HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Bilim
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Bilim
Konu Konu: ALLAH’IN VARLIĞI VE EVRENLE İLİŞİĞİ Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

Senin gibiler'ine horoz kesilirim...

Sen daha dur ne ettin..!bunlar başlangıç..

Bak gerçek yüzünü açıklayamayacak kadar korkak olan hilfülfüdül...bu sitede senin gibi dengesizler yüzünden niceleri uçtu gitti..bu uçanlar kervanına bir yenisini katılmasına müsaade etmiyeceğim..ben hakk olan'ın peşindeyim..haksızlığa asla gelemem...adam gibi uslub kullanırsın..ne soracaksan sorarsın engel olan yok..ama imalı sözlerle iğnelemeye kalkarsan o iğneni alır sana öyle batırırımki bir daha yazmaya bile cesaret edemessin...

Her lafına bir lafım vardır...yüreğim samimi ve gerçekten öğrenmeye meyilli olanlar'a yufkadır..ama senin gibi ikiyüzlüler'e dilim çok keskindir hilfulfudul..!

Bu yola tevessül etmeye kalkanlarada aynısını yaparım...bu site sahipsiz değildir elhamdulillah..!

bu site kimsenin babasının tapulu malıda değildir...

tamda güzel ortam sağlanmaya çalışılmışken senin gibi dengesizler'in bu ortamı bozmalar'ına müsaade etmiyeceğim..

sen daha dur ne deynekler var bende..!

haydi şimdi defol git ikiyüzlü herif...

 

 



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Merhaba sasha arkadaşım,

tedavi olmak, daha sağlıklı olmak ile ömür uzatmak-kısaltmak arasındaki farkı anlamış olduğunuzu umuyorum.

Nitekim, hiç bir notumda sağlıklı olmak için tedaviden, cerrahi müdehalden faydalanmayalım demem, diyemez hiç bir mantıklı insan...

Fakat günümüzde kimyasal ilaçlar TEDAVİ şeklinde dayatılıyor. hele kemoterapi, ilaç sektörünün babası...

Kanser denen olgunun çok detaylı bir şekilde sorgulanması gerek.

bu durumu bizzat yaşamış biri olarak, bir değerlendirme yapayım :

doktora dedim ki : hocam, bu kanser denen hücre kontrol dışı mı çoğalır?

evet, dedi..peki dedim bizim vücudumuzdaki bütün hücrelerimiz de zaten kontolümüz dışında çoğalır...

evet ama, kanser hücrelerinin yapısı bozuktur.

peki hocam dedim, şimdi akciğerdeki yapısı bozulmuş ve adınan kanserli denen hücre, dişi ise, neden tutup da, AKCİĞERDEKİ, diğer normal hücreleri ele geçirmeye uğraşmıyor da, tutuyor, BAŞKA organlara ATLIYOR...sizce de GARİP değil mi?

cevap yok...

ben size söyliyeyim dedim...erken teşhis diye gördüğünüz bir yaraya, dünya SAĞLIK örgütündeki bir kaç İYİ !!! adamın KABUL ettiği bir HİPOTEZ neticesinde KANSER diyorsunuz. sonra yine AYNI adamların üzerinde MUTABAKATA vardığı, kimyasal sentetik ZEHİRLERİ, kemoterapi adı altında insanlara veriyorsunuz. işte bu zehir gidip, BAŞKA bir organda HASAR oluşturuyor. buna siz KANSER yayılmış diyorsunuz....ne bu TEŞHİSTE, ne de TEDAVİDE sizin hiç bir ARAŞTIRMANIZ yok...önünüze koyulanı uyguluyor ve adına TEDAVİ diyorsunuz...

örneğin, bu kanser!!! tedavisinde bir de RADYOTERAPİ yöntemi var...kanaatimce bu yöntem bir nebze daha kemoterapiye göre daha mantıklı. zira radyoterapide, direk SADECE tesbit edilen YARA yakılarak yok ediliyor.

Kemoterapi ise, şuna benziyor :

Örneğin, aracınızın motor pistonlarından bir aşındı...tedavi gerekiyor...siz motora YAĞ verip duruyorsunuz...HİÇ bir işe yaramaz, hatta fazla yağ verirseniz, motorun performansını da düşürürsünüz...halbuki yapılması gereken sadece ARIZALI piston ile ilgilenmektir..

ne yazık ki, doktorların BİR ÇOĞU, kanser dedikleri hastalara, SAYILI ömrü kalmış gibi yaklaşır ve KEMOTERAPİYİ tedaviden çok, ÖMÜRÜ bir kaç ay daha UZATMAK için yapar..işte bu noktada da SORGULAMA rafa kalkmış olur...

google'a yazıp, ZATUREE hastalığını bir araştırın...belirtileri akciğer kanserine çok ama çok benzer...günümüzde zatüreden ölen hasta neredeyse yoktur...çünkü yerini akciğer kanseri almıştır ve bir filmde akciğerde leke görüldümü (40 yaş üstünde iseniz), derhal pataloji labına bir örnek gönderilir ve MİKROSKOP ile (kaldı ki sanayide bile gözle hata kontrolü İLKEL kabul edilir ve bir çok ana sanayi tarafından kabul edilmez) TEŞHİS saçmalığına imza atılır....

dediklerimi lütfen dikkatli okuyun...ilim başka bir şeydir, TAKLİTÇİLİK başka bir şey...

MODERN tıp ortaya çıkana kadar, BELİRTİLER, HASTA sayısı, ortak belirtilere uygulanan TEDAVİ ve TEDAVİNİN ortak belirtilerdeki geri besleme bilgileri idi TIP denilen olgu...ARAŞTIRMA ve TAKİBE bağlı idi...hastalık yok idi, HASTA var idi...ibn-i sinanın mantığı...faakt artık hastalık var ve TEDAVİ kimyasal ilaç olmuş...halbuki eczacılık fakültelerinde BİTKİLER okutulurdu...5 yıl eczacılık okuyan, İLAÇ bayiliği yapıyor...eczacının işini ise EHİL olmayan aktarlar yapıyor...bu sefer başka bir aldatmacanın içinde buluyor, mantıklı insan kendisini...

son olarak, 3'lü tarama testine vurgu yapıp, bu notu tamamlamak istiyorum...bir bebeğin mongol olup olmadığına İSTATİSTİKİ verilerden yola çıkarak ZAN ile karar veriyor doktorlar ve anne adaylarına cinayet işletiyorlar...bir de bebeğin kalp atışlarının izlenmesi var...8 haftalık (kaldı ki embriyonun hangi haftada oluştuğunu bile BİLEMEZKEN) olduğunda kalp atışı duyulmuyor ise, anne zehirlenebilir ZANNI ile, kürtaja zorlanıyor anne adayları...halbuki yine temelinde ÖMÜR kurtarmak var, annenin ömrünü !!!!

işte TIP, İLİM ile KÜSTAH BİLİM ADAMLARININ şirki arasındaki ince fark...

demiştim ya önceki notlarda, kötü olan ise, HER YENİ NESLİN bu BİLİM sihrine biraz daha kendisini kaptırması ve BUNLARSIZ HAYAT OLAMAYACAĞINA inanmaları...

işte kimseye ZORLA çerçeve çizdermem, kimseyi kalıba sokmak gibi bir gayem de yoktur...fakat Kuran'dan anladığım bir müminin zaten bir ÇERÇEVESİ olması zorunludur...

Hasan arkadaşım,

ben de sana kızgın değilim...ancak insan kendisini SÜREKLİ öğüt verir durumda görmemeli...benim insanlık tarihinden anladağım, Süleyman da olsa, HER İNSANIN koltuk altında bir SÖKÜĞÜ mutlaka vardır...

bu söküğü fark edip, Allah'ın lutfu ve merhameti ile dikebilen ADEM oluyor...

selam müminleredir...

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

Selam Hayrullah,

Ben sana öğüt vermek ne haddime?

Aramızdaki samimiyete binaen bazı şeyler yazdım sen yanlış anladın.

Hatta ilk bu konuda sana yazdığım yerde gülme işareti vardı..!bunuda tebessüm ederek yazdım ama sen farklı anladıysan bişey diyemem..

Uslubu farklı noktalar'a taşıyınca,dayanamadım yazdım bir bir...

Şu site içerisinde bir ebukerem akrdeşime birde sana tatlı uyarım olmuştur...eğer birbirimizi bazı noktalarda uyarmayacaksak farklı nitelendirmeler'e girişeceksek kardeşlikten de bahsedemeyiz o zaman..!

Neyse sana yeterince bir çok konuda yazdım...bende her lafa bir laf vardır çok şükür...

Sana kızgınlığım falanda yok...bizler kavgalarımızda olur erdemli şekilde kucaklaşmayıda biliriz..!

Sen yine hayrullahsın...yaz-çiz...ama lütfen bir şeyi yazarken neler'e mal olacağını hesap ederek yazki silme ihtiyacı duymayasın bir daha..!

Son olarak..benim öyle çok söküğüm varkii...oooo çokk...hani nerde söküğümü yamayan erler nerede?..!

Beni tanıyan tanır..!

Ben bu kitab'ın KÖLESİ yim..!

Bu yolun yolcusu ve fedaisiyim..!!

Hakk olan dışında karşıma her kim gelirse onada karşılığını bir güzel verirrim..!

Allah yürekten iman etmiş kişiler'i bağışlar..

Şeytan aramızda kin ve düşmanlık bulundurmak için uğraşıp durur..

Bizler çok şükür şeytan'ın adımlarını izleyip felaket'e sürüklenmeyecek akdar basiret sahibiyiz..

Bize bu basiret'i veren Rahman'a şükürler olsun...

Konuya katkın olacaksa yazmaya devam edebilirsin...

Ben herşeyi unutmaya hazırım...Allah örtenler'in yanındadır..

Yüce Rabb'im bu kapıyı sürekli açık tutuyorda benmi kapatacakmışım..!

Ben kraldan daha kralcı olamam..!yeterki samimi ol ve yaklaş..!

İşte sana bir fırsat...

Bugünlük bu akdar yeter..çok yorucu bir gün oldu zira..!ben çıkar...

selamtle..



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

EVRENİN VARLIĞI VE OLUŞUMU Bölüm 1

Mehmet Akyol (06-03-06 11:26)


EVRENDE “SÜREKLİ OLUŞUM VE DÖNÜŞÜM” YASASIYLA MADDE ALEMİNİN OLUŞUP DEVİNMESİ

Bu yasanın işleyişinin temel unsurları girdaplardır ( karadelikler )


Evrenin tamamı negatif ve pozitif enerji yüklü olan ilksel enerji zerrecikleriyle doludur. Bu zerrecikler, varlığın itici gücü olan manyetik güç, yani itme ve çekme kuvvetleri nedeniyle birbirleri ile olan etkileşimlerinden dolayı sürekli hareket halindedirler.

Evreni kapsayıp dolduran zerreciklerin bu hareketliliği nedeniyle, uzayda birbiriyle karşılaşıp çarpışan zıt enerji yüküne sahip olan enerji zerrecikleri birleşerek iki kutuplu ilk atom altı parçacıklara dönüşürler. Bu parçacıklar madde alemindeki oluşumların başlangıcını oluşturan ilk ve temel taşlardır.

Birleşen zıt parçacıklar, ilksel enerji zerreciklerine nazaran daha fazla enerji yüküne sahip oldukları için, enerjilerinin neden olduğu itici güçle birbirleri üzerinde daha fazla bir etkileşime girerek, evrenin her yerinde sayısız adette küçük çaplı hareketlilik ve manyetik fırtına yaratırlar. Bu hareketlilik de, çok sayıdaki küçük girdapçığın oluşmasına vesile olur. Oluşan bu girdapçıklar, iki kutuplu bu parçacıkların bir çoğunu bir araya toplayıp sıkıştırarak ısıtıp bir arada durmalarını sağlarlar. Nesneler, ısındıkları zaman manyetik dengeleri değişir ve elektro manyetik yönden farklılaştıkları için, bir arada durabilirler. Oluşan alt gurup girdapçıklar, ilk oluşan parçacıkların bir arada durmalarını sağlayarak, çeşitli çap ve güçteki temel atom altı parçacıklarına ve atom çekirdeklerine dönüştürürler. Böylece, evrende sayısız küçük girdapçıkla temel atom çekirdekleri ve atom altı parçacıkları oluşurlar. Atom çekirdeklerini oluşturan nötron ve protonlar da, daha küçük parçacıklardan, o parçacıklar da daha küçüklerinden oluşurlar.

Oluşan atom çekirdekleri ve atom altı parçacıklar, ilk parçacıklardan daha fazla enerji yüküne sahip oldukları için, devasa boyuttaki sayısız girdabın oluşmasına vesile olurlar. Böylece, galaksileri oluşturacak orta gurup girdaplar oluşmaya başlarlar. Oluşan devasa büyüklükteki bu girdaplar, oluşmuş olan atom çekirdek ve atom altı parçacıkları içlerine çekip sıkıştırarak, birbirlerine yaklaşmalarını ve ısınıp gevşemelerini sağlarlar. Bu işlem uzun süre devam eder. Girdaba çekilen parçacık miktarı artıkça ve parçacıklar baskıyla sıkışıp yoğunlaştıkça, daha çok ısınırlar. Sonunda girdap merkezinde ısınıp gevşeyen parçacıklar, girdabın yoğun baskısıyla top yekun bir patlama ile parçalanarak, büyük bir ısı ve ışık yayarak girdabı kuasara çevirerek görünür kılarlar.

Oluşan bu yüksek sıcaklık ve parçalanmalarla ısınıp gevşeyen diğer parçacıklar, parçalanan atomların parçacık yağmuru ile beslenip güçlenerek, etraflarına birer parçacığı da uydu edinerek hidrojen atomuna dönüşerek, kendi manyetik alanlarını oluştururlar. Böylece, girdabın çekim etkisinden kurtularak, etrafa madde altı gaz bulutu şeklinde yayılırlar. Uzun süre etrafa yayılan bu madde altı gaz atomları çoğalıp bir bulut gibi yoğunlaşırlar. Daha sonra, bu gaz bulutunun içinde galaksi girdabına nazaran daha küçük çaplı olan üst gurup girdaplar oluşarak, bu gaz bulutunu toplayıp, sıkıştırarak, zamanla yoğunlaştırdıktan sonra yıldızlara dönüştürürler.

Üst gurup girdaplarla toplanan hidrojen atomları sıkıştıkça ısınırlar ve birbirlerine yaklaştıkça da, daha çok ısınıp parlamaya başlarlar. Zamanla sıkışıklık ve yoğunlaşma had safhaya gelir ve böylece, merkezde iyice ısınıp gevşeyen atomlar top yekun bir şekilde patlayınca, oluşum yıldıza dönüşüp parlamaya başlar. Böylece, yıldızda muazzam bir sıcaklık oluşur. Bu şekilde galaksi merkezinin etrafında yıldızlar oluşup yerlerini alırlar.

Oluşan bu yıldızlarla, galaksi girdabı yavaş yavaş galaksi şeklini almaya başlar. Yıldızlar, uzun süren faaliyetleri süresince, sürekli tepkime ve patlamalarla hem enerji kaybederler. Hem de çeşitli tepkime ve hallerle bünyelerindeki atomlar, gerek birleşerek, gerekse içlerine ve etraflarına parçacık alarak daha fazla parçacık içeren helyum atomuna dönüşürler. Böylece; yıldız, zamanla hem yoğunlaşarak hem de uzun süren enerji kaybıyla giderek daha çok yoğunlaşıp küçülür. Bu nedenle, içinde atom çeşitliliği giderek artmaya başlar. Yıldızlar, oluştukları girdabın baskısıyla sürekli merkeze doğru büyük bir çekim kuvveti ve baskıyla toplanıp yoğunlaşırlar. Bu yoğunlaşma hali de, daha çok tepkimeye yol açar ve böylece daha çok atomun birleşmesiyle üçüncül atomların en yoğun ve en büyükleri olan atomlar oluşmaya başlar. Atomların bu birleşimleri sonucu yıldız, giderek daha çok yoğunlaşıp küçülür Yıldızdaki sürekli patlama ve tepkimelerle atomlar hem daha fazla parçalanırlar hem de, bu parçalanma neticesinde savrulan atom parçacıklarıyla diğer atomlar daha fazla beslenip veya birleşerek daha çok parçacık içeren daha gelişmiş atomlara ve madde özlerine dönüşürler. Bu şekilde yıldız, daha çok yoğunlaşır ve giderek lavlaşmaya başlar. Yıldızlar yoğunlaştıkça yıldız maddesi lavlaşır. Önce gaz şeklinde oluşurlar. Daha sonra ateş topuna dönüşürler. Sonrasın da ise yoğunlaşıp lavlaşırlar ve en sonun da da soğuyup katılaşıp kabuk bağlarlar.

Yıldız, enerjisini büyük oranda kaybedince daha çok yoğunlaşır ve soğuyup kabuk bağlamaya başlar. Kabuk bağladıktan sonra, dışarıya ısı fazla sızmadığı için, iç ısı muazzam dereceye ulaşır. Böylece, içerde olan atomlar daha çok ısınıp gevşerler ve içerdeki tepkime ve patlamalarla diğer atomlar daha çok beslenerek veya birleşerek daha gelişmiş olan üçüncül atomlara dönüşürler. Bu atomlar, enerji yükü bakımından daha geliştikleri için, daha fazla parçacığı uydu edinirler. Böylece, çok çeşitli madde özlerini oluşturan atom şekilleri gezegen oluşumuyla oluşmuş olurlar. Gelişmiş atomlar, yüksek ısıya değil, sıkışık ve yoğun olan bir ortama gereksinim duyarlar ve ancak, böyle bir ortamda oluşabilirler.

Hidrojen atomları galaksi merkezlerindeki kuasarlarda oluşan yüksek ısı sayesinde oluşurlar. Gelişmiş atomlar da, yıldız oluşumlarında ve yıldızın gezegene dönüşmesinin yarattığı elverişli ortamda ancak oluşurlar. Yıldız oluşumları, daha yoğun oldukları için, atomların beslenip gelişmeleri veya tepkime yoluyla birleşmeleri için en ideal mekanlardır. Galaksi oluşumlarında atomlar tepkime yolu ile birleşemezler. Ancak, patlamalarla savrulan parçacıklarla beslenirler ve güçlenebilirler. Çünkü, patlamalar sonucu atomlar sağa sola savrulurlar. Ama, gezegen içinde atomlar yoğunluktan dolayı, savrulacak alan bulamadıkları için, çarpışıp birleşirler veya tepkime yoluyla da kaynaşarak daha gelişmiş atomlara dönüşürler. Yıldızı oluşturan girdap, sürekli yüksek basınç ve baskı ile yıldız maddesini sıkıştırıp yoğunlaşmasını sağlar. Böylece, sıkışan atomlar tepkimeye girişerek hem ısınırlar ve hem de birleşirler. Bir kısmı da parçalanarak, dağılıp diğer atomların beslenmesine ve güçlenmesine neden olurlar. Böylece yıldız, hem enerji kaybıyla, hem de sıkışma ve yoğunlaşma yoluyla ilk haline nazaran bayağı küçülür. Yüksek basınç ve baskıyla küçülen yıldız, daha çok tepkimenin oluşmasına neden olup daha çok atomun sıkışıp birleşmesini sağlar. Böylece, çok çeşitli ve gelişmiş olan atom türleri oluşup çeşitli madde özlerini oluştururlar.

Yıldızlar, zamanla enerji kaybettikçe hacimce ve enerjisel olarak ilk hallerine nazaran çok küçülürler ve onda bire bile düşebilecek kadar küçülebilirler.

Yıldızlar, enerjilerini büyük oranda tüketerek, soğuyup kabuk bağladıkça çeşitli madde şekilleri de somutlaşır ve giderek kabuk kalınlaşır. Bu nedenle, yıldız zamanla gezegene dönüşmeye başlar. Kalınlaşan kabuk nedeniyle iç ısı muazzam dereceye ulaşır. Böylece, sıkışan gazlar kabuğu delerek yanardağ yoluyla dışarıya atılırlar. Bu gazlar, gezegenin etrafını sararak zaman içinde atmosferin katmanlarını ve suyu oluştururlar. Böylece, gezegene dönüşme giderek tamamlanır ve gezegen yüzeyinde şartlar olgunlaşınca, hareketsiz yaşamın atası olan canlı türü oluşup gezegenin uygun yerlerini kaplamaya başlar ve gezegene uyum sağlamak için çabalar. Böylece, hareketsiz yaşam, zamanla gezegene uyum sağlayarak hem daha çok gelişip hem de evrimleşerek gezegeni doldurmaya başlar.

Bu arada, sular yavaş yavaş yere inerek, çukur yerleri doldurmaya başlarlar. Bu durum, hareketsiz yaşamın daha fazla gelişmesine yol açar. Hareketsiz yaşamın gelişmesiyle hareketli yaşamın atası olan canlı oluşmaya ve gelişmeye başlar. Zamanla hareketli ve hareketsiz yaşam gezegenin her yerinde oluşup beraber gelişip formdan forma girip evrimleşerek, daha çok gelişip gezegenin yüzeyini kaplarlar. Böylelikle, hareketsiz yaşam ağaç olana kadar, hareketli yaşam da insan olana kadar evrimleşme devam eder. Böylece, yaşam son şekline bürünmüş olur. Canlı yaşam, hem değişen koşul ve şartlara uyum sağlama bakımından, hem beslenme ve ihtiyaçlarını karşılama bakımından, hem de ilahi sistemin tecellisi doğrultusunda hep daha ileriye doğru insan formunun hasıl olması yolunda değişir, gelişir ve evrimleşir.

Evrende, yaşam barındıran bütün gezegenler bu şekilde oluşurlar ve evrenin her yerindeki yaşam da, yaşama uygun olan bütün gezegenlerde bu şekilde oluşur. Gezegenler ilk oluştuklarında, yaşamı oluşturan asitler atmosferde suyla kısmen de olsa birleşirler ve bunlar yere indikçe ve yerdeki minerallerle birleştikçe yaşam en alt düzeyde oluşup şekillenmeye başlar. Ayrıca, değişik madde atomlarının zamanla enerji kaybederek değişip, çeşitli asit türlerine ve minerallere dönüşmesiyle de yaşam oluşur. Yaşamın oluşmasını sağlayacak çok unsur vardır. Mineraller suyla birleşerek de yaşamın suda ve karada oluşmasını sağlarlar. Yani bunun çok çeşitli yolları vardır.

Küçük ve çabuk soğuyan gezegenlerde, atmosfer oluşmadığı için yaşam oluşmaz ve gezegen verimsiz toprak ve kayalık bir yüzey görünümüne bürünür. Normalde bütün yıldızlar, aynı şekilde soğuyup gezegenlere dönüştükleri için, hepsinde de başlangıçta atmosfer koşulları oluşur. Ancak, çabuk soğuyup enerjisini tüketenlerde atmosfer tam oluşmadan dağılır ve atmosferdeki su da yüzeye inip donar veya uçup uzaya yayılır. Onun için, belli ölçülerin altındaki gezegenlerde atmosfer olmadığı için, yaşam oluşmaz. Kiminde de yaşam ilkel düzeydeyken atmosfer dağılır ve yaşam son bulur. Yüzeydeki su da, buza dönüşüp yüzeyde kalır veya buharlaşıp uzaya dağılıp gider.

Evrenin her yerindeki girdapçıklar, atom altı parçacıklar, atomlar, büyük girdaplar, galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve gezegenlerdeki canlı yaşam bu şekilde gelişerek devinir ve ömrünü tüketip atıl hale gelenler yeniden dönüşümle yeni oluşumlara dönüştürülürler. Böylece, varolan hiçbir şey zayi olmaz ve zayi edilmez. Bu vesileyle hiçbir şey yok olmaz ve yok edilemez. Ancak, değişime ve dönüşüme uğrar veya uğratılır. Bu nedenle, evrendeki her şey ebediyen varlığını korur. Ancak, oluşmuş olan her şeyin bir ömrü ve bir yaşamsal süresi vardır. O süre bittiği andan itibaren değişime ve dönüşüme uğrayarak, yeni oluşumlara kaynaklık etmektedir. Yaşam süresi varlığın öz enerjisi oranındadır. Canlı varlıklarda ise, öz enerjiyi olumlu kullanmaya bağlıdır. Kaza ve ani etkiler hariç, yaşam canlının öz enerjisine bağlıdır. Ki, öz enerjisini verimli kullanıp pozitif olan insanlar, daha uzun ömürlü olurlar. Negatif olanlarsa, yaşamlarını çeşitli sıkıntı ve streslerle azaltırlar ve yaşamsal enerjilerini heba ederek, ömürlerini kısaltırlar. Gelecekte, insanlar daha bilinçlenip pozitif ruh haline bürünecekler ve böylece ömürler günümüzdekinden çok daha uzun olacak. Madde aleminde oluşumunu tamamlayan her varlık, oluştuğu andan itibaren çeşitli etkilerden dolayı enerji kaybetmeye başlar. Zamanla enerjinin büyük bölümü yitirilince de, atıl hale gelir ve ölüm gerçekleşmiş olur.

Evrenin tamamında ilahi sistem ve nizama bağlı olarak işleyen sürekli oluşum ve dönüşüm yasasıyla madde aleminde varolan her şey, yaşam süresini tamamladığında değişime ve dönüşüme uğrayarak varlığını ebediyen sürdürür. Sürekli oluşum ve dönüşümlerle, bir yandan ilksel enerji zerrecikleri birleşip çeşitli madde formlarına dönüşürlerken, diğer yandan da galaksi ve yıldız oluşumlarında parçalanan atom ve atom altı parçacıkların enerjisinin bir kısmı ilksel enerji zerreciklerine dönüşür, bir kısmı da diğer atomlarla birleşir veya parçacık halinde kalır. Böylece, evrendeki madde ve ilksel enerji zerrecik dengesi hep korunmuş olur.

Madde alemi evrendeki enerjinin yüzde birinden daha azıyla oluşmuştur. Onun için, madde aleminin evren üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Evren yeryüzündeki okyanusa benzer. Okyanusta oluşan varlıklar nasıl, okyanustaki suyun yüzde birini geçmiyorsa, evrendeki madde oluşumu da evrendeki enerjinin yüzde birini geçmez. Okyanusta oluşan canlılar nasıl hareket ve devinimleriyle okyanusa bir etkide bulunmuyorlarsa ve bu canlıların birbirlerinden uzaklaşmalarıyla nasıl okyanus genişlemiyorsa, birbirlerine yakınlaşmalarıyla da nasıl okyanus daralıp büzüşmüyorsa, evrendeki madde alemini oluşturan nesne ve varlıkların hareket ve devinimleri de evrene pek bir etki yapmaz ve evreni genişletip, büzüştürmez. Çünkü, evren madde değil enerji ile dolu olan bir mekandır. Evrenin ne olduğunu bilmeyenler, madde alemini oluşturan nesne ve oluşumların hareket ve devinimlerinden dolayı evrenin genişlediğini ve buna paralel olarak da zamanla büzüşüp kendi üstüne kapanacağını düşünüp dillendirmişlerdir.

Evrende madde alemi sürekli oluşum ve dönüşüm yasası ile bu şekilde oluşup devinir ve ebediyen varlığını sürdürür.


SÜREKLİ OLUŞUM VE DÖNÜŞÜM” YASASININ DETAYLI AÇILIMI

Evren, Allah’ın varlığı olduğundan dolayı, varolmamış veya oluşmamıştır. Evren, Allah’ın varlığıyla var olduğundan dolayı ezeli ve ebedidir. Evren, ile madde alemi ayrı şeylerdir. Evren, Allah’ın varlığı olduğundan dolayı, onun varlık enerjisiyle dolu olan bir mekandır. Madde alemi ise, Allah’ın evreni kapsayan varlık enerjisinden üç hal ve üç aşama ile “sürekli oluşum ve dönüşüm” yasası doğrultursunda oluşup şekillenerek devinir ve varlığını sürdürür. Madde alemini oluşturan enerji miktarı evrendeki enerji miktarının yüzde birini geçmez. Madde alemi “sürekli oluşum ve dönüşüm” yasasının oluşlum yönü doğrultusunda oluşup, sürekli değişim ve dönüşümle de yenilenerek varlığını ebediyen sürdürür. Madde aleminde birimsel ebediyet ve ezeliyet yoktur. Ancak, genel ebediyet ve ezeliyet vardır. Evren, madde değil, enerji ile dolu olan bir mekandır. Madde alemi bu enerjinin yüzde birinden bile daha az bir enerji miktarıyla sürekli oluşum ve dönüşümle belli aşamalar sonucu oluşmuştur ve ömrünü tamamlayan her şey, aynı nedenlerle değişime ve dönüşüme uğrayıp yenilenmektedir. Bu nedenle, madde alemini evren olarak algılamak hata olur ve yanılgıya götürür. Evren, ayrı şeydir madde alemi ayrı şeydir. Okyanus ile okyanustaki canlıların iç içe olmalarına rağmen ayrı şeyler oldukları gibi. Okyanustaki canlıların okyanus üzerinde herhangi ciddi bir etkileri olmadığı gibi, madde aleminin de evren üzerinde pek ciddi bir etkisi yoktur. Çünkü o, evrendeki enerjinin yüzde birinden bile daha azıyla oluşmuştur. Sürekli oluşum ve dönüşüm yasasıyla da, enerji ve madde dengesi hep korunmaktadır. Yüzde birden oluşan madde alemi, yüzde doksan dokuz oranındaki enerji varlığının üzerinde ciddi bir etkisinin olacağı düşünülemez. Okyanustaki sudan oluşan canlıların okyanus üzerinde pek etkilerinin olmadığı gibi. Okyanustaki canlılar da okyanus boyutlarının yüzde birini geçemezler. Onun için, o canlılar ve onların hareketlerinden dolayı okyanus değişmez, genişleyip, daralmaz. Ayrıca, ne okyanustaki su tamamen canlılarla dolar. Ne de,
canlılar tamamen yok olurlar. Sürekli doğum ve ölümlerle denge hep korunur. Evrende de, durum aynıdır. Evrende oluşan madde ve nesnelerin birbirlerinden uzaklaşmasıyla veya birbirlerine yakınlaşmalarıyla evren genişlemez veya daralmaz.

Ayrıca, düşüncenin sınırsız ve sonsuz olduğu gibi, evren de sınırsız ve sonsuzdur. Bu sebeple, evrenin başı veya sonu yoktur.

Evrendeki madde aleminin sürekli oluşum ve dönüşüm yasası doğrultusundaki oluşum ve dönüşünün açılımı şu şekildedir.



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

EVRENİN VARLIĞI VE OLUŞUMU Bölüm 2
Mehmet Akyol (06-03-06 11:27)


MADDE ALEMİ “SÜREKLİ OLUŞUM VE DÖNÜŞÜM” YASASI DOĞRULTUSUNDA ŞU BEŞ UNSURLA VAROLUP ŞEKİLLENİR


1. İLKSEL ENERJİ ZERRECİK GURUBU
2. GİRDAP ( KARADELİK ) GURUBU
3. ATOM GURUBU
4. GALAKSİ GURUBU
5. YILDIZ GURUBU


Evrendeki madde alemi ve görüntüler dünyası, bu beş temel unsurla varolup şekillenerek madde alemini oluşturup varlığını ebediyen sürdürür. Bu unsurların varlığı, oluşum ve gelişimleri aşağıdaki gibi açıklanıp sınıflandırılabilir.


İLKSEL ENERJİ ZERRECİK GURUBU

İlksel enerji zerrecikleri, evreni kapsayıp dolduran madde öncesi temel enerji birimidir. Bu zerrecikler, çok küçük olduklarından dolayı görülmezler, tutulamazlar, bölünüp yok edilmezler, eksiltilemezler, çoğaltılamazlar, değişime uğratılamazlar, engellenip durduramazlar. Bunların üzerinde hiçbir işlem yapılamaz. Bu zerrecik gurubu temel iki unsurdan oluşur. Bu unsurlar şunlardır.

1. NEGATİF ENERJİ YÜKÜNE SAHİP PARÇACIKLAR.
2. POZİTİF ENERJİ YÜKÜNE SAHİP PARÇACIKLAR


a) Negatif enerji yüklü parçacıklar: İlksel enerjinin negatif enerji yüklü olan parçacıklarıdırlar. Negatif enerji, maddenin görünen yönünü oluşturur. Pozitif enerji ise, maddeye hayat ve can veren enerji yönünü oluşturur. İki enerji türü birleşmedikçe madde alemindeki hiçbir şey oluşup şekillenmez. Girdaplardan, galaksilerden, yıldızlardan ve maddenin somut haline kadar olan her şey, iki enerji unsurunun birliğiyle oluşmuştur ve oluşmaktadır.

b) Pozitif enerji yüklü parçacıklar: İlksel enerjinin pozitif enerji yüklü olan parçacıklarıdırlar. Pozitif enerji maddenin özünü ve hayat kaynağını oluşturur. Yani, maddeye hayat ve can veren yönüdür. İki unsur birleşmedikçe madde alemindeki hiçbir nesne ve oluşum oluşmaz. Her şey, bu iki enerji türünün çeşitli hal ve evrelerle oluşan birleşiminden meydana gelir ve gelmektedir. Onun için, bu iki enerji türünün yansımalarını madde aleminin her anında ve her yönünde görmekteyiz. Örneğin; ışık ile karanlık. Artı ile eksi. İyilik ile kötülük gibi bir sürü şey sayılabilir. Bunların hepsi bu iki enerji unsurunun yansımalarıdırlar.

İlksel enerji zerrecik gurubu, bu iki unsurdan meydana gelir ve evrendeki madde aleminin temelini bu iki zerrecik türü oluşturur. Bu enerji zerrecikleri, sürekli oluşum ve dönüşüm yassının çeşitli işleyiş şekliyle bir araya gelip öbekleşerek, maddenin çeşitli şekillerini oluştururlar. Bu iki unsur birleşmedikçe ve bir araya gelmedikçe, madde alemindeki hiçbir şey oluşmaz. Bu zerreciklerin negatif yönü maddeyi, pozitif yönü ise maddedeki enerjiyi oluşturur. Kısacası, evrendeki her şeyin özünde ve temelinde bu iki zerrecik türü vardır. Bunların dışında evrende hiçbir şey yoktur. Bunlar, çok küçük ve görünmez olduklarından dolayı, asla bölünüp parçalanmazlar ve yok edilemezler. Aynı zamanda, madde aleminde bu zerrecikleri durdurup, engelleyip, tutabilecek kadar yoğun olan hiçbir şey yoktur. Canlılardaki ruhlar da bu zerreciklerden oluşmuşlardır. Bu zerrecikler her şeyden kolaylıkla geçerler ve madde aleminde bu zerrecikleri tutabilecek kadar yoğun olan hiçbir madde şekli ve türü olmadığı için, bunlar engellenip durdurulamazlar ve alı konulamazlar. Bu zerrecikler, çok küçük olduklarından dolayı maddenin her türünden kolaylıkla geçerler ve hiçbir engel tanımadan evrende sürekli ve serbestçe dolaşırlar. Çünkü, hiçbir madde parçası bu zerrecikleri tutabilecek kadar yoğun ve sık değildir. Bu zerrecikler, enerji yükü bakımından çok zayıf oldukları için, birbirlerinin üzerlerinde çok az etkileri vardır. Bunlar, evrende dolaşırlarken birbirine denk gelen benzer unsurlar çok düşük bir etkide bulunarak birbirlerini itip uzaklaşırlar. Zıt unsurlar da çarpışırlar. Çarpışmanın şiddetiyle de birleşip, iki kutuplu parçacıklar haline dönüşürler. Bu şekilde, sürekli olarak iki kutuplu sayısız parçacık meydana gelir. Meydana gelen iki kutuplu bu parçacıklar belli bir güce sahip olduklarından dolayı çekme ve itme kuvveti bakımından daha güçlüdürler ve bunların birbirlerini çekip, itmelerinden dolayı evrenin her yerinde sayısız küçük girdapçık oluşur. Böylece, girdap gurubunu oluşturan alt gurup girdapçıklar oluşup, birincil atomları ve atom altı olan temel parçacıkların oluşmasını sağlarlar. Oluşan birincil atomlar ve atom altı parçacıklar, enerji bakımından daha güçlü olduklarından, çeşitli çap ve büyüklükteki sayısız büyük girdabın oluşmasına sebep olurlar. Böylece, girdap gurubunun çeşitli üyeleri meydana gelerek, evrendeki madde alemini şekillendirip oluştururlar.


GİRDAP GURUBU

Girdap ( karadelik ) gurubu olmadan evrendeki madde alemi şekillenmez ve görüntüler dünyasındaki hiçbir varlık oluşamaz. Görüntüler dünyasını oluşturan bütün varlıklar, oluşum ve varlıklarını bu girdaplara borçludurlar. Girdap gurubu kendi arasında üç tür girdaptan oluşur. Bunları kısaca aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.


1. ALT GURUP GİRDAPLAR.
2. ORTA GURUP GİRDAPLAR.
3. ÜST GURUP GİRDAPLAR.


a) Alt gurup girdaplar: Bunlar, zıt olan ilksel enerji zerreciklerinin çarpışıp birleşmeleriyle ulaştıkları belli bir güçle, itme ve çekme kuvvetlerinden dolayı, benzer parçacıkların üzerinde oluşturdukları etkiyle oluşan en küçük (karadelikler) girdapçıklardır. Girdaplar, evrende oluşan manyetik fırtınalardır. Yeryüzündeki fırtınaların hortumlara dönüşmüş hali gibidirler. Bu nedenle, çok güçlüdürler. Alt gurup girdapçıklar nedeniyle, önceden oluşmuş olan iki kutuplu zerrecikler, toplanıp sıkıştırılarak bir arada durmaları sağlanırlar. İki kutuplu zerreciklerin oluşturduğu çeşitli çap ve güçteki bu girdapçıklar birincil atomlarla atom altı olan temel parçacıkları oluştururlar. Bu parçacıklar birincil atomlardır. Böylece, temel atom çekirdekleri ve atom altı parçacıkları oluşarak daha büyük, hatta devasa büyüklükteki girdapların oluşmasına sebep olurlar. İki kutuplu ve iki tür enerji yüküne sahip olan parçacıkların benzer parçacıklarla kendi kendilerine birleşmeleri çok zor hatta olanaksızdır. Çünkü, böyle iki parçacık hızla birbirlerine yaklaştıklarında, belli bir mesafeden sonra itme kuvveti baskın gelerek, çarpışmayı ve birleşmeyi engeller. Böylece, bu iki kutuplu parçacıkların kendi kendilerine bir araya gelmeleri olanaksız olur. Ki, bu olanaklı olsaydı evrendeki her şey tek bir bileşene dönüşürdü. Ancak, oluşan girdaplar bu parçacıkları şiddetli bir baskıyla birbirlerine yaklaştırıp, zorlayarak hem değişime uğratırlar ve hem de bir arada durmalarını sağlarlar. Onun için, girdaplar (karadelikler) her çeşit madde oluşumunun oluşması için vazgeçilmez temel unsurlardır. Girdap gurubu olmasa, madde aleminde görünen hiçbir şey oluşamazdı. Alt gurup girdaplar oluşarak, birincil atom olan temel atom çekirdeklerini, yani atom altı olan temel parçacıkları oluştururlar.

b) Orta gurup girdaplar: Alt gurup girdapların oluşturdukları atom çekirdekleri ve atom altı temel parçacıklarının enerji yüklerinin fazlalığı nedeniyle daha büyük çaplı bir etkileşime girerler ve böylece, devasa büyüklükteki orta gurup olan galaksi girdaplarını oluştururlar. Oluşan devasa büyüklükteki orta gurup girdaplar, etrafta bulunan atom çekirdeklerini ve atom altı parçacıklarını hızla toplayarak, bir araya getirip, sıkıştırarak birbirlerine yaklaştırıp, ısınmalarını sağlarlar. Böylelikle, uzun süreler boyunca bu girdaplar içlerine muazzam miktarlardaki birincil atomları ve atom altı parçacıkları çekerek yoğunlaşırlar ve belli bir süre sonra da, doyuma ulaşırlar. Doyuma ulaşan girdapların merkezinde toplanıp, sıkışarak ısınan parçacıklar, genleşip gevşeyerek top yekun bir patlama ile parçalanırlar. Böylece, oluşan orta gurup girdap kuasar’a dönüşerek görünür hale gelir. Girdap, kuasar olarak da uzun süre etraftaki atom ve atom altı parçacıkları içine çekerek parçalar ve parçalanan atom ve atom altı parçacıklarından savrulup ayrılan parçacıklar yüksek ısı ve ışığa neden olurlar. Bu ortamda parçalanan atomların parçacıklarıyla diğer sağlam atomlar beslenerek güçlenirler ve belli bir enerji yüküne sahip olan bu atomlar, birer parçacığı uydu edinerek kendi manyetik alanlarını oluşturup topluca girdabın dışına etrafa doğru yayılırlar. Etraflarına birer parçacığı uydu edinen birincil atomlar ikincil atom türü olan hidrojen atomuna dönüşürler. Böylece, ikincil atom türü orta gurup girdaplarda meydana gelir. Kuasarların merkezinde sürekli parçalanan birincil atomlar nedeniyle milyarlarca derecelik ısı meydana gelir. Buda sağlam kalan diğer atomların beslenip güçlenmelerine ve böylece ikincil atomlara dönüşmelerine sebep olur. Kuasarlarda, sadece ikincil atomlar meydana gelirler. Üçüncül atomlar da yıldız oluşumundaki tepkimelerden ve yoğunluktan meydana gelirler. Galaksileri oluşturan girdaplar, kuasar şeklinde uzun süre hidrojen atomlarını üretip etrafa salarlar. Etrafa yayılan hidrojen atomları çoğalıp yoğunlaştıkça, içlerinde oluşan üst gurup girdapların oluşmalarıyla gaz bulutu belli oranda toplanarak, sıkıştırılıp, yoğunlaştırılarak yıldızlara dönüştürülür. Galaksi merkezlerinde ancak ikincil atomlar olan hidrojen atomları oluşurlar. İstisnai olarak bazı noktalardaki tepkimelerden dolayı çok az da olsa helyum atomları da oluşabilirler. Ama, bu genel bir durum değil, nadir olan bir durumdur. Orta gurup girdaplardaki toplu atom parçalanmaları esnasında çok az sayıda helyum atomları oluşurlar.

c) Üst gurup girdaplar: Üst gurup girdaplar, kuasarların merkezinde oluşup etrafa madde altı gazı şeklinde yayılan hidrojen atomlarının oluşturduğu gaz bulutu içinde oluşan ve hidrojen atomlarını bir araya toplayıp sıkıştırarak yoğunlaştıran ve yıldızlara dönüştürüp, maddenin oluşmasına son şeklini veren girdaplardır. Bu girdaplar sayesinde yıldızlar oluşurlar. Üst gurup girdaplar olmasa yıldızlar ve dolaysıyla gezegenler ve de madde oluşup şekillenmezdi. Oluşan yıldızlar da, uzun süre etraflarına enerji yayarak enerjilerini büyük oranda tüketip, yoğunlaşıp, sıkışarak küçülüp soğumaya başladıklarında kabuk bağlayarak, gezegenlere dönüşürler. Yıldızlar, uzun süren faaliyetleri süresince, içlerinde meydana gelen tepkime ve patlamalarla daha fazla parçacık içeren helyum atomları oluşurlar. Zamanla giderek diğer atomların parçalanma ve tepkimeleriyle helyum atomları da hem parçacık bombardımanıyla beslenerek hem de tepkime yoluyla birleşip daha çok gelişip, daha çok parçacık yüklenerek, üçüncül atomların diğer unsurlarını ve gelişmişlerini oluştururlar. Böylece, gelişmiş olan madde atomları gezegen oluşumu esnasındaki yoğunlukta oluşmuş olurlar. Yıldızlar soğuyup kabuk bağladıktan sonra, dışarıya fazla enerji veremedikleri için, içlerinde çok yüksek ısı meydana gelerek birikir. Böylece, yüksek ısı ve hareketlilikten dolayı mevcut atomlar daha çok beslenme ve birleşme imkanı bularak, daha gelişirler ve daha çok parçacık toplayarak ileri derecedeki gelişmiş ve enerji yükü bakımından en güçlü, en ağır ve en büyük olan atomları oluşurlar. Böylece, madde alemindeki her şey, bu üç girdap türü ile oluşup şekillenerek, görüntüler dünyasını oluşturur. Yıldızlar kabuk bağlayıp gezegenlere dönüşünce, içlerinde daha fazla ısı oluşup daha yoğun tepkimelerin oluşması kaçınılmaz hale gelir. Böylece, diğer atom gurupları gezegenin kalınlaşan kabuğundan dolayı bir yere kaçamadıkları için, tepkime ile birleşip gelişmiş olan üçüncül atomların diğer bütün üst bireylerini oluştururlar. Yıldız soğuyup kabuk bağlamadıkça, gelişmiş olan üçüncül atom türleri oluşmazlar. Zira, galaksi oluşumlarındaki patlamalardan dolayı, diğer atomlar sağa sola doğru sıçrayarak atom birleşmelerinin çok düşük seviyede gerçekleşmesine neden olurlar. Ama, yıldız soğuyup kabuk bağladığında, dışarıya fışkırma yanardağlarla olsa da, aşağıda atomlar kaçacak yer bulamadıklarından dolayı, oluşan muazzam derecedeki tepkimelerin sonucunda birçok atom birleşerek gelişmiş atomları oluştururlar. Böylece, gelişmiş olan üst sınıf madde atomları yıldızın kabuk bağladıktan sonrasındaki gezegen oluşumu esnasında oluşurlar.

Kısacası, atom çekirdekleri ve atom altı temel parçacıklar olan birincil atomlar, alt gurup girdapçıklarla oluşurlar. İkincil atomlar, galaksileri oluşturan girdapların patlayıp kuasara dönüşmeleriyle merkezde oluşan patlama ve parçalanmanın oluşturduğu yüksek ısı ve hareketlilikten dolayı oluşurlar. Üçüncül atomlar da, yıldız oluşumlarında ve yıldızların tepkime ve patlamalar sonucunda zamanla yoğunlaşıp soğuyarak gezegene dönüşmesi esnasında oluşurlar. Böylece, alt, orta ve üst gurup girdaplarla madde alemindeki bütün oluşumlar oluşup evrendeki yerlerini alırlar. Ayrıca, ömürlerini tüketerek atıl hale gelen galaksi ve yıldız kümeleri de, yeni girdaplarla öğütülerek, madde altı gazına dönüştürülüp, yeni oluşumlara dönüştürülerek tekrar hayat sahnesine dahil edilirler. Böylece, madde alemindeki hiçbir şey zayi olmaz veya atıl halde kalmaz. Ayrıca, galaksi girdabının dışında oluşan orta gurup girdapların küçükleri de büyük yıldızların oluşumuna neden olurlar. Ama, bunlar normal evrimini tamamlayıp gezegenlere dönüşmezler. Bunlar, genelde patlayıp parçalanarak veya dağılarak küçük gaz bulutu şeklinde evrendeki yerlerini alırlar. Ya da, patlamayla çekirdek etrafındaki maddeden kurtularak cüceleşir ve zamanla ikinci bir patlamayla çekirdekleşen öz, serbest kalarak hızla kendi etrafında dönmeye başlayarak, yeni bir girdabın oluşmasını sağlar.




ATOM GURUBU

Atomlar üç guruptan oluşurlar. Bu üç gurup atomun son gurubuyla madde şekillenip somutlaşır. Atom gurubu, atomları ve atom çekirdeklerini meydana getiren nötron, proton, elektron ve benzerleri gibi asli unsurlarla, asli unsurların parçalanmasıyla oluşan parçacıkları içerirler. İlksel enerji zerrecikleri atom ailesine dahil olmayan enerji zerrecikleridirler. İlksel enerji zerreciklerinin dışındaki bütün atom ve atom altı parçacıklar, atom gurubuna dahil olan oluşumlardır. Atom altı parçacıklardan girdapla oluşmayan parçacıklar, sonraki galaksi ve yıldız oluşumlarındaki atom parçalanmalarıyla oluşmuş olan parçacıklardır. Atom altı temel parçacıklar başlıca nötron, proton, elektron ve benzerleri gibi girdapçıklarla oluşmuş olan iki kutuplu ve iki tür enerjiyi bir arada ve dengeli bir şekilde barındıran temel parçacıklardır. Diğerleri sonraki patlama ve atom parçalanmalarında oluşmuş olan parçacıklardır. Ki, onlarda iki tür enerjiyi içeren enerji dengesi yoktur. Atomların oluşması ve yapısı aynen yıldızların oluşması ve yapısı gibidir. Yıldızlar, nasıl oluşup bir sistem oluşturuyorlarsa, atomlar da aynı şekilde oluşup bir sistem oluştururlar. Kısacası, yıldız sistemleri atom sistemlerinin kopyasıdırlar. Atom sistemleri de yıldız sistemlerinin örneğidirler. Atomları anlayıp öğrenmek için, yıldız sistemlerini ve yıldız gurubunu iyi incelemek ve bilmek lazımdır. İkisinin arasında yapı ve oluşum şeklinde hiçbir farklılık yoktur. Yıldız gurubunda nasıl irili ufaklı cisimler varsa, atom gurubunda da durum aynıdır. Meteor ve şekilsiz göktaşları yıldız gurubunun parçalanan üyelerine ait parçacıklar olduğu kadar, atom altı temel olmayan parçacıklar da parçalanan atomların parçacıklarından oluşan kalıntılarıdır. Atomları anlamak istiyorsak yıldız gurubunu iyi incelemeliyiz. Yıldız gurubunu anlamak istiyorsak, atom gurubunu iyi incelenmemiz ve anlamamız gerekir.

Atomlar, alt, orta ve üst gurup girdaplar vesilesiyle üç evrede ve üç şekilde oluşurlar. Oluşan bu atomlar madde aleminin temel taşıdırlar. Atomlar da, varlıklarını girdaplara borçludurlar. Atom türlerini kısaca aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.


1. BİRİNCİL ATOMLAR
2. İKİNCİL ATOMLAR
3. ÜÇÜNCÜL ATOMLAR


a) Birincil atomlar: Birincil atomlar, ilksel enerji zerreciklerini oluşturan zıt parçacıklarının çarpışarak birleşip, belli bir güce ulaşan iki kutuplu parçacıklara dönüşmesiyle, birbirleri üzerinde oluşturdukları itme ve çekme kuvveti nedeniyle, oluşturdukları küçük girdapçıklarla, bir çok parçacığı bir araya toplayıp sıkışarak, bir arada durmalarını sağlayarak, oluşturdukları çeşitli çap ve büyüklükteki uydusuz oluşumlardan oluşurlar. Oluşan bu oluşumlar, kısaca nötron, proton, elektron gibi temel atom ve atom altı parçacıkları içeren birincil atomlardır. Girdapçıklarla oluşmayan parçacıklar, sonraki atom parçalanmalarıyla oluşmuş olan atom kalıntılarıdırlar. Girdapçıklarla oluşan bütün parçacıklar çift enerji yüküne sahip olan parçacıklardır ve bunlar birçok ilksel enerji zerreciğinden oluşurlar. Yıldızlar, gezegenler ve uydular nasıl çok çeşitli çap ve büyükte iseler, atomlarda da durum aynıdır. Yıldızlar birer girdapla oluşarak, soğuyup gezegen ve uydulara dönüşüyorlar. Birincil atomlar da tamamen birer girdapçıkla oluşup zamanla enerjilerini belli oranda yitirerek, yıldızlarda olduğu gibi çeşitli evrelerle başkalaşırlar ve enerji bakımından zayıflayıp hacimce de küçülürler. Birincil atomlar uydusuz yıldız, gezegen ve uydular gibidirler. Yeni oluşan birincil atomlar da yıldızlar gibi enerji yüklüdürler. Zaman geçtikçe enerjilerini kaybedip gezegenler gibi olurlar. Atomlar da yıldızlar gibi çeşitli çap ve boydadırlar. Ayrıca, meteor ve göktaşları nasıl düzensiz oluşumlarsa, yıldız ya da gezegenlerin parçalanmasıyla oluşmuşlarsa, atomların galaksi ve yıldız oluşumlarında parçalanmalarıyla da atom altı olan düzensiz parçacıklar oluşurlar. Düzenli olan irili ufaklı bütün parçacıklar, birincil atom gurubuna dahildirler. Düzensiz, oransız ve dengesiz bir enerji yüküne sahip olan parçacıklar da atom altı parçacık ve kalıntılarıdırlar. Bir girdapla oluşan bütün atom, yıldız ve diğer bütün oluşumların özünde eşit oranda negatif ve pozitif enerji vardır. Bu denge bozulduğu anadan itibaren o nesne dağılıp, parçalanır veya başkalaşıp kararsızlaşır. Ancak enerji yönünden dengeli olduğu veya dengeli hale geldiğinde kararlı hale gelir. Fazla kararsız kalması veya zayıflaması durumunda bir unsur diğerine baskın gelerek oluşumu çökertir. Dolaysıyla, ana unsurların tamamında zıt enerji dengesi vardır. Oluşan birincil atomların tamamı iki kutuplu parçacıklardan oluşurlar ve bünyelerinde birçok parçacık içerdikleri için enerji yükü bakımından daha güçlüdürler. Böylece, çeşitli çap ve büyüklükteki devasa büyüklükteki girdapların (karadelik) oluşmasına sebep olurlar. Bu vesileyle, madde giderek şekillenip evrendeki yerini almaya başlar.

b) İkincil atomlar: İkincil atomlar, orta gurup galaksi girdaplarında oluşurlar. Birincil atomların oluşturdukları devasa büyüklükteki girdaplarda toplanıp beslenen birincil atomlar, etraflarına birer parçacığı uydu edinip ikincil atomlara dönüşerek, kendi manyetik alanlarını oluşturup, galaksi girdabının çekim gücünden kurtularak, madde altı gazı şeklinde galaksi merkezinin dışına doğru, her yana yayılarak yerlerini alırlar. Böylece, madde yapısının temel taşı olan ikincil atomlar oluşmuş olurlar. İkincil atomlar, hidrojen atomları olan basit atomlardır. Oluşup madde altı gaz bulutu şeklinde galaksi merkezinin dışına çıkan ikincil atomlar, etrafta yoğunlaştıkça içlerinde oluşan üst gurup girdaplarla toplanıp, sıkıştırılarak, yoğunlaştırılıp yıldızlara dönüştürülürler. Yıldız oluşumlarında da, üçüncül atomlar oluşurlar. Etrafına uydu alan herhangi bir nesne kendi manyetik alanını oluşturduğu için, girdapların etkisinden büyük oranda kurtulur ve merkeze doğru çekilmekten kurtulur. Ayrıca, etrafında uydu olan atomlar girdapların oluşumuna sebep olamazlar. Girdapların oluşumuna sebep olanlar birincil atomlar ile iki kutuplu ve uydusuz olan ilk oluşan uydusuz parçacıklardır. Uydularını kaybeden veya zayıflayan atom, yıldız, gezegen ve diğer uydular, girdaplara doğru daha kolay çekilip öğütülürler. Galaksi girdabında uydu edinen bütün birincil atomlar kolaylıkla girdabın dışına etrafına doğru yayılabilirler. Bunlar uydu edinmedikçe girdabın dışına çıkamazlar. Ancak, girdap doyuma ulaşınca kısmen çıkabilirler. Uydu edinen birincil atomlar, galaksi merkezinin dışına çıkıp yoğunlaştıkça içlerinde üst gurup girdaplar oluşarak, onları toplayıp yıldızlara dönüştürür. Böylece, yıldızlarda üçüncül atomlar oluşurlar.

c) Üçüncül atomlar: Üçüncül atomlar, üst gurup girdapların oluşturdukları yıldızlarda oluşurlar. Galaksi merkezinin ürettiği birincil atomların gaz bulutu şeklinde galaksi merkezinin etrafına yayılmasıyla içlerinde oluşan üst gurup girdaplar bu madde altı gaz atomlarını toplayarak, sıkıştırıp, yoğunlaştırdıktan sonra yıldızlara dönüştürürler. Yıldızlarda da, oluşan sürekli tepkime, parçalanma ve patlamalar sonucu oluşan yüksek ısıda genleşip gevşeyen ikincil atomlar, parçacık ve atom yağmuruyla beslenip, birden fazla parçacık ve uydu edinerek, üçüncül atomlara dönüşmeye başlarlar. Yıldızlarda, atomlar yoğunluktan dolayı patlamalar sonucunda fazla sıçrayıp uzaklaşmadıkları ve ısınıp gevşedikleri için, savrulan diğer atomlarla birleşirler veya savrulan parçacıkları içlerine alırlar. Böylece, daha çok parçacık içeren gelişmiş atomlara dönüşürler. Bu işlem yıldız soğuyana kadar devam eder ve yıldız soğuyup kabuk bağladıktan sonra etrafa fazla ısı yaymadığı için, içinde muazzam derecede ısı birikir. Böylece, tepkime ve patlamalarla beslenen veya yoğunluktan dolayı kaçamayıp birleşen atomlar, daha gelişmiş olan madde atomlarına dönüşerek enerji ve hacim olarak daha büyük ve daha ağır element atomlarına dönüşürler. Bu esnada, bu atomlar daha büyük enerji yüküne sahip olduklarından dolayı etraflarına birden fazla parçacığı uydu edinirler veya birleşen atomların uyduları tek çekirdek haline gelmiş çekirdeklerin uyduları olarak yerlerini alırlar. En gelişmiş atomlar, yıldız soğuyup gezegene dönüştükten sonra kabuk altındaki yüksek ısı ve sıkışıklığın yarattığı tepkimelerle birleşip, gelişmiş atomlara dönüşerek çeşitli madde özlerini oluşturur hale gelirler. Üçüncül atomların oluşması için, galaksi merkezi gibi, milyarlarca derecelik ısıya ihtiyaç yoktur. Üçüncül ve gelişmiş atomların oluşabilmesi için, sıcak, yoğun, sıkışık ve kapalı bir ortam gereklidir. Buna en uygun ortam da, soğuyup, kabuk bağlayarak, gezegene dönüşmeye başlamış olan yıldız halidir. Zamanla yıldız iyice soğudukça, kabuğu kalınlaşır ve gezegene dönüşür. Gezegene dönüştükçe de, madde daha somut hale gelir. Gezegende madde atomları somutlaşırken, yanardağlardan fışkıran gazlar da gezegenin etrafını kaplayıp zamanla atmosfer katmanlarını ve suyu oluştururlar. Böylece, gezegen yaşamsal özellik kazanmaya başlayarak, üzerinde zamanla hareketli ve hareketsiz yaşam oluşmaya başlar.


__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

EVRENİN VARLIĞI VE OLUŞUMU Bölüm 3

Mehmet Akyol (06-03-06 11:28)


GALAKSİ GURUBU


Galaksi gurubu, kuasarlar, galaksiler, büyük bulutsular ve büyük yıldız kümelerinden oluşurlar. Bağımsız olan küçük bulutsular ve küçük yıldız kümeleri, galaksi gurubuna dahil olmayan ayrı unsurlardır. Görünmeyen orta gurup devasa girdaplar, galaksi oluşumunun ilk evresidirler. Kuasarlar da, galaksi oluşumunun ikinci evresidirler. Küçük galaksiler, galaksi oluşumunun ve şekillenişinin kuasardan sonraki aşamasıdırlar. Gelişmiş büyük galaksiler de, galaksi oluşumunun son aşamasıdırlar. Ayrıca, büyük bulutsular da, oluşumunu tamamlayamayıp dağılan galaksilerdir. Büyük yıldız kümeleri de, oluşumlarını tamamlayamayıp dağılan galaksiler olup, önce bulutsuya, sonra da yıldızlara dönüşmüş olan galaksi oluşumlarından arta kalan bulutsulardır. Büyük ve sıkışık olup tamamı parıldayan yıldız kümeleri de, tamamen yıldızlara dönüşüp, sonra da gezegene dönüşüp ömürlerini tamamlayan büyük bulutsulardan dönüşen yıldız kümeleridirler. Bunların olduğu alanda büyük bir girdap oluşup bütün yıldız ve gezegenleri toplayıp yeniden dönüştürme yolunda olup, yeni bir kuasara dönüşmek üzere olan yeni galaksi oluşumu şekliyle yenilenerek evrendeki yerini alır. Bu nedenle, bu girdaba kapılan bütün nesneler birbirlerine büyük bir baskı sonucu yaklaştıkları için, ısınıp kor hale gelip ışıl, ışıl parlarlar. Bunlar, daha da sıkıştıkça eriyip buharlaşarak atomlara ayrışırlar. Hatta ileri aşamada oluşan yüksek ısı nedeniyle buharlaşarak, gaz bulutuna dönüşüp kuasara dönüşmüş olan oluşumun etrafına yayılırlar. Bütün bu oluşumlar galaksi ailesine dahil olan oluşumlardır.

Galaksileri oluşturan gurup, aşağıdaki gibi adlandırılıp, sınıflandırabilir.

1. KUASARLAR
2. GALAKSİLER
3. BÜYÜK BULUTSULAR
4. BÜYÜK YILDIZ KÜMELERİ


a) Kuasarlar: Kuasarlar, galaksi girdabının oluşup, içine çektiği birincil atomların merkezde sıkışıp, ısınarak, yoğunlaştıktan belli bir süre sonra, top yekun bir şekilde parçalanmalarıyla açığa çıkan yüksek ısı ve ışık sonucu görünür hale gelirler. Görünür hale gelip kuasara dönüşen girdaplar, galaksi oluşumlarının ikinci evresidirler. Yani kuasarlar, galaksi girdabının görünür hale gelen ikinci evresi olan devasa boyuttaki girdaplarıdırlar. Her galaksinin merkezinde kuasara dönüşmüş ve sürekli hidrojen atomu üreten bir kuasar vardır. Kuasarlar olmasa, galaksiler, yıldızlar, dolaysıyla gezegenler ve de yaşam oluşmazdı. Kuasarların ürettiği hidrojen atomları gaz bulutu şeklinde etrafa yayılırlar ve o gaz buutu içinde de, üst gurup girdaplar oluşarak gaz bulutunu yıldızlara dönüştürüp galaksinin şekillenmesini sağlarlar. Böylece, galaksiler oluşup büyümeye başlarlar.

b) Galaksiler: Galaksiler, devasa büyüklükteki girdaplarla oluşurlar ve bu girdaplar birincil atomların itme ve çekme kuvvetinin yarattığı etkiyle oluşarak, uzun süre içlerine çektikleri birincil atomların merkezde ısınıp parçalanmalarıyla görünür hale gelip kuasara dönüşerek devinirler. Daha sonra merkezde sürekli parçalanan birincil atomların parçacıklarıyla beslenen diğer atomlar, gaz bulutu şeklinde etrafa yayılırlar ve o gaz bulutlarının içinde de, bir çok üst gurup girdap oluşarak gaz bulutunu kısım, kısım toplayıp yoğunlaştırarak yıldızlara dönüştürürler. Sürekli etraflarında yeni yıldızlar oluşan kuasarlar, giderek daha çok gelişip büyüyerek, zamanla devasa boyuttaki galaksilere dönüşürler.

Galaksilerde oluşan yıldızlar, zamanla enerji kaybederek soğuyup kabuk bağlayarak gezegenlere dönüşürler. Bir yandan yıldızlar soğuyup gezegenlere dönüşürlerken diğer yandan da sürekli yeni yıldızlar oluşmaya devam eder. Böylece, galaksi giderek eleman sayısını arttırır ve zamanla devasa boyutlara ulaşır. Bir galaksi, trilyonlarca yıl içinde yüz milyarlarca hatta trilyonlarca yıldız ve gezegen sayısına ulaşıp devasa bir görünüme bürünür. Daha sonra ömrünü tamamlayan galaksilerin merkezindeki girdap giderek dönme ivmesini yitirir ve böylece galaksinin giderek şekli bozulur. Sonrasında ise, galaksi büyük bir patlama ile veya sessizce dağılarak, büyük bir gaz bulutu şekline bürünür ve evrendeki yerini alır.

c) Büyük bulutsular: Büyük bulutsular da oluşumunu tamamlayamayıp dağılan galaksilerdir. Ayrıca, oluşumunu tamamlayıp, yaşlanarak ömrünü tamamlayan galaksilerin de zamanla merkezlerindeki girdabın hızı düşüp durur ve böylece galaksi dağılarak veya patlayarak gaz bulutuna dönüşür. Evrende oluşumunu tamamlayamayan veya ömrünü tamamlayıp yaşlanıp dağılan bütün galaksiler önce gaz bulutsusuna, sonra da büyük ve devasa yıldız kümelerine dönüşürler. Yıldız kümelerine dönüşen gaz bulutsuları da zamanla tamamen gezegenlere dönüşerek ömürlerini tamamlarlar. Daha sonra orada oluşan büyük bir girdaba kapılarak değişime ve dönüşüme uğrayıp, önce büyük bir kuasara, sonra da yeni bir galaksiye dönüşüp evrendeki yerlerini alırlar. Bu işlem, ebediyen böyle devam edip durur.

d) Büyük yıldız kümeleri: Büyük yıldız kümeleri de, oluşumunu tamamlayamayıp dağılan veya oluşumunu tamamlayarak yaşlanıp, merkezlerindeki girdap durduğunda büyük bir patlama ile dağılarak, gaz bulutuna dönüşen galaksi artıklarının zamanla tamamen yıldız ve gezegenlere dönüşmüş halleridirler. Bu gaz bulutsuları zamanla tamamen yıldız ve gezegenlere dönüşerek, ömürlerini tüketip atıl hale gelirler. Daha sonra, orada oluşan devasa bir girdapla toplanareak, yeniden gaz bulutuna dönüştürülüp, yeni bir oluşum şekli ile yeni bir kuasar ve akabinde de yeni bir galaksiye dönüştürülürler. Bu şekilde evrendeki her şey, sürekli oluşum ve dönüşüm yasası çerçevesinde oluşup ömrünü tüketerek, yeni bir oluşuma dönüştürülür. Böylece, evrendeki hiçbir şey zayi edilmez. Madde alemi bu nedenle hep dinamik kalır ve hep varlığını sürdürür.

YILDIZ GURUBU

Yıldız gurupları yıldızlardan, gezegenlerden, uydulardan, göktaşları ve meteorlardan oluşurlar. Yıldız gurubunu oluşturan ve yuvarlak olan nesnelerin her biri bir girdapla oluşup, şekillenmiştir. Oluşan bu nesneler, önce yıldızlara, akabinde de gezegenlere dönüşerek galaksi oluşumundaki yerlerini alırlar. Şekilsiz göktaşları ve meteorlar da, parçalanan yıldız, gezegen ve uydu arttıklarıdırlar veya yıldızlardaki patlamalar sonucu uzaya dağılmış olan madde parçalarıdırlar. Yıldız gurubunu oluşturan nesneler, galaksi merkezindeki girdabın üretip etrafa yaydığı hidrojen atomlarının oluşturduğu gaz bulutunun içinde üst gurup girdaplar oluşarak, gaz bulutunu kısım kısım toplayarak, sıkıştırıp, yoğunlaştırarak, yıldızlara dönüştürmeleriyle oluşurlar. Yıldızlar, ilk oluştuklarında hacimce çok büyüktürler. Daha sonra gerek sıkışıp yoğunlaşmalarıyla ve gerekse zaman içinde enerjilerinin büyük bölümünü tüketerek küçülürler ve belli bir aşamadan sonra da soğuyarak kabuk bağladıklarında da gezegenlere dönüşürler. Yıldızlar da, atomlar gibi çok değişik çap ve boyutlara sahip olan oluşumlardır. Büyük yıldızlar, çok enerji ve ısı vererek uzun süre faaliyette bulunup öyle soğurlar. Küçük yıldızlar da, gaz bulutu şeklindeyken için için yanıp enerji tüketerek, güneş gibi parlamadan soğuyup gezegenlere dönüşürler. Yıldız sistemleri ve gurupları neyse, atom sistemleri ve gurupları da aynıdırlar. Bunlar her yönleriyle benzer olup, birbirlerinin örneği ve kopyalarıdırlar. Birini anlamak isteyen diğerini iyi inceleyip tanımalıdır. Atom gurubunda nasıl temel nesneler ve ayrıca parçacıklar varsa, yıldız gurubunda da temel nesneler olan yıldız, gezegen ve uydularla meteor ve göktaşları vardır. Bu yönleriyle de benzerdirler.

Yıldız gurubunu kısaca şu şekilde sınıflandırabiliriz.

1. YILDIZLAR.
2. GEZEGENLER
3. GÖK TAŞLARI
4. METEORLAR


a) Yıldızlar: Yıldızlar, galaksi girdabının ürettiği madde altı gaz bulutunun içinde oluşan üst gurup girdaplarla oluşup şekillenen, ısı ve ışık veren çeşitli çap ve boyuttaki oluşumlardır. Yıldızlar oluştuktan sonra, zamanla büyük miktarda enerji kaybedip, büzüşüp ve yoğunlaştıkça, hacimce bayağı küçülerek, soğuyup, kabuk bağlayarak gezegenlere ve uydulara dönüşürler.

b) Gezegenler: Gezegenler, galaksi merkezinin ürettiği gaz bulutunun üst gurup girdaplarla toplanıp yıldızlara dönüştürülmesiyle ve daha sonra da bunların enerjilerini büyük oranda tüketip soğuyarak, kabuk bağlamalarıyla oluşan, ısı ve ışık vermeyen çeşitli çap ve boyuttaki oluşumlardır. Oluşmuş olan orta ölçekteki ve orta ölçeğin üzerinde olan gezegenlerin genelinde, yaşam şartları oluşur. Ancak, gezegenler birer yıldıza uydu olmuşlarsa, yıldızın enerjisiyle gezegen yüzeyi beslenerek suyun donmaması sağlanır ve böylece yaşam oluşup gelişir. Soğuk ortamlarda bulunan tek gezegenlerde de şartlar uygunsa yaşam en alt düzeyde oluşur. Ama, gezegendeki sular buza dönüştükleri için, yaşam fazla oluşup gelişme fırsatı bulamaz.. Daha küçük gezegenler de, çabuk soğurlar ve atmosferi tutacak çekim güçleri olmadığı için, etrafındaki gazlar dağılır ve çorak gezegenlere dönüşürler. Gezegenler, büyük göktaşlarıyla çarpışıp parçalandıklarında çekirdekleri serbest kalıp hızla dönerek bir girdap oluştururlar ve böylece etrafa dağılan malzemelerini etrafta bulunan diğer malzemelerle beraber toplayıp yoğurur ve belli bir zaman içinde yeniden yıldıza dönüştürür. Böylece, evrende hiçbir şey zayi olmaz. Her şey sürekli oluşum ve dönüşüm yasasıyla yenilenerek madde alemi ebediyen varlığını sürdürür. Çekirdeği tamamen soğuyan ve parçalanan gezegenlerin parçaları meteor ve göktaşı şeklinde evrendeki yerlerini alırlar.
c) Göktaşları: Göktaşlarının genel çoğunluğu küçük uydulardan oluşan ve yüzeyleri meteor yağmuruyla dövülüp şekilleri bozularak, şekilsizleştirilen nesnelerdir. Göktaşları da, gezegenler gibi meteorlarla dövülüp zamanla parçalanırlar. Diğer göktaşları da, tamamen soğuyup parçalanan gezegen ve uyduların kalıntılarından oluşurlar. Göktaşları, meteorlardan daha büyük olan nesnelerdirler. Ayrıca, yıldızların patlama ve reaksiyonları sonucunda uzaya sıçrayan toplu maddeler de göktaşlarına veya meteorlara dönüşüp uzaydaki yerlerini alırlar. Göktaşları da yeni oluşan girdaplara kapılıp, öğütülerek yeni oluşumlarla birleşip şekillenirler. Böylece, madde alemindeki hiçbir şey zayi olmaz.

d) Meteorlar: Meteorlar göktaşlarından çok daha ufak olan nesnelerdir. Meteorların tamamı parçalanan yıldız, gezegen ve uyduların etrafa saçılan ufak parçalar ile yıldızlardaki patlamalardan uzaya saçılıp soğuyan madde artıklarıdırlar. Yıldız gurubunu oluşturan yıldız, gezegen ve uyduların dışındaki büyük parçalara göktaşı, küçüklerine de meteor denir. Meteorlar, küçük olduklarından dolayı gezegen ve uyduların parçalanmalarına neden olamazlar. Yüzeyle çarpıştıklarında küçük çukurlar açarlar. Ama, göktaşları yüzeyle çarpıştıklarında büyük kraterler açarlar. Meteorlar da etrafta oluşan girdaplara kapılıp yeni oluşumlara dönüşürler.



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
evrensel
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 16 kasim 2009
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 422
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı evrensel

Selamlar,

Yüce Rabb'imiz'in özünden yaratılan ve yaratılışın en uzak bir kenarında yer alan şimdiki evrenimizin önemli bir parçası üzerinde bir oyun oynamaktayız...!



__________________
BİLİNÇSİZ BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAN ALIŞKANLIKLARIN BEDELİNİ HİSSİZLEŞEREK ÖDERİZ...
Yukarı dön Göster evrensel's Profil Diğer Mesajlarını Ara: evrensel
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

TANRI-EVREN İLİŞKİSİ AÇISINDAN DETERMİNİZM, İNDETERMİNİZM VE KUANTUM TEORİSİ



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
mert8
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 23 nisan 2006
Yer: Saudi Arabia
Gönderilenler: 111
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı mert8

Bıisim Allah erRahman erRahim

Allah ın izni ile. . .

 

Pardon, pardon, pardon, . . . yukarıda, bilim adına/için konuşulmuş ve aşağıdaki, dünyaca bilinen, yorum yapılmıştır:

“Galaksilerde oluşan yıldızlar, zamanla enerji kaybederek soğuyup kabuk bağlayarak gezegenlere dönüşürler. Bir yandan yıldızlar soğuyup gezegenlere dönüşürlerken diğer yandan da sürekli yeni yıldızlar oluşmaya devam eder. Böylece, galaksi giderek eleman sayısını arttırır ve zamanla devasa boyutlara ulaşır. Bir galaksi, trilyonlarca yıl içinde yüz milyarlarca hatta trilyonlarca yıldız ve gezegen . . .”

Soruyorum: Bir madde enerji kaybederken soğur mu. . . veya soğuyan bir madde enerjimi kaybeder. . . veya veya  sıcak mı yoksa soğuk mu daha yüksek enerjiye sahiptir. . . veya veya veya yüksek enerji, soğuk mudur yoksa sıcak mıdır. . .

Güzel bir soru daha geliyor: Dünyamızın veya yıldızların merkezlerinde enerji yüzeylere göre daha çok olduğuna göre çekirdek mi yoksa yüzeylermi daha sıcaktır. . .

Yukarıda sorduğum basit sorulara doğru cevabı verebilirseniz ve birazcık yorum ile bilimin içinde bulunduğu saçmalığı ve yanlışlığı görebilirsiniz.

Ben bu yanlışlıkları düzelteceğim ama sabredin. Fikirlerimi Davet 2.1 ( http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=5063&PN= 1 ) ‘de sizler ile paylaşacağım. Biraz sabır. . .

Fazla yukarılarda geziyorum ha. . . Ama becerebilirsem “helal olsun, yakışır” diyeceksinizdir, umarım. . .

Becerebilirsem, bilimin bütün yanlışlığına karşılık, Allah ile ilgili fikirleriniz ne olacak, merak ediyorum. . .

 

Allah a emanet olun

 

mehmet rende

. . .

 

 

 

 

Yukarı dön Göster mert8's Profil Diğer Mesajlarını Ara: mert8
 
tersinim
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 21 temmuz 2010
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 2
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı tersinim

                     Maddenin Sakımı Kanununa göre

         Bir Yaratıcı İradenin Var Olması Gerekliliği

 

     Bir sitede bir “zavallı kişi” bir yaratıcının varlığını uygunsuz cümle ve ifadelerle inkâr ederek milyarlarca inançlının inancıyla alay etme cüretini göstermiştir. Bu yazımız o “zavallı kişiye” bir cevap niteliğindedir ve tamamen bilimseldir.

     Yakın sayılabilecek bir tarihe kadar materyalistler dolaysıyla evrimciler statik (durağan) evren modeline inanıyorlardı. Bu inancın temeli maddenin sakımı kanunudur. Bu kanun hiç bir maddenin yoktan var, vardanda yok olamayacağını belirtir.

      Bir materyalist bu kanunu eğer evren varsa (ki vardır) yoktan var olamayacağından ezelden beri var, vardanda yok olamayacağından ebede kadar var olacak şeklinde yorumlar.

      Bu modele göre evren ezelden gelip ebede giden durağan bir sonsuzluktur. Ezelden gelip ebede gittiğinden zaman kavramı yoktur. Bilinen ya da bilinmeyen maddelerle doludur. Bu nedenle madde miktarı da sonsuzdur.

     Bir materyalist ya da evrimci bu varsayımı (bir materyalist ve evrimci varsayımı olduğundan) tereddütsüz kabul edip, inanıyordu. Bu varsayımın doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamak hiç kimsen aklına gelmiyordu. Nasıl gelsin ki? Bu varsayımın materyalizmin temellerinden biri olan maddenin sakımı kanununa dayanıyor olması gerçek olarak tereddütsüz kabul edilmesi için yetip artıyordu bile. Fakat gerçekler arayan gerçek bilim er geç yanlışları bulup düzeltir.

     Dikkatli bir gözlemci bu inancın yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilirdi. Örneğin iddia edildiği gibi evren ezelden gelip ebede gidiyorsa bir başlangıcı ve sonu yoksa ve zaman sonsuzsa, ışıyan yıldızların (ışıma bir enerji değişimidir) enerjinin sakımı (entropi-1) kanuna göre enerjileri çoktan bitmiş, çoktan sönmüş (ölmüş) tüm evren ağır maddeler yığını haline gelmiş olması gerekirdi ama öyle değildi. Tüm evren ışıl ışıldı ve “yaşıyordu”. Evrenin “yaşıyor” olması ezelden gelip ebede gitmediğinin inkâr edilemez kanıtlarından sadece biriydi.           Bu gerçek evren en azından bir başlangıcının (dolaysıyla zamanın başlangıcı) olduğunu göstermekteydi

      Evrenin genişlediğinin ve bir kütlesiz enerji zerresinden oluştuğunun keşfi (Bag Bang-Genişim Evresi teorileri) bu konuda yeni ufukların açılmasına, yüz yıllar süren bir bilimsel yanılgıların kırılmasına, düzeltilmesine neden olmuştur. Bu gün evreni çok daha değişik çok daha bilimsel ve çok daha gerçekçi bir bakış acısıyla inceleyebiliyoruz.

     Bu gün evrenin ezelden gelip ebede giden durağan bir sonsuzluk olmadığını, bir başlangıcının olduğunu, madde miktarının da sınırlı olduğunu artık biliyoruz. Evrendeki atom sayısı sadece on üzeri yetmiş sekizdir. Madde miktarı belirlidir.

    Statik evren modeli yanlış olduğuna göre bu modele temel olan maddenin sakımı kanunun evren için yeniden ve doğru yorumlanması gerekeceği açıktır.

     Maddenin yoktan var olmaması, olamaması var olan evrenin bir kaynağının olması gerekeceğini ortaya koyar. Hemen hemen kanıtlanmış olan Big Bag-Genişim Evresi teorilerine göre bu kaynak tüm evren oluşturacak güce (enerjiye) sahip kütlesiz bir enerji zerresidir.

     Fakat maddenin sakımı kanunu evrenin kaynağı olan bu enerji zerresinin de bir kaynağının olması gerekeceğini belirtir ve bu kaynak, kaynağın kaynağı şeklinde sonsuz sayıda ezele kadar uzayıp gider. Sonuçta eğer evreni oluşturan kütlesiz enerji kaynağının tümü kullanılmış (harcanmış) ise ardıl kaynaklar da kullanılmış olacağından evren ezelden geliyor demek olur. Fakat evrenin inkâr edilemeyen bir başlangıcı vardır. Yani ezelden gelmemektedir. Bir materyalist bu sorunu kurulup bozulan evren modeliyle aşmaya çalışır ama herhangi bir kanıt gösteremez.

     Bir materyalist için evrenin ve maddenin sınırlı olması materyalizme ters gelmez, zararda vermez. Bu mantığa göre evren ezelden beri sonsuz sayıda kurulup bozulmuştur; ebede kadarda kurulup bozulacaktır. Zaman yönünden her kurulma yeni bir başlangıçtır. Her kuruluşun zaman için yen bir başlangıç olması evrim teorisinin sığındığı olmazları olur yapan sonsuz uzunluktaki zaman kavramının iflası demektir.

      Ayrıca bir şeyin bitişi bir başka şeyin başlangıcıdır kuralına göre evren dışılık ezelden gelip ebede giden bir hiçliktir. Materyalizm evren dışılığı ezelden gelip ebede giden sonsuz bir “hiçlik” olarak tanımlar. Diğer ifade ile evren, uzay denilen sonsuz hiçlik içinde bir toz zerresi bile değildir ama yine de vardır.

       Burada bir soru aklımıza gelir. Uzayda evrenimize benzeyen ya da benzemeyen başka evrenler var mıdır? Sonsuz bir hiçlik olarak nitelenen uzayda minik bir toz zerresi gibidir nitelemesiyle bile ifade bulamayan evrenin tek olması akla, mantığa uygun değildir. Mantıklı olan uzayda (evren dışında) evrenimize benzeyen ya da benzemeyen sonsuz sayıda evrenlerin olması gerektiğidir. Bu evrenler ya evrenimiz gibi bir enerji zerresinin açılmış şekli ya da enerji zerresi şeklindedir. Diğer ifade ile ezelden gelip ebede giden sonsuz bir hiçlik olarak ifade bulan uzay evrenlerle ve enerji zerreleriyle tıka basa dolu olmalıdır.

     Maddenin sınırlı (sonsuz olmayışı) kaynağın kaynağının tümüyle kullanılmadığını da gösterir. Tersinim teorisine göre evrenin temel kaynağı Bir Büyük Bütünün (ezelden gelip ebede giden sonsuz uzayı dolduran büyük bütünün) minik bir parçasıdır. Bu Büyük Bütün mutlak güç ve tek olmalıdır. Bu Büyük Bütün her şeyi kuşatmış, aguşuna almıştır.

       Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Evrenimizin varlığı mutlak ve tek olan o Büyük Bütünün var olduğunun en büyük kanıtıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 



__________________
tersinim teorisi
Yukarı dön Göster tersinim's Profil Diğer Mesajlarını Ara: tersinim
 

<< Önceki Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats