HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

İhsan ELİAÇIK
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> İhsan ELİAÇIK
Konu Konu: İSLAM DEVLETİ... Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
hasanoktem
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 10 eylul 2006
Gönderilenler: 2837
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasanoktem

Kanaatimce bu soruya "Evet, var" diyenler " İslam
devleti" sloganıyla, "Hayır yok" diyenler de "laiklik"
sloganıyla tıkanmış durumdadır. Bu gerilimin dışına
çıkarak, olaya yeni bir perspektiften bakmak
gerekmektedir.

Bu makalede bu doğrultudaki görüşlerimi açıklamaya
çalışacağım.

***

Hasan el-Benna, Mısır'ın bir köyünde altı esnaf ve işçi
arkadaşıyla birlikte "İhvan-ı Müslimin" adlı teşkilatı
kurduğunda tarihler 1928'i gösteriyordu.

Teşkilatın kuruluş bildirgesinde, Osmanlı'nın yıkılışı
kastedilerek "Ümmetin başsız kaldığı" ve "Acilen bir baş
etrafında birleşilerek, ümmetin siyasal gücünün yeniden
tesis edilmesi gerektiği" anafikri savunulmaktaydı.

Bu durum İslamcılık düşüncesi açısından, 19. yüzyılın
dini-siyasi argümanı olan "Devleti (Osmanlı) kurtarmak"
kaygısının, 20. yüzyıl dini-siyasi argümanı olan bir
"İslam devleti kurmak" ülküsüne evrilmesiydi.

Kalkış noktası bu olan Hasan el-Benna ve kurduğu İhvan-ı
Muslimin teşkilatı kısa sürede yüzyılın "Siyasal İslam"
diye bilinen fikriyatının ana mecraı ve menbaı haline
geldi. Sonraki hareketlerin birçoğu bu ana damardan
doğdu.

Arap ve İslam dünyasının bütün (Sünni kökenli) "Siyasal
İslamcı" hareketleri bu menbadan beslendi. Onlarca kitap,
yüzlerce bildiri hep bu ideali anlattı. Açılan
derneklerde, kurulan ocaklarda "İslam devleti" fikri bir
siyasal ülkü haline geldi.

Ali Şeriati'nin, İran için "İslam'ın düşünce gücünün
tecelli merkezi", Osmanlı için de "İslam'ın siyasi ve
askeri gücünün tecelli merkezi" tabirlerini kullandığını
hatırlarsak, bunun ne manaya geldiği anlaşılabilir.


***
Bu fikriyat çıkış noktası itibariyle "acilci" idi. Bir an
evvel kaybedilmiş gücü geri istiyordu. Başsız olmaya,
devletsiz yaşamaya tahammülü yoktu. "İslam devleti"
ülküsü bir slogan olarak gönülleri ateşliyordu. Üzerinde
fazlaca düşünülmemişti. Sağlam bir teorisi ve felsefesi
yoktu.

Mevcut devletlerin hiç birisini de kendinden görmüyordu.

Öyle ki Türkiye'de İslamcılığın fikir babası sayılan
Mehmed Akif Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucuları arasında
yer almasına ve İstiklal Marşını onun yazmış olmasına
rağmen, Akif ile aynı kulvarda sayılan sonraki İslamcı
kuşaklar, paradoksal bir şekilde resmi ideolojiyi
protesto etmek adına 80'lerdeki Konya mitinginde İstiklal
Marşı okunurken oturma eylemi yaptı. Türkiye'de
İslamcılık kendi ideolojik köklerine bu kadar
yabancılaşmış, kendi bindiği dalı kendi keser hale gelen
"trajik" bir hal almıştı.

Hatta öyle ki, bu trajedi fikri önderinin (M. Akif)
kurucuları arasında olduğu devlete, yani aslında
kuruluşunda kendi ruhu ve bilinci yatan devlete, son
dönemlerdeki PKK ağzıyla "TeCe" der hale bile geldi.

Hiç şüphesiz bunun böyle olmasında, yıkılmış bir
uygarlık, imparatorluk ve devletin varisi olarak
1920'lerde kurulan "Türkiye Devleti"nin köklerinde yatan
ruhun ve dünyaya ilan edilen manifestosunun yani İstiklal
Marşı'nın her iki tarafça da anlaşılamaması yatmaktadır.

Öyle ki, örneğin 1980 darbesindeki Mamak günlerinde genç
bir İslamcı olarak bize günde üç öğün, zorla, jop
marifetiyle İstiklal Marşı ezberletildi. İstiklal Marşı
yüzünden defalarca dayak yedim. Ama Akif'e ve İstiklal
Marşı'na hiç küsmedim. Buna cevap olarak yıllar sonra
(2004'de) gençler için "Mehmed Akif" üzerine bir kitap
yazdım. Akif'i, İstiklal Marşı'nı ve Türkiye Devleti'nin
kuruluş yıllarını anlattım. Bunu en çok da iki kesimin;
İslamcıların ve kemalistlerin okumasını istedim.

***
Yüzyılın sonlarına doğru "İslam devleti" ülküsünün
peşinden gidenler arasında iki eğilim öne çıkmaya
başladı. Birinci eğilim "Geçti gitti üç beş günlük
fasıldı" mısraları okuyup "Aslında İslam'ın devlet diye
bir talebi yok, boşuna uğraşmışız" diyerek liberal
afsunların etkisine girerken, ikinci eğilim "Dağ başını
duman almış" marşları söyleyerek daha da sertleşmeye
başladı ve çareyi Taliban'ın ve Usame bin Ladin'in
yanında arar oldu.

Birinciler liberal afsunlarla sarhoş olmuş vaziyette
"bireyin önemini, başarının motive etici gücünü,
laikliğin sırlarını, AB'nin faziletlerini,
küreselleşmenin imkanlarını" keşifle uğraşırken,
ikinciler bir an önce Usame bin Ladin'in veya
Zevahiri'nin yanına gidip intihar eyleminden önce
dolduracağı "şehadet" saldırısının video kaseti hayali
ile yaşar hale geldi.

Her iki halde de İslamcılık asli misyonundan sapmış veya
saptırılmıştır. Bir yandan buhar olup uçmuş, diğer yandan
taş olup iyice sertleşmiştir. Su gibi akması gereken
mecrada akmamış, "bir kökün inkışaf seyrini"
izleyememiştir.

Halbuki onun asli misyonu bu ülkenin "İstiklal marşını
yazabilen ruhu" olmaya devam etmekti. Böyle bir marşı o
ruhtan başkası yazamazdı, yazamadı da…

"Bir kökün inkışaf seyrini takip etmek" 1922'lerde
Elmalılı Hamdi Yazır'ın belki de bu durumlara
düşüleceğini öngörerek kullandığı bir tabirdir.

Nedir kök?

Yaşadığı ülkenin, özgürlük ve bağımsızlık marşını
yazabilecek derinlikte "vicdanı" haline gelebilmek…

Yaşadığı ülkenin, dili, dini, tarihi, halkı, sokağı,
taşı, toprağı ile bütünleşerek İslam'ı meydan okuyucu bir
dinamizmle sürdürmek…

Yaşadığı ülke ile hem bütünleşmek, hem de onun eleştirel
aklı olmak…

Tıpkı ilk doğuş yıllarında Arap yarımadasında, Yesrip'de,
Kureyş, Evs ve Hazreç kabilelerinde, Uhut dağında, Bedir
ovasında, Mekke deresinde ete kemiğe büründüğü gibi…

Önce yarımadanın, giderek de insanlığın vicdanı haline
geldiği gibi…

***
Asıl kalkış noktası budur. Kurucu ontoloji budur. Bunu
herkes kendi ülkesinde kendi şartlarına göre yapacaktır.
Maturidi'nin dediği gibi din yağmur, şeriat toprak
gibidir. Yağmur indiği toprağa göre şekil alır.

Bu kalkış noktasından (kökten) hareketle inkışaf seyri
izlenir.

İnkışaf seyri bir dönem "İslam devleti" kavramını ülkü
haline getirmiş olabilir. Ancak bu üzerinde iyice
düşünülmemiş, acilci bir talepti. Ateşleyici bir
slogandı. İyice düşünüldüğünde, teorisi ve felsefesi
yapıldığında bunun olsa olsa "Adalet devleti" gibi bir
kavrama tekabül edebileceği görülecektir.

Çünkü İslam'ın Mekke'den Medine'ye doğru inkışaf seyrini
izlediğimizde, Allah, kardeşlik , özgürlük ve adalet iman
ve idealleri doğrultusunda giderek devlete doğru bir
gelişme kaydedildiğini görürüz. Medine'de kurulan
devletin ilk anayasal metninde en çok geçen kelimenin
"adalet" olması bunu gösterir. 18 kabilenin bir araya
getirilmesiyle oluşturulan birliğin tutkalı adalet, harcı
kardeşlik, motive edici gücü ise Allah'tır.

Buna yirminci yüzyıl boyunca ortaya çıkan kimi İslamcı
hareketlerin anladığı anlamda "İslam devleti" demek
mümkün değildir. Keza onların en önemli silahını elinden
almak, söylemlerini boşa çıkarmak için geliştirilen
"İslam'ın devlet talebi yok" söyleminin sahiplerini haklı
çıkarır bir durum da söz konusu değildir. Her ikisi de
Hz. Peygamber'in Medine'de kurduğu devleti
anlayamamıştır.

Yakından bakılırsa Medine'de ortada apaçık bir devlet ve
otorite olduğu görülür. Eğer devlet olmasaydı, peygamber
ölür ölmez "Beni Sakife'de" toplanmazlardı. Öte yandan
peygamber yerine kimin geçeceğini tayin etmiş olsaydı,
aralarında tartışma olmazdı. Eğer Medine'de bir devlet
talebi olmasaydı, içlerinde Yahudilerin de olduğu 18
kabileyi bir araya getiren anayasal bir metin ortaya
çıkmazdı. Eğer bu anayasal metin bir "İslam devleti"
öngörseydi, "İslam" kelimesi hiç kullanılmayıp, defalarca
"adalet ve ma'ruf" (ortak iyi) -ki en çok bu iki kelime
geçer- denilip durulmazdı.

Öte yandan İslam'ın ilk doğuş yılları boyunca, yani 23
yıl boyunca 62 savaş olmuştur. Hz. Peygamber bunların
27'sine bizzat kılıç kalkan kuşanarak katılmıştır.
Onlarca diplomatik heyeti kabul etmiş, zamanın büyük
devletlerine elçiler göndermiş, elçiler kabul etmiştir.
Ortada askeri ve siyasi yönden "Ben varım" diyen bir
irade vardır. Medine'ye dışarıdan bakan bir siyasal tarih
bilimcisi Mekke'de bir "devrim", Medine'de de bir
"devlet" olduğunu ayan beyan görür. Bunun tartışma
götürür bir tarafı yoktur.

Fakat bu devrim ne için yapılmıştır? Ve bu devletin nihai
amacı nedir? Temel hedefi, teorisi, felsefesi, siyaseti
nedir?

Öyle görünüyorki bu devrimin ve devletin amacı "adalete"
dayalı bir dünya düzeni kurmaktı. Kendi ülkesinden
başlayarak tüm dünyaya yaymak istediği temel amaç buydu.
Bu amaç Kuran'da örneği onlarca olan şu tür ayetlerin
ifadesi olmaktan başka bir şey değildi:

"Rabbinin kelimesi söz ve adalet olarak kemale ermiştir."
(En'am; 6/115)

Yani: Yeryüzünde Allah'ın sesi (kelime) daha önce
peygamberler aracılığı ile insanlara ulaştırıldığı gibi,
şimdi de şu öksüz Muhammed'in vicdanı ve saf yürek
temizliği üzerinden kemale ermiş, yerine ulaşmıştır. Bu
ses "söz ve adalet" diyen, sözün ve adaletin egemenliğini
gerçekleştirmek üzere gelen, söze ve adalete dayalı bir
uygarlık kurmak için gelen bir sestir. İnsanlığı "söz
namustur" ve "adalet mülkün temelidir" şiarları etrafında
toplanmaya çağıran bir sestir. İşte bu kelimeler insanlık
idealleri bakımından varılacak son noktadır. İnsanlık
ancak bu sözler tam anlamıyla gerçekleştiği an kemale
ermiş olur. Onun için Rabbinin kelimeleri insanlığa yol
gösterme bakımından burada son noktasına ulaşıp kemale
erer, tamamlanır. Nihai insanlık ideali olarak "sözü ve
adaleti" gösterir…

"Yarattıklarımız içinde, hak yolu gösteren ve kendini
adalete adamış bir millet daima bulunur." (A'raf; 7/181)

Yani: İnsanlık tarihi içinde "adalete dayalı bir dünya
düzeni kurma" görevini misyon bellemiş bir millet/
ümmet/topluluk daima bulunur. Bu misyon hiçbir zaman
boşlukta kalmaz. Bunun için gerekirse devrim yapılır,
devlet kurulur, milletler topluluğu oluşturulur. Dünya
zalimlere bırakılmayacak kadar önemli bir yerdir.

"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar
arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi
emrediyor." (Nisa; 94/58).

Yani: "Adaletle hükmetmek" dışında hukümet (devlet)
olmanın bir manası yoktur. Hukümet olmanın yegane
gerekçesi budur.

Görüldüğü gibi Kuran sanıldığından çok öte "siyasal
içeriğe" ve "sosyal mesajlara" sahip bir kitaptır. Kuran,
bir tapınak dini değil, gerçek hayat dini öngörmektedir.
Mesela herkesin ölülerin arkasından okuyup üflediği halk
arasında "gul huvellahu ehad" diye bilinin kısacık bir
sure var. Belkide Kuran'ın en siyasi içerikli suresi
budur.

"İlan et: Allah birdir (ehad). Bölünmez bir bütündür
(samed). Doğmaz ve doğurulmaz. Hiçbir şey O'na denk
olamaz!" (İhlas; 112/1-4)

Yani: Bir takım Tanrı-devletlerin iddia ettiği gibi
Allah'ın yeryüzündeki oğlu, hanedanı (temsilcisi,
gölgesi) vs. diye bir şey yoktur. Tanrılık Allah'tan bir
takım krallara , imparatorlara, hanedanlara geçmiş
değildir. Kendisinden bir parçayı onlara vermemiştir.
Tanrılık bölünmez bir bütün halinde sadece O'na
mahsustur. Hiçbir şey O'na denk olamaz, O'ndan bir parça
taşıdığını, uluhiyeti O'nunla bölüştüğünü, devletinin,
krallığının O'nun devleti ve krallığı olduğunu iddia
edemez. Ediyorsa yalancıdır, sahtekardır…Allah, aranızdan
sizin gibi bir insan olan peygamberler seçer ve onlar da
"adalet" ile hükmederler. Tanrılık peygamberlere de
geçmiş değildir. Adalet ile hükmetmiyorsa onlar da
meşruiyetini kaybederler. Allah, kimseye soyu, sopu veya
kaşı, gözü için destek vermiş değildir. Kimseyi oğul,
kız, hanedan, seçilmiş soy vs. edinmiş değildir…

***
Şu halde İslam'ın ilk doğuş yıllarından ilham alma
iddiasındaki bir hareket bu temel amaçtan kopamaz. Yani
devlet iddiasından vazgeçemez. Fakat bu "İslam devleti"
adı altında Katoliklik benzeri bir "din devleti" şeklinde
de olamaz. Devletin yöneticileri din adamları olacak diye
bir şey yoktur. Sırf din adamı olduğu, peygamberin
soyundan geldiği, Tanrı'nın onu seçtiği vs. iddiaları ile
yönetimde hak sahibi olduğunu iddia edemez. Tam tersi,
eğer varsa yönetimi Tanrı'nın oğlu, temsilcisi,
peygamberin soyu vs. diyerek elinde tutan din adamları
yönetimini (teokrasi) yıkmakla yükümlüdür. Devlet yani
hükmetme, hükümet olma felsefesini "adalet" dışında
hiçbir gerekçeye dayandıramaz. Birileri dayandırıyorsa
onlarla mücadele eder. "Siyasal İslam" esasında teokrasi
getirmenin değil onu yıkmanın adıdır, onun için
"siyasal"dır.

Fakat şu an iş tam tersi bir durumda gösteriliyor. Güya
"Siyasal İslam'a" karşı çıkanlar, bir din adamları
yönetiminin geleceğinden endişeyle buna karşı çıkıyorlar.
İddianın sahipleri de, karşı çıkanları da neyin ne
olduğundan haberi yok. Bu nedenle bu manasız gerilimin
dışına çıkmak, yeni bir bakış açısı ve dil ile konuşmak
kaçınılmaz hale gelmiştir.

"İslam'ın devlet talebi yok" cümlesi, son zamanlarda
özellikle İslam dünyasında kurulu kimi yönetimlerin
İslamcı muhaliflerini silahsız bırakmak ve söylemlerini
boşa çıkarmak için dört elle sarıldıkları bir argüman
haline gelmiştir.

Öte yandan "İslam devleti" sloganının ise içi boştur.
Dindar zihinlere güya "siyasi şuur" aşılamak dışında bir
işlev görmemektedir. Üzerince iyice düşünülmüş, kendi
özgün kaynaklarından neş'et eden, sağlam ve derinlikli
bir siyasal teori ve felsefeden yoksundur. Atılan bir
slogan olmaktan öte bir işe yaramamaktadır. Bu sloganla
iktidara gelenler ülkelerine koskoca bir hüsran ve hayal
kırıklığından başka bir şey getirmemişlerdir.

Bunun örneklerini Afganistan ve İran'da gördük. İran'da
1979'da elçilik basan öğrenciler, devrimden yirmi yıl
sonra, 1999'da Tahran Üniversitesi önünde "Ya adalet
devleti ya da yeniden devrim" diye gösteri yaptılar. Bu
çığlığı şimdilik dış düşman (Amerika ve İsrail) tehditi
ile bertaraf edebilirsiniz. Fakat dip akıntıyı
durduramazsınız. Allah, özgürlük ve adalet ülküsü,
kendisine "İslam cumhuriyeti" diyen bir devlette de
durmaz, akar. Patlayacağı yeni 1979'lar arar.

***
Evrensel bir din olarak İslam'ın, insanlığın hayatında
merkezi bir yer işgal eden "devlet, iktidar ve otorite"
hakkında hiçbir şey söylememiş olması düşünülemez.
Böylesi bir din evrensel olamaz, dahası bir dinden
bekleneni yerine getirmemiş olur. Böyle bir din bu
dünyada ne işe yarar onu da herkes düşünsün…

Peki nedir söylediği?

Evrensel olduğu için, söyledikleri, herkese her yerde
lazım olacak evrensel değerlerin ısrarla vurgulanması ve
esas alınması çağrısından ibarettir.

Bunların da özü beş temel kavrama dayanmaktadır; adalet,
emanet, ehliyet, meşveret ve maslahat…

Bunların hepsi Kuran'da geçen kavramlardır.

Yani "Devlet ne için vardır? Manası nedir? Kim
yönetmelidir? Nasıl yönetilmelidir? Ve "Neye karışıp neye
karışmamalıdır?" gibi siyasi tarihin beş kadim sorusuna
verilmiş beş esaslı cevap…

Bunları ete kemiğe büründürmek ise dönemin şartlarına
göre, o dönemi yaşayanlara bırakılmıştır.

İnsanların sorunları üzerine titreyen kitaptan (kitabun
gayyime), insanların sorunları üzerine titreyen dinden
(dinu'l-gayyime), insanların sorunları üzerine titreyen
dipdiri yaşam kaynağından (hayyu'l-qayyum) beklenen bu
değilse nedir? Evrensel din bu değilse hangisidir?

Demek ki İslam'ın insan hayatını yakından ilgilendiren
bir çok konuda olduğu gibi devlet (otorite, iktidar,
yönetim) konusunda da talepleri vardır. Çünkü din,
insanoğluna hayatta lazım olacak değerler üretir. Bu
değerlerin ışığında yürünmesini ister. Yoksa din
göndermenin manası yoktur. Şu halde "Din bir vicdan
işidir" sözünün doğrusu şudur: "Din vicdanla başlayan bir
iş"tir. Kökü vicdanda, gövdesi yaşayan hayatta, meyvesi
dünya ve ahirettedir.

İslam'ın devletten talebinin, mensuplarının, özelikle de
din adamlarının veya dinle uğraşanların sorgusuz sualsiz,
sırf dindar veya din adamı olmaları gerekçesiyle iktidara
taşınması süreci olmadığını anlıyoruz. Zaten İslam'da
böylesi bir sınıf da yoktur.

Keza bu talep Kuran'da her ne geçiyorsa körükörüne aynen
uygulamak da değildir. Bin sene önce üretilmiş fıkıh
kitaplarını devlet hukuku haline getirmek de değildir.
Çünkü hukuk dinamik bir süreçtir, geçmişten veya batıdan
tercüme edilerek uygulanamaz. Kendi çağında, kendi
ikliminden, kendi ihtiyaçlarına göre boyuna yeniden
üretilir. Şu halde herkes için geçerli adalet, meşveret,
ehliyet ve liyakat kuralları din adamı veya dindar
olduğunu iddia edenler için de geçerlidir. Onlar da bu
dinamik sürece eşit şekilde katılırlar.
Dışlanamayacakları gibi, sırf "din adamı" olduğu
gerekçesiyle her şey bütünüyle onlara da teslim edilemez.

Demek ki İslam'ın devletten talebi, yukarıda sıralanan
"beş temel değerin" esas alınması ve bunların içinin
sürekli içtihat ile doldurulmasıdır. Yani adam gibi bir
"ADALET DEVLETİ" haline gelinmesidir.

Aslında evrensel değerleri öngören bu çağrı, sırf dini
bir kaynaktan geliyor, Kuran'dan çıkarılıyor, Kuran'a
uyulunca da laiklik elden gitmiş oluyor diye dışlanamaz.
Dışlanması gereken Kuran'ın evrensel değerleri olamaz.
Laiklik dahil hiçbir gerekçe dünya ve ahirette kurtuluşun
yolunu gösteren bu kadim ve evrensel değerleri dışlamanın
ve yok saymanın vesilesi haline gelemez. Burada bir
sınıfın veya hanedanın değil "değerlerin" esas
alınmasından bahsettiğimiz unutulmamalıdır.

Kuran evrensel olana çağırıyor.

Akla, vicdana, adalete, doğruluğa, dürüstlüğe, haram
yememeye, yetim hakkına el uzatmamaya, yolsuzluk
yapmamaya, rüşvet yememeğe çağırıyor.

Bunlara en çok sokaktaki adamdan ziyade üzerine
sorumluluk almış, ülke hazinelerinin başına geçmiş,
halkın vergilerini yönetmeye memur edilmiş olanların yani
"devletin" ihtiyacı var değil midir?

Öyleyse bu akıl tutulması neden?

Recep İhsan Eliaçık



__________________
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? ENBİYA 10
Yukarı dön Göster hasanoktem's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasanoktem
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats