelersek Allah bu emri verdikten sonra başka hiçbir yerde gündelik, vakti belirlenmiş başka bir namaz emretmemiştir. En başta da söylemiş olduğum gibi, Kuran kolayca anlaşılabilecek bir kitap olarak indirilmiştir. Dolayısıyla bulmaca çözerek farz namazların sayısını artırmayı makul bir yöntem olarak görmüyorum.

 

Hud 114’te belirlenmiş olan bu namazlardan, bir başka vesileyle Nur 58 de de isimleriyle bahsedilir.

 

Nur 58

Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah namazından önce, öğlen vaktinde elbiselerinizi çıkardığınızda, akşam namazından sonra... Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar. Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.

 

Yine İsra 78’de bu iki namaza atıfta bulunuyor.

 

Güneşin kaymasından/aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah Kur'an'ı şahid olunandır.

 

Kuran da tüm müminlere farz kılınmış, vakti tayin edilmiş, bu iki namaz dışında gündelik namaz yoktur.

 

Bazı okurlar, buraya kadar, eminim “ya Bakara-238/239 ne demektedir” diye sormuşlardır.

 

Bakara 238-239

Namazları ve vusta namazı koruyun. Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin.

Eğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.

 

Namazda tam bir saygıyla Allahın huzurunda kıyam var. Tam bir saygıyla Allahın huzurunda nasıl durulabilir anlamak zor olmasa gerek, burada da bir şekilsellik yok mu?

 

“es salat ül vüsta” ya gelince, öncelikle burada geçen vusta ifadesinin herhangi bir zaman ifadesi olduğunu düşünmüyorum. Kuran’da zaman ile ilgili ifadeler o zamanki zaman belirtme yöntemlerine uygun olarak ya güneş ya da ay’a bağlı olarak bildirilmektedir.

 

Burada söylenilene biraz daha yakından dikkatle bakalım. Ayet ilk önce en temel emri iletiyor. Namazları korumamız isteniliyor. Vusta salat’ın korunmasını istiyor.

 

Bir sonraki ayet (239) namazların nasıl korunacağını, ve vusta salatı tarif ediyor. Vusta salat, zorda kalsan da bırakmaktansa, hiç kılmamaktansa daha basitleştirilmiş, iki uç noktanın arasında, orta çözüm olarak önerilen namaz. Yaya veya binit üzerinde kılınan namaz. Şüphesiz bu durumda namaz normal durumlardaki gibi kılınamayacaktır. Allahı zikretmek için, gerektiği gibi konsantre olamayacağınız gibi, gerekli rituelleri de tam olarak yerine getiremeyeceksiniz. Benim görüşümce, hiçbir yerde açıklanmadığını düşündüğümüz “es salat ül vüsta”  Bakara-239’da bahsedilmiş olan namazdır. Allah eksik söz söylememiştir. Aslında Elmalılı Tefsir’inde bu yaklaşımla ilgili ipuçları var ancak beş vakit farz namazı çıkarma gayretleri nedeniyle olsa gerek pek dikkate alınmamış.

 

Bakara 238-239’a birlikte bakınca namazlar (salavat) kelimesinin günlük namazda en az üç vakti belirttiği iddiası da çürümüş oluyor. Açıktır ki bir günde kılınan namazlar değil, farklı durumlarda, zamanlarda kılınan tüm namazlar kastedilmektedir. Hatta farz edilmediği halde kılınan namazlar da dahil edilebilir.

 

Tehlike altında iken kılınmış olan, kısaltılmış, eksiltilmiş, olan namaz dahi bu isimle anılabilir. Korku halindeki namaz olarak tanımlanmıştır.

 

Nisa 101-102-103

Yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır.

 

İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.

 

Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.

 

 

Bu ayetlerden anladığımız kadarı ile namaz korku durumunda kısaltılabiliyor. Ancak bu kısaltmanın, Allah Resul’u tarafından ne şekilde uygulandığını, bu ayetlerden çok açık bir şekilde anlamamız mümkün değil. Ancak kısaltılan bu namazın sonunun secde ile bittiğini anlayabiliyoruz. Muhtemelen süre olarak kısaltılan bir namaz olmalı ki, Nisa-103 te bu namazda ki kısaltmadan, tedirginlikten kaynaklanan eksiklikleri daha sonra namazda olmasak ta gidermemiz için yol gösteriliyor, Allahı namaz dışında da, ayakta, oturarak, yan yatmışken anmamız isteniliyor. Sükunet halinde iken de namazı tam bir biçimde kılmamız isteniliyor.

 

Bakara 238’de Vusta Salat olarak ifade edilen salat için İslam aleminde çok farklı rivayetler olmasının, uzlaşılmış bir anlayışın olmayışının arkasındaki en büyük nedenin, vusta salat’ın yukarıdaki tanımından kaynaklanmakta olduğu akla yakın gelmekte. Çok sık kılınan bir namaz olmaması nedeniyle anlamı çok dar bir çevrede kalmış ve unutulmuş olmalı. Vusta salat’ın ikindi namazı olduğunu ileri süren en kuvvetli rivayet, bilgi kısmını alıp, yorum kısmını attığımızda aslında yukarıdaki yorumu doğrular niteliktedir.

 

Bu konudaki rivayet:

 

Resulullah (sav) Hendek Savaşı sırasında "Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun, bizim vusta namazımıza mani oldular, güneş batıncaya kadar kılamadık" buyurdu. Bir rivayette: "Bizi, salat-ı vusta olan ikindi namazından ahkoydular" denir. Bir diğer rivayette: "Sonra ikindiyi akşamla yatsı arasında kıldık" denir.

 

Bu hadiste savaş öncesi kılınacak olan vusta namazından bahsedilir ve yukarıdaki Bakara 238-239 ve Nisa 101..103 te tanımlanan ortam vardır. "Bizi, salat-ı vusta olan ikindi namazından ahkoydular" ifadesindeki “ ikindi namazı” o koşullardaki normal bir konuşmadaki ifade tarzına uygun olmaması nedeniyle, eklenti izlenimi bırakıyor.

 

Vusta Salat parantezini burada kapatarak tekrar ana başlığa dönelim.

 

Rabbimiz kendisinin en güzel isimleri ile anılmasını, sesimizin seviyesini bile tarif etmiştir.

 

İsra 110

De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.

 

Rabbimiz onların, kıldıkları namaz ile, rüku ve secde ile resmediyor.

 

Fetih 29

Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Sen onları rükû eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri/izi vardır. Bu onların Tevrat'taki nitelikleri. İncil'deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin. Allah böyle yapar ki, onlar sayesinde, inkâr edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip hayra ve barışa yönelik işlen yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir.

 

 

Şüphesiz Rabbimizin vakitli olarak kılmamızı emrettiği sabah ve akşam namazının dışında da Müslümanlar namaz kılmışlardır. Örneğin Cumua suresiden gündüz kılınan namazı görebiliyoruz.

 

Cumua 9-10-11

Ey inananlar! Cuma günü, namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı anmaya/Allah'ın Zikri'ne koşun! Alışverişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

 

Namaz kılınınca hemen yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın! Allah'ı çok anın ki, kurtuluşa erebilesiniz.

 

Bir ticaret yahut oyun, eğlence görür görmez, dağılıp ona yöneldiler de seni ayaküstü bıraktılar. Onlara de ki: "Allah katında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır! Ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

 

Bu ayetlerle Cumua günü kılınmakta olan bir namazın, Allah Resulüne ve onun görevine karşı takınılan tavrın neticesinde, bir uyarı ile resmileştirilmesini, kayıt altına alındığını görüyoruz.

 

İslam aleminde Teheccüd Namazı olarak anılan bir ibadet, Kuran’da İsra 79’da sadece Allah Resulüne öneriliyor. Ancak bu ibadeti güzel bulan Müslümanlar, kendileri mecbur tutulmasalar da bu namazı kılmayı güzel bir ibadet olarak devam ettirmekteler.

 

İsra 78

Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti Kur'an'ı, şahid olunandır.

 

İsra 79

Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, teheccüd et - o Kur'an'la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övgüye layık bir konuma ulaştırması umulur.

 

Buraya kadar Kuran’daki namazı ayetler izdüşümünde anlatmaya çalıştık. Yazıyı çok fazla uzatmamak adına tüm ilgili ayetleri almadım. Halen namaz nasıl kılınacak peki diyerek “Resimli Namaz Hocası”  arayacak var mı bilmiyorum.

 

Yukarıdaki yazı boyuncada görmüş olduğunuz gibi rekat sayılarından hiç bahsetmedim. Çünkü Kuran’da böyle bir tarif yok. Buraya kadar Namaz ibadetinin mantığını anlamış isek neden rekat sayısının anlamı olmadığını da anlamış olmalıyız. Namazı rekatlara ayırarak kılarsınız veya ayırmadan kılarsınız Allah için fark edeceğini düşünmüyorum. Önemli olan namazın kalitesidir. Ancak bu demek değildir ki bugün İslam alemince kılınan klasik namaz şekli açıdan hatalıdır. Tam tersi, şekli açıdan Kuran’daki namaza uygundur. Özünün de Kuran’a uygun olması durumunda bence hiçbir sorun yoktur.

 

Namazdan bu kadar bahsedip, mescid’lerden hiç bahsetmemek olmaz. Bir iki kelimeyle ona da değinelim. Mescidlerin ibadet yerleri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak tuzak mescidlerine dikkat edelim. Allah Resulünü uyarmıştı. Ancak aşağıdaki ayetlerden almamız gereken dersler halen geçerli.  Uyarıya kulak verelim. Uyanık olalım ve unutmayalım ki Kuran ayetlerinin mızraklara geçirilmesi ile aşağıdaki ayetlerin inişi arasında, aradaki 14 yüzyıllık süre ile kıyaslarsak, çok bir süre geçmemişti…

 

Tevbe 107-110

Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.

 

Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiç bir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever.

 

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.

 

Onların kalbleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalblerinde bir şüphe olarak sürüp gidecektir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Evet, bizi gitmiş olduğumuz doğru yoldan saptırmak isteyenlerin, hayır için çabaladıklarını söyleseler de, kafakol ilişkilerine, sevimli, dindar görünme çabalarına kanmayalım. Onların bizi saptırmak için kurdukları mescidlere dikkat edelim. Allahın hayırlı olarak gösterdiği mescid, bizim için daha uygundur.

 

Rabbimize kulak verelim.

 

Zümer 18

Onlar ki sözü dinlerler, sonra da en güzelini tatbik ederler, işte onlar Allahın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte onlardır o  temiz akıllılar (ulul elbab).

 

Bu yazı 15/12/2008 Tarihinde güncellenmiştir - elmuh



__________________
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yukarı dön Göster elmuh's Profil Diğer Mesajlarını Ara: elmuh
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 01:17 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam Elmuh;

Bu nezih yazınız için teşekkür  ederim. 

Bu yazınızda delil edindiğiniz bir kısım ayetlerle ilgili olarak diğer başlıkta çeşitle görüşler zikredilmiş bulunduğu için onlara tekrar değinmeyeceğim.

Ancak, sizin bu açıklamanızın diğer başlıktaki tartışmada cevap kabilinden sunulan bir çok şeyden çok daha tutarlı olduğunu söylemeliyim.

Çünkü en başta, bir yandan salatın vakit yahut rekatlarını Kuran ölçeğinde  değerlendirirken öbür yandan salatı tevatür yahut hadislerden öğreniriz gibi bir safsata içine girişmediniz.

Bu tutum izahı zor bir tutumdur ki, siz böyle bir yöntem izlemediniz.

Esasen ben ilgili tartışmada muhataplarıma bunu sormuş fakat bir kaç kardeşimiz müstesna  kayda değer bir cevap alamamış idim. 

Bahsettiğim hususu tekrar etmek gerekirse şöyle bir soru sormuştum;

"Şekilsel namaz vardır" şeklindeki yorumunuzun kapsamı şu aşağıdaki iki görüşten hangisine dayanmaktadır ?

1) Şekilsel namaz vardır. Müşrikler de "namaz" kılmakta olduğu yani bu husus zaten bilinmekte olduğu için Kuran'da teferruatı açıklanmamıştır. Ancak bizler, o devirde yaşayanlar kadar şanslı olmadığımız için o günün insanlarınca "zaten" bilinmekte olan şekilsel namazı hadis kitaplarından öğreniriz. Atalarımız bunları süzgeçten geçirmiş, mezhepler bu hususta ekollere ayrılmıştır. Biz, bunlardan birini tercih eder, onunla amel ederiz. Zaten biz Kuran'ı anlayamayacağımız için,  hadislerde ne varsa ona bakarız. Bunların Kuran ile çelişip çelişmediğini irdeleyemeyiz. Çünkü hiç birimiz Muhammed değiliz. O'na itaat zorunlu olduğu için O'nun Kuran'dan anladığı ve bize öğrettiği şey bize kafidir. Bir hadis, hadis ilminin kurallarına göre senet yönüyle sahih ise, biz buna her hal ve şartta itibar ederiz. Namazın bütün rükünleri için de bu böyledir.  

2) Şekilsel namaz vardır. Çünkü Kuran'da bu hususa delil olarak ileri sürülebilecek ayetler / işaretler / tanımlar vardır. Zaten önceki nesillerde / kitap ehlinde "şekilsel" tapınma ritüellerinin varlığı bir yönüyle bunun kanıtıdır. Fakat biz, dinimizi yalnız Kuran'a dayandırmakta olduğumuz için bize göre şekilsel salatın asgari sınırları da Kuran tarafından belirlenenden ibarettir.

Böyle düşündüğümüz için;

* Namazda iftitah tekbiri, kıyam - rüku - secde sıralaması yoktur.

* Dileyen bunları karma biçimde veya sadece bir kısmını tatbik eder. Yani, tek bir kıyam, tek bir rüku, tek bir secde den ibaret ama en az iki "rekat" olan bir namaz kılınabilir.

* Namazın neresinde ne okunacağı uygulayıcıya bırakılmıştır.

* Rekat sayısı da asgari iki rekattir. Dileyen dilediği kadar bunu arttırabilir.

* Namazın iki mi yoksa üç vakit mi olduğunda henüz uzlaşamadık. Üç vakit ise, bunların hangisi olduğunda da uzlaşamadık.

* Rüku yahut secdede sayı sınırlaması yoktur. Mesela; tek secdeli, 5 rükulu namaz kılınabilir.

* Secde "çene üzerine" yapılmalıdır. secdenin çehrede iz bırakacak bir uzunlukta yapılması gerekmektedir. Bir de secde veya rüku yere baygın düşer gibi [Musa ve Davud örneğinde olduğu gibi] icra edilmelidir.  (Çünkü bu görüş ilgili ayetlerin tamamını zahiri manasında algılamakta ve şekilsel salatın varlığında delil olarak kullanmaktadır)

* Tahiyyat da zorunlu değildir.

* Namazın bitirilişinde "selam" diye bir zorunluluk bulunmamaktadır.

* Bütün bu tanımlar "cuma" namazı için de geçerlidir.

* Cenaze namazı diye bir şey de yoktur.

* Namazda kıble zorunluluğu da yoktur. Bunlar ancak toplu kılınacak namazlarda müminler için bir düzenleme aracı olabilir.

* Kişi ister tek başına ister cemaatle namaz kılsın, namazında sesini orta bir tonda tutmak zorundadır. Namaz da sesi kısmak, içinden okumak yahut çok bağırmak yoktur / yasaktır.

* Namaz kılan bir kişinin önünden geçmek namazı bozmaz. Çünkü Peygamber "secde" edenlerin arasında dolaşmaktadır. Şu halde, birisi bir odada namaz kılarken diğer kimseler diledikleri gibi gezinip dolaşabilirler. Bu namazın sıhhatini bozmaz.

* Namazdan sonra Allah'ı ayakta, otururken ve yanlarımız üzerine yatmışken anmak mutlaka şekliyle birlikte icra edilmesi gereken bir rükündür / zorunluluktur. (Çünkü bu görüş, sabah-akşam gibi tabirleri mecaz değil zahir anlamı ile algılamaktadır.)

* Mescitlere en güzel giysiler ve takılarla gidilmelidir. Burada yiyip içmek  serbesttir. Yeterki israfa sapılmasın. Allah bu misali verdiğine göre bunun nasıl ve ne için uygulanacağı da tarafımızca "ayrıca" belirlenecektir.

* Namaz kılmayanlar inançları her ne olursa olsun cehenneme gidecektir. Allah her kişiye yaşamı boyunca namaz kılmayı zekat vermeyi emretmiştir.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Elmuh kardeşim;

Sizin tanımınız her ne kadar 2. şıkka tıpatıp uymasa da yine de tamamına yakın bir yönü ile sadece Kuran'a dayandırıldığı için diğer görüşlere göre daha tutarlıdır.

Keza benim 2. şıkta dile getirdiğim şeyler, yanlız Kuran'a dayanıp, ilgili kelimeleri de şekilsel bir duruş olarak gören arkadaşlarımın mantığı ile hadiseye bakıldığında ortaya çıkan manzaradır. Bu çıkarım eksiktir, fazladır bunlar ayrı...

Ancak yazınızın başında belirttiğiniz, "salatın tarif edilmediği zira zaten bilinmekte olduğu" yönündeki görüş, yazınızın sonrası ile uyuşmuyor. Keza, siz yazınızın sonrasında Kuran'da tarif edilmiş / sınırları çizilmiş bir salattan bahsediyorsunuz.

"Salat tarif edilmemiştir çünkü zaten biliniyordu" demek başlı başına bir çelişkidir.

Eğer Kuran sadece bu "zaten bilenler" için indirildi ise hiç bir sorun yok. Ama sonra gelenler bunu nereden bilecek ? İşte bu yaklaşımın tıkandığı yer burasıdır. Bu "zaten bilinme" işi sonrakiler için "hadisler" yahut "tevatür" yoluyla zaten bilinebilir bir şey olursa, artık konu salatın ne olduğundan ziyade hadislerin dindeki delil durumunun ne olduğuna odaklanır ki, forumda son günlerde tartışmanın seyrinin -ister istemez- bu noktaya kaydığını gözlemlemişsinizdir.

Kuran'da bildirilen her şey ile Kuran'da bildirilen vecibeler birbirinden farklı şeylerdir.  Mesela, Kuran "yahudiler" dediğinde bunu muhtelif kaynaklardan yahut hemen etrafınızdan inceleyip anlamaya çalışabilirsiniz. Çünkü Kuran'ın kullandığı "Yahudiler" tabirinin ne demek olduğu sizin dininizin vecibelerinde tek başına belirleyici olmaz.

Yani Kuran'ı anlamakla, yaşama geçirmek her ne kadar birbiri ile doğrudan ilintili olsa da birbirinden başka şeylerdir.

Kuran'ı anlamak soyut düzlemde gerçekleştirilen zihinsel bir faaliyet iken, Kuran'ı yaşama geçirmek somut dünyada ortaya çıkan bir vecibeler, yükümlülükler, sorumluluklar bütünüdür.

Bu nedenle  Kuran'ı anlama eyleminde  her veriden istifade etmek ile hüküm çıkarmak / somut yaşama geçirmek adına bu "her veri" yi birbiri ile mukayeseli, tutarlı ve sürdürülebilir bir metodla "delil" edinmek başka başka şeylerdir.

Bir başka başlıkta da değindiğim gibi, tevatür yahut ona kaynaklık ettiği iddia edilen sünnetin dinde hüküm kaynağı edinilmesi şu iki inanışa birden sahip olunduğunda ancak mümkün olur:

1) Nesih inancı

2) Kuran dışı vahiy inancı

Bu iki inanış olmaksızın sürdürülebilir bir tutarlılıkla Kuran ile hadis külliyatının paralellik arz etmesi mümkün değildir. Kaldı ki, bu iki inanışla dahi var olduğu iddia edilen paralellik tam olarak sağlanamamıştır.

Yukarıda açıkladığım nedenlerle bu iki inanışı kati olarak reddeden kardeşlerimizin tevatür yahut ona kaynaklık ettiği ileri sürülen hadis / siyer külliyatını hükümde delil edinmeleri onları eninde sonunda çelişkiye düşürecektir.

Sizin yazınızda çoğunlukla bunlardan kaçınılmış olduğunu görmekteyim.

Muhabbetlerimle...



__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
muvahhit
Ayrıldı
Ayrıldı


Katılma Tarihi: 24 haziran 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 669
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 01:24 | Kayıtlı IP Alıntı muvahhit

selam...

iran ve caferiler kısaca şia...onlarda namaz kılmaktadır...birbirinin kanına susamış olan bazı coğrafya ve sünni şia diye ikiye ayrılmış bulunan bu güruhtan,şia namazı ehli sünnetten mi almıştır..birbirlerini her fırsatta red eden bu güruha baktığınızda...

ehli sünnet der ki:şia namazı bizden öğrendi...sonuçta hasımda olsalar şekilsel olarak bir ritüel ortada...şimdi soruyorum..şia namazı ehli sünnetten mi öğrendi?

Yukarı dön Göster muvahhit's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muvahhit
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 10:02 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam Muvahhit kardeşim;

Ben o sırada orada olmadığım için kim neyi nereden aldı onu bilemiyorum.

Fakat madem böyle bir mantık yürütmek tutarlıdır, size şunu sorarım;

Ehli Kitap'tan mesela Yahudiler içinden birbirine düşman / kanlı bıçaklı iki güruh bulunsa ve bu iki güruh da mesela Sülayman'ın büyücü / sihirbaz olduğuna inanıyor olsa, bu iki düşman güruhun böyle bir meseledeki ittifakı size delil olur mu?

Gerek Şia'nın gerekse Ehli Sünnet'in rivayet külliyatlarında "sahih" olarak adlandırdıkları ve Kuran nezdinde hiç bir geçerliliği olamayacak beyanlar bulundukça bu iki grubun bu külliyata dayanarak bir kısım konularda birbirleri ile ittifak içinde olmaları benim için delil teşkil etmez. 

Beni hesaba çekecek olan ne Şia'dır, ne de Ehli Sünnet alimleri... Ve benim hesaba çekileceğim şey ne Şia'nın rivayet külliyatıdır ne de Ehli Sünnet'in rivayet külliyatı.

Üstelik benim inanış ve amelimde bunlardan herhangi birisine uymam, eğer bu uyma işinde hata etmiş isem benim lehime mazeret teşkil etmeyecektir.

Yani sorguda "Rabbimiz, beni şunlar yoldan çıkardı, eğer onlar böyle söylemese idi muhakkak ben doğru yolu bulanlardan olacaktım" diyemeyeceğim gibi, "Rabbimiz, işte şunların şu meseledeki ittifakı nedeni ile ben onlara uydum. Eğer onların bu ittifakı olmasa idi ben muhakkak doğru yolu bulabilirdim" de diyemeyeceğim.

Bir an için sizin mantığınızla kendimi müşriklerin yerine koyup düşüneyim:

Mekke'de doğup büyümüşüm. Anam, babam, tüm akrabalarım, komşularım, arkadaşlarım, ileri gelenler, din adamları bir dine ittifak içinde inanıyorlar.

Onlar bu inanışlarını atalarından miras almışlar. Üstelik yüzyıllara dayanan bir miras... Üstelik kendilerince tarihe şahitlik edecek delilleri de var. Muhakkak onların da kendilerince evliyaları, kutsal kişileri vardı. Bir kısım heykel yahut binaları yahut muhtelif eşyayı "tarihin şahitlik ettiği" bir delil olarak kullanıyorlar.

Üstelik dinlerini de karmakarışık etmişler. Bir çok kural ve inanışları / şeriatları var.

İnsan doğal olarak "bütün bunlar uydurulmuş olamaz ya" diyebilir. İnsanların çoğunun ittifak halinde yanlışa düştüğüne inanmak insan için kabulü zor bir inanıştır.

Üstelik, içlerinde bu inanışlarından nasıl zevk aldığını her türlü vesile ile gösteren bir sürü insan var. Onların da rüyaları, rastlantılarla izah edilmesi zor görünen hikayeleri var.

Hele hele bir de, geçmişte olan şeyleri mesela Allah'ın atalarına neleri emrettiğini sanki kendileri oradaymış gibi pek çok teferruatı ile birlikte ballandıra ballandıra anlatanlar yok mu ...

Kendi "hak" dinlerini inkar edenlerin başlarına gelen enteresan hikayeler vs. vs. vs....

Bütün bu saydıklarım  hemen hemen her toplumda görülmekte olan standart  inanış  şeklidir. İnsan psikolojisi bunlara aldanıp gitmeye meyilli olarak yaratılmıştır. İnsanı azaba götüren şey, kendisine bütün bu inanışları reddedebilecek akıl ve Allah'tan indirilmiş açık seçik deliller verildiği halde hala daha bunlara kanmasıdır.

Kuran'ın inşaa ettiği "sorgulayıcı akıl" , "İbrahimce bakış" tüm bu saydıklarıma yine Kuran'dan öğrenilen cevaplarla karşı durabilecek güçtedir.

Bu gün size Hz. Peygamber'in dönemi ne kadar yakın ve aydınlık görünüyor ise, -kendi koşullarnın özgünlüğü baki olmak üzere- müşrikler için de atalarının konumu muhtemeldir ki öyleydi.

Hakikat, kendilerine Resul gönderilen bütün toplumlar için bu söylenilebilir. Hatta, uzağa gitmeye gerek yok, bu gün içimizde yaşayan Hıristiyanlar, Yahudiler için dahi aynı şeyi söyleyebiliriz.

Hıristiyanlar yahut Yahudiler de atalarından devraldıkları miras her ne ise, sanki daha dün vukuu bulmuş da kendileri de bunlara şahitlermişcesine inanmaktadır.

Muhtemeldir ki, Hz. Peygamber'in zamanında yaşayan Hıristiyanlar [Sadece 600 sene öncesi gönderilen bir Resule inandıklarını beyan edenler] ve Yahudiler için de aynı şey geçerliydi. Keza, mesela Hz. Yakub'un oğullarına vasiyetini anlatırken Allah aynı şeyi / sorgulama aracını onlar için de tekrarlamıştır.

"Siz o sırada orada / yanıbaşlarında / sağ yanlarında hazır değildiniz"

Çünkü bu inanış standarttır. Bu gün, dünyanın istediğiniz yerindeki istediğiniz inanışı irdeleyin aynı yaklaşımı bulacaksınız.

Kuran, nihayetinde insanların sağlam bir kanıt üzerine iman ve amel etmelerini emretmektedir.

Şu durumda, ne Şia'nın ne de Ehli Sünnet'in ne de bir başka grubun şüpheli rivayetleri benim için kanıt oluşturmazlar.

Muhabbetlerimle... 


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
muvahhit
Ayrıldı
Ayrıldı


Katılma Tarihi: 24 haziran 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 669
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 12:39 | Kayıtlı IP Alıntı muvahhit

selamlar olsun Ali Aksoy kardeşime,

bundan 800 yıl evvel yaşayan kayyım el cevziyye kitabı zadul mead de peygamberin namaz kılışını anlatıyor..şimdi asrı saadetle aramızda 1400 sene var ve bu adam bizden 800 yıl daha asrı saadete yakın..bu namaz ritüeli ne menem bir şeymiş ki hangi devre baksan orda var..

birde şunu belirtmek isterim..yusuf suresinde ailesi yusufun önünde SECDE EDER gibi eğiliyorlardı..çeneleri üzerine secdeye varmak üstelik göz yaşlarıyla..bu kuranda kınanan bir davranışmıdır..

korku yada endişe duyarsanız..en basit örnek..etrafta ne düşman nede  yırtıcı hayvan korkusu yok..ama patrondan korku var ayrıca endişede var..şimdi vatandaş namaz kılacağı zaman bu sebeplerden ötürü kısaltır..peki normal zamanda ve sabit olarak yapılacak olanın durumu nedir..

sağlıcakla

Yukarı dön Göster muvahhit's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muvahhit
 
aliaksoy
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 05 subat 2007
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 989
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 14:48 | Kayıtlı IP Alıntı aliaksoy

Selam Muvahhit kardeşim;

Bundan 800 sene önce yaşayan da, 1200 sene önce yaşayan da aynı kaynaklardan beslendikleri için aynı şeyi yazıyorlar. Ya değilse, ne 800 sene önce yaşayan ne de 1200 sene önce yaşayan kimselerin hiç biri Hz. Peygamber hakkındaki hiç bir şeye şahitlik etmemişlerdir. Bu gün elimizde bulunan kaynaklara itibar eden birisi bundan beşbin yıl sonra da aynı şeyi savunabilecektir.

Ben hiç bir kardeşime hadisleri katiyen ve hiç bir şekilde delil edinmeyin demiyorum.

Bu başlıktaki ilk yazımda değindiğim hususu biraz daha açmak istiyorum.

Siz Kuran'ı anlama çabanızda her türlü veriyi esas alıp gözden geçirebilirsiniz. Misalen Kuran'da "x" diye bir kelime olsun. Bu kelimenin ne anlama geleceği hususunda bilimum kaynaklara başvurabilirsiniz.

Şu durumda dersiniz ki, X kelimesi, şu şu şu şu anlamlara gelebilir. Bu anlamların hepsini zihninizde barındırıp muhafaza edersiniz.

Ancak, X kelimesinin karşılığı şudur deyip bunu bir hüküm haline getirirken ortaya çıkan anlamlardan birini, belirlenmiş, tutarlı ve sürdürülebilir bir metoda dayanarak seçmelisiniz.

Tutarlılık ve sürdürülebilirlikten kastım çeşitli şekillerde tezahür edebilir.

Mesela, bir güruh düşünelim ki, onlar hadisleri senedi sahih olmak kaydıyla delil kabul etsin. Şimdi senedi sahih haberi delil kabul ederim diyen kimse, bir başka izahında senedi sahih bir hadisi inkar etme durumunda kalmamalıdır. Yok bu kişi hem senedin sahihliğine hem de Kuran'a uygunluğa bakarım derse, işin içine Kuran'a uygunluk yoluyla "akletme" gibi subjektif bir ölçütü soktuğunun farkında olmalı ve "kendisi gibi akıl yürütmeyen ve böyle bir zorunluluğu da bulunmayan" diğer kimseleri tekfire yeltenmemelidir.

Sonra mesela bu kimse, senedin sahihliği ölçütünün yanına Kuran ve akla uygunluk gibi ölçütler getirirken Kuran'a uygunluğun ne olduğunu da tanımlamalıdır.

Çünkü, Kuran'a uygunluk ile Kuran'a aykırı olmamak birbirinden farklı şeylerdir. Kuran'a vecibeler anlamında ilaveler getiren şeyler Kuran'a uygun mudur ? Bunu açıklamalıdır.

Eğer, Kuran'a ilave getiren şeyleri Kuran'a aykırı da düşmemek koşulu ile sahih kabul ediyor ise, bu defa Kuran'ın yeterliliğinin ne olduğunu izah etmelidir. Zira, Kuran en uç, teferruat seviyesindeki bilgi ve hükümlere dahi yer vermiştir.

Yani kişinin metodu, Kuran'ın tüm hükümlerini aynı tutarlılık ve metod altında izahını mümkün kılmalıdır. Kuran'ın bir lafız yahut hükmüne kendi metoduna uygun olarak verdiği anlam, Kuran'ın bir başka lafız yahut hükmüne aynen tatbik edildiğinde Kuran'ın bir beyanını başka bir beyanı ile çelişkili duruma sokuyorsa, ya kullandığı kaynağı yahut metodunu tekrar gözden geçirmelidir.

Bizden öncekilerde hep benzeri açıklamaları görmenizde iki sebep vardır:

1) Onların çoğu taklitçidir ve kendilerinden öncekileri çoğunlukla taklit etmişlerdir.

2) Onların neredeyse tümü neshe ve Kuran dışı vahye inanmışlardır.

Nesih ve Kuran dışı vahiy inancı, delilleri karma ve usulsüz bir biçimde birbirinin yerine ikame etmeye imkan tanımakta, özellikle Kuran dışı vahiy inancı insanın akıl yürütme fonksiyonunu askıya almaktadır.

Gerek Kuran'ın devre dışı bırakılmasında gerekse içtihat kapısı kapanmıştır yalanı ile çelişkilerin örtbas edilmesinde bu iki inanışın yadsınamaz bir önemi vardır.

Bu günkü güncel bir çok tartışmanın en temel dayanağı / sebebi, Kuran'a yönelen insanların bu iki inanışı reddetmeleri olmuştur.

Bu iki inanış reddedilince ortaya şunlar çıkmıştır:

1) Kuran'ın bütün hükümlerinin halen daha cari / geçerli olduğu ortaya çıkmıştır. Kuran'ın hiç bir hükmü diğer hiçbir hükmü ile nesh edilemeyince Kuran'ın bütün hükümlerinin neyi hüküm altına aldığı değerlendirilmek zorunda kalınmıştır.

2) Hadislerin kendi aralarındaki çelişkiler nesih adı altında giderilememiştir.

3) Kuran dışı vahiy inancı terkedilince akıl devreye girmiştir. Dolayısı ile, Kuran ile hadislerin uyumu yahut Kuran lafızlarının ne anlama geldikleri daha geniş bir sahada / çerçevede değerlendirilmeye alınmıştır. Bu konularda getirilen hiç bir yorum yahut soru, "Peygamber Kuran dışı vahiyle yani insan aklının kavrayamayacağı bir bilgi ile Kuran'ı açıklamıştır, bu hususlarda akla yer yoktur" gibi bir cevap ile yanıtlanamaz olmuştur.

4) Kuran dışı vahiy inancı ortadan kaldırılınca daha önce sorgulanmaksızın kabul edilen bir çok "senet yönüyle sahih" hadis tekrar değerlendirilmeye alınmış, böylelikle senet yönüyle sahihliğin bir haberin delil edinilmesi için yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, sened yönüyle sahih olup akıl yahut Kuran'la izah edilemeyen haberlerin ne şekilde bu kitaplara girebildiği münakaşa konusu edilmiş ve uydurmalar hakkında düşünme süreci daha da geniş bir sahayı ele almıştır.

Görüldüğü üzere bu iki inanışın reddi, gelenek dinini tam temelinden çatırdatmış, terkedilen Kuran raflardan / duvarlardan indirilerek insan aklına, yaşamın içine tekrar arz edilmiştir.

Bu süreçte, müminlerin bütün dünya üzerinde yaşadıkları apaçık hezimetin de etkisiyle bir çok mümin düşünürün durum değerlendirmesi yapmaları da etkili olmuştur.

İşte bu süreç hala devam etmektedir ve görünen o ki, uzun bir süre daha tüm gerilimine rağmen devam edecektir.

Allah cümlemizi hayırlara eriştirsin.

Muhabbetlerimle...      


__________________
"(Onu size indirdik ki) <Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)> demeyesiniz."(En'am,156)
Yukarı dön Göster aliaksoy's Profil Diğer Mesajlarını Ara: aliaksoy Ziyaret aliaksoy's Ana Sayfa
 
elmuh
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 07 eylul 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 435
Gönderen: 03 nisan 2008 Saat 19:00 | Kayıtlı IP Alıntı elmuh

Selam Ali Aksoy Kardeşim,

aliaksoy Yazdı:

Ancak yazınızın başında belirttiğiniz, "salatın tarif edilmediği zira zaten bilinmekte olduğu" yönündeki görüş, yazınızın sonrası ile uyuşmuyor. Keza, siz yazınızın sonrasında Kuran'da tarif edilmiş / sınırları çizilmiş bir salattan bahsediyorsunuz.

"Salat tarif edilmemiştir çünkü zaten biliniyordu" demek başlı başına bir çelişkidir.

Sizin yukarıdaki ifadeleriniz benim yazdıklarımı ifade etmiyor. Sanırım bir yanlış anlama var. Söylediklerim bir bütün olarak, değerlendirilip, anlaşılmamış. Belki de ben iyi anlatamamışımdır.

elmuh Yazdı:

Salat Kuran’da tarif edilmez diyenlere sormak gerekir. Neden ? Allah Kuran’ı eksik mi bırakmıştır. Tabii ki hayır. Çünkü salat denildiğinde bu sözcüğün ifade ettiği anlam herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyordu. Kuran’ın indiği toplumda salat denildiğinde bunun bir karşılığı vardı.

....

Kitap ehli salatı biliyordu, hatta müşriklerin bile kendine göre bir salat’ı vardı. Salat daha önceki resullere de emredilmişti. Kuran ayetleri inmeye başladığında, o toplum, farklı bir içerikle de anlamış olsa, salat kelimesinin ne ifade etmiş olduğunu kavram olarak anlayabiliyordu. Daha önceki Resullerden bozulmuş olsa bile onlara kalan bir miras vardı. Allah, indirdiği ayetler ile, inananlar için, salat sözcüğüne yeni bir anlam kazandırmıştır veya bir başka ifadeyle, daha önceki Resullere emredilen salat’ın gerçek anlamını geri vermiştir.

 

Yukarıdaki satırlara daha yakından bakarsanız ben, ayetler indiğinde salatın ne anlama geldiğinin bir kavram olarak bilindiğinden bahsetmiştim. Kuran'ın öğrettiği salatın bilindiğinden değil. Verdiğim örnek ayetler içinde müşriklerin salatı ile ilgili ayet'te vardı. Salatın rituel içeren bir ibadet olduğunun bilindiğini kastetmiştim. Kitap ehlinin ve müşriklerin rituellik içeren ibadetlerine kanıt Allahın ayetleridir. Kurandaki namazla hiç ilgisi olmayan müşriklerin rituellik içeren ibadeti dahi salat kelimesiyle ifade ediliyor.

Kurandaki salat ile ilgili görüşlerimi de, zaten aynı yazının içinde Kuran ayetlerini temel alarak açıkladım.

Dolayısıyla yazımda, sizin anlamış olduğunuz anlamda, bir çelişki yoktur. 

Muhabbetle.



__________________
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yukarı dön Göster elmuh's Profil Diğer Mesajlarını Ara: elmuh
 
elmuh
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 07 eylul 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 435
Gönderen: 22 nisan 2008 Saat 21:33 | Kayıtlı IP Alıntı elmuh

adsız Yazdı:

bu forumda saçmalıklar diz boyu.niçin diyeceksiniz.bakın burda herşeye yorum getiriliyor.tevil ediliyor.yani kısacası bir anlayış sergileniyor.biz bunu anladık deniyor.soruyorum:anladığın şey yanlışsa.

bunlar hadisleri bir köşeye atıyor.bizim hadise ihtiyacımız yok diyorlar.ALLAH AZZE VECELLE bize akıl vermiş.kuran da vermiş.öyleyse bu ikisi bize yeter diyorlar.gerekirse dini peygamberden daha iyi anlıyabiliriz diyorlar.oyüzdendirki namazı üç vakte indiriyorlar.ama yorumlarını okudum.saçmalığın daniskası.gündüzün kik tarafı dendiğinde doğuşa ve batışa meyilden bahdsedilir.bu iki ayrı vakittir.yani öğle ve ikindi.orta namazdanda bahsedilir.etti üç.akşamın saçaklarından bahsedildiğinde gündüzün sonuyla gecenin başını ifade eder.etti beş...

amaçları anlamak değil.tahrib ve tahrif  edmek.kendilerine içi boş bir din oluşturmak.

 

Selam Adsız,

Gerekirse dini peygamberden daha iyi anlarız kim dedi. Hadislerde iftira atın mı diyor. Bildiğim kadarı ile Kuran'da yok.

Kelimeleri kendi istediğini ortaya çıkaracak şekilde eğer bükersen, gündüzün ortası olan öğle vakti ve henüz gündüz vakti olan ikindi gündüzün iki yanı oluyor.  Ben dedim oldu mantığı. Günün iki tarafı el çabukluğu ve iftira terörü eşliğinde günün iki vakti oluyor.

Söylediklerini hiç tarttın mı. Orta namazı tarif etmemişsin. Anlatımına göre yatsı namazı olmalı. Beşinci o kalmıştı...

Allahın kitabını eğip bükmeye utanmayanın iftira etmesini de anlamak zor değil.

Nasıl iftira atarım diye düşüneceğine okuyup anlamayı dene. Daha hayırlı olur.

Selametle



__________________
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yukarı dön Göster elmuh's Profil Diğer Mesajlarını Ara: elmuh
 
adalet
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 02 ekim 2006
Gönderilenler: 1195
Gönderen: 23 nisan 2008 Saat 17:01 | Kayıtlı IP Alıntı adalet

 "içi boş bir din oluşturmak."??

  Bana bak iftiracı sünni,anlamadan,beynini iyice işletmeden cevap yazma.
 Senin gibilerin iftirasının aksine biz hanifler,içi boşaltılıp Allahın ve resülünün asla kabul etmeyeceği biçime dönüştürülmüş ve şirk dini haline gelmiş bir dini aslına döndürmeye ve korunmuş Kuranla sağlamasını yapıp,uydurulan dine karşı,indirilen dinin yanında olmaya çalışıyoruz.
 Bunları anlamak zor geliyorsa,oyuncak haline getirdiğiniz dininizle oynayıp durun ama muslih olmak isteyenlere de asla tafra satmayın,vebalini taşıyamazsınız çünkü..

 



__________________
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın.."
Yukarı dön Göster adalet's Profil Diğer Mesajlarını Ara: adalet
 
gercekci-dost
Katilimci Uye
Katilimci Uye
Simge

Katılma Tarihi: 07 nisan 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 66
Gönderen: 24 nisan 2008 Saat 11:34 | Kayıtlı IP Alıntı gercekci-dost

 

adalet Yazdı:
 "içi boş bir din oluşturmak."??

  Bana bak iftiracı sünni,anlamadan,beynini iyice işletmeden cevap yazma.
 Senin gibilerin iftirasının aksine biz hanifler,içi boşaltılıp Allahın ve resülünün asla kabul etmeyeceği biçime dönüştürülmüş ve şirk dini haline gelmiş bir dini aslına döndürmeye ve korunmuş Kuranla sağlamasını yapıp,uydurulan dine karşı,indirilen dinin yanında olmaya çalışıyoruz.
 Bunları anlamak zor geliyorsa,oyuncak haline getirdiğiniz dininizle oynayıp durun ama muslih olmak isteyenlere de asla tafra satmayın,vebalini taşıyamazsınız çünkü..

 

Allah razı olsun Adalet Kardeşim, eline sağlık...... sevgilerle.



__________________
43/44 Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Yukarı dön Göster gercekci-dost's Profil Diğer Mesajlarını Ara: gercekci-dost
 

Sayfa 128 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats