HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an'da İnanç Konuları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an'da İnanç Konuları
Konu Konu: Namaz Vakitleri Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

Kuranıanla Yazdı:
Namaz müminlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır cümlesini nasıl açıklıcaksın ? Burada belirli vakitlerde farz olan şey nedir ? Soruma cevap verirseniz sevinirim


Soruda hata var.
Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

Kuranıanla yazdı:   

“”Namaz müminlere belirli vakitlerde farz
kılınmıştır” cümlesini nasıl açıklıcaksın? Burada belirli
vakitlerde farz olan şey nedir? Soruma cevap verirseniz
sevinirim”

Merhaba kuaranıanla,

Soruyorsun, cevaplıyorum, tepki vermiyorsun!

Seni üzmek istemem, sevinmeni de isterim. Onun için bunu yanıtlayayım.

Bu yazdığın çeviri doğru bir çeviri değildir. Salat müminlere farz, bu doğru. Ama, “belirli vakitlerde”, yanlış. Diyelim ki doğru. Hangi vakitleri belirlemiş? Hani nerde geçiyor o belirlenmiş vakiler? Kitapta günün şu şu şu vakitlerinde namaz kılacaksınız dediği bir cümle var mı? Yok.

“kitaben” farz anlamına, “mevqûten” de farz anlamınadır. İkincisi birincisini pekiştirmek içindir. Yani salat önemli, kuvvetli bir fazdır. Onsuz olmaz. Salat ve zekât; bağlılık ve arınma, bunlar olmazsa olmaz bir zorunluluk. Bu ikisi dindir, dinin hepsi. Kuran’da bu ikisinin tanımına rastlayamazsın. Bak zekâtın geçtiği ayetlere, bir tek açıklama, ayrıntıya rastlayabilecek misin?  Hep “zekât verin” diye çevirmişler. Ne vereyim, ne kadar vereyim, kime vereyim, var mı bir açıklama? Zekâtı anladıysan namazı da anlarsın. BAK Kuran’a, müşriklerden istenen salat ve zekattır. Bunlardan başka onlardan bir şey istenmiyor! Bu ikisi varsa her şey var, bu ikisi yoksa hiçbir şey yok.

Güzel kardeşim, vakitle ilgili değerlendirmemi geçen iletilerde yazdım. Ferden kılacağın bir namaz için günün belli bir vaktini Allah ve resul tayin etmez. Kişisel her işinizin vaktini siz belirlediğiniz gibi kılacağınız namazın da vaktini siz belirlersiniz. Siz kendinize göre vakti ayarlarsınız. Allah ayarlıyorsa, kendine göre ayarlar. O durumda da Allah, namaz vakitlerini kendinin boş olduğu vakitlere koyacaktır(!) Sabah, öğlen, akşam, yatsı, güneşin doğuşu, batışı, gece, gündüz vs bizi bağlar. Hangi vakit olduğu Allah için fark etmez. Allah kesinlikle çalışma takvimi yapmaz. Ne zaman ne yapacağınıza O karışmaz, yaratır O.

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
Kuranıanla
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 16 nisan 2012
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 37
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Kuranıanla

Hanif06 teşekkürler cevabın için, burada çok garibime
giden bişey zekat vereceğiz ne kadar vereceğiz hadisler
olmasa bunun 40 da bir oldugunu nerden anlayacaktık diyen
adamlarla aynı zihin yapısına sahip olman beni üzdü
açıkcası.. İlk olarak Allah diyor ki;

Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı
sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur'an
indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah
onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafûr'dur, Halîm'dir.MAİDE
101


Eğer Allah ayrıntılı açıkladıysa bir şeyi (mirası örnek
veririm hep) açıklanması gereken şeylerdir ve yapmamız
gerekir o şekilde ama açıklamadıysa napcaz netcez diye
yahudilerin hangi sığırı kescez ne renk kescez diye soru
sormak gibi abesle iştigaldir !

Allah zekatın ne kadar verileceğini söylemiş zaten !

Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki:
"İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar,
yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için
olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde
bilmektedir."BAKARA 215


Bunlar zekatın verileceği kişiler,

Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını
soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size
âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.BAKARA 219


Bu ayetdede ne kadar verileceğini söylüyor miktar
belirlememesi Allahın zorlamak istememesidir insanlar
affettiklerini ihtiyaçdan fazla olan mallarını vercekler
bu kadar basit bir konuda nasıl sonuca ulaşamadınız ?
Hadisçiler gibi hesap kitap peşindesiniz ?

el afve:afv olan, ihtiyaçtan fazla olan mal,
affedilen, vazgeçilen.

Namaz vakitleri konusundada yeterli açıklama mevcut ama
sen kabul etmiyorsun ki anlatalım bakış açın hep
aynı.Allah öyle yapmaz diyerek Allaha din öğretiyorsun
anlamaya çalışcagına...

__________________
“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Ondan başka günahları istediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” (Nisa, 4/116)
Yukarı dön Göster Kuranıanla's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Kuranıanla
 
hanifcan
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 01 nisan 2012
Gönderilenler: 35
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hanifcan

Fazıl, fers ve hanif06,

Sizleri tebrik ediyorum. Gerçekten iyi sabrediyorsunuz. Namaz konusunda birkaç başlık açıldığı ve bu konu forumda yüzlerce sayfa devam ettiği halde kimse kendi görüşünün dışındaki bir görüşü kabul etmedi (takip edemediğim bir iki istisna olabilir). Her iki taraf da kendi delillerini ortaya koyuyor. Ancak sonuç değişmiyor.  

Burada, değil yüzlerce sayfa, binlerce sayfa yazılsa dahi, kuranıanla, Hasan Akçay ve aynı görüşte olan diğer kişiler salatın şimdiki şekliyle namaz olmadığını ASLA ve ASLA kabul etmeyecekler. Hatta Peygamberi önlerine getirseniz de…
Yukarı dön Göster hanifcan's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hanifcan
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

“burada çok garibime
giden bişey zekat vereceğiz ne kadar vereceğiz hadisler
olmasa bunun 40 da bir oldugunu nerden anlayacaktık diyen
adamlarla aynı zihin yapısına sahip olman” diyorsun sayın kuranıanla.

A benim çirkin kardeşim, a benim anlamaz kardeşim, niçin böyle yaparsın? SEN YAPIYORSUN, Yaptığın şeyle beni itham ediyorsun? Zekatı mevcut anlayışla kabul eden sensin. Zekatın maldan verilen bir vergi, infak sadaka olduğunu işaret eden bir ayet var mı, gördün mü Mushaf’ta? Havadisi, dedikoduyu tamamen din edinen sensin, bununla beni itham eden de sen. Sana şu ayette örnek verilen adam gibi olma dedim ama anlamadın. Ben hadislere, geçmişte söylenmişlere kulak asarım ama onları tümü ile gerçek bilip din edinmem. Onlardaki gerçeklik payına bakarım. Zekatı malla, para ile bir alakası yoktur. Zekâtı infakla, sadakalarla karıştırma! Zekât, sadaka, infak aynı şeyler değildir. O açıklananlar infakedilenlerdir, sadakadır, zekât değildir. Zekat kelimesinin geçtiği ayetlere bir kere de görerek bak! Bak bakalım zekât senin anladığın mıdır? Ama zaten senin kendin bir anlayışın yok ki, baksan da göremezsin, anlayamazsın ki. Sen nankörsün, senin bütün bildiklerin o karaladıklarından öğrendiklerindir, başka da bir bildiğin yok.

Dam başında saksağan vur beline kazmayı! Ne alaka! Senin yazdığın ayetlerin verdiği mesajla ne alakası var benim yazdıklarımın? Sen Maide 101’de kimlere ne mesaj verildiğini anlayacak kapasitede misin? Sen Bakara 171’n muhatabısın. Ayrıntılardan laf ediyorsun… Allah en geniş ayrıntıyı salat ve zekat için yapmış. Kitabın hepsi salat ve zekât. Ama görecek göz, duyacak kulak, anlayacak lüb var mı sende?

“Bunlar zekatın verileceği kişiler” diyorsun. Onlar, infakın, sadakaların verileceği kişiler seni kör mukallit seni! O karaladıkların bunu söylüyor, yoksa sen nerden bilebilirdin bunların zekat olduğunu?

“Namaz vakitleri konusundada yeterli açıklama mevcut”  diyorsun. Açıkla da görüşelim bakalım!

Sayın Kuran talebesi(!) Önce boşalacaksın, temizleneceksin o dopdolu olduğun kirli, pespaye bilgilerden, sonra da yerine temiz bilgiler dolduracaksın! İşte sana gerçek zekat! Sevgili kardeşim, düşünmeye, öğrenmeye devam etmeli, yeterince dolmadan, bilgilerimizi yeterince durulamadan, zanlarımızı yakinlerimiz olarak bilip dayatmaya kalkışmamalı, bilgilerimizi, düşüncelerimizi müzakere etmeli, tenkit ve tashih ettirmeli, cehaletimizi söylerken, ulema kesilip ukalalık etmemeliyiz. Kal sağlıcakla!

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay

Hanif06 hocam, Nisâ 3 ve Nûr 32'deki fiillerle ilgili anlayamadigim bir durum oldu. Aciklayip yardim ederseniz sevinirim.

Bunun icin ayri bir bölüm actim.

Sevgi ile,

Hasan Akcay

 



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 
Kuranıanla
Newbie
Newbie


Katılma Tarihi: 16 nisan 2012
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 37
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Kuranıanla

Kelime anlamiyla zekat; temizlik, artmak, bereketli
olmak, iyi ve düzgün olmak manasina gelir.


Sana uzun uzun yazmayacağım hakaretler etmeyi iyi
biliyorsun. Haddimi aşarak belkide şunu söyleyeceğim
cehaletin o kadar fazla ki ben ne anlatsam senin
anladığın kadar olacak. Günün birinde sadaka ve infakın
zekatla bağlantısını kurduğunda gelip benden özür
dileyeceksin.

Benim kapasitemin ne olduğunu nasıl anladında burada
yargılıyorsun ? Benim kapasitemi Allah çok iyi bilir. Sen
kendini sorguya çek bakalım acaba yanılıyormuyum diye
zira kibir gözünü kör etmiş. Arapça bilmen doğrulara
vakıf olacağın anlamına gelmez,vicdanını ve aklını
beraber kullanmadığın sürece doğrulara asla
ulaşamayacaksın. Kendi yolunda devam et

not:ve âtû ne demektir ? ve neyi vermemiz
emrediliyor ?

__________________
“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Ondan başka günahları istediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” (Nisa, 4/116)
Yukarı dön Göster Kuranıanla's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Kuranıanla
 
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

KURÂN’DA ZEKÂT KAVRAMI ÇALIŞMASI

temizfikir.com'dan alıntıdır.


GİRİŞ

Kur’an’da kullanılan kavramlardan en önemlilerinden bir tanesi de ZEKÂT kavramıdır.

Arapça ( ك – ز ) ve cümle içerisinde sonuna VAV (و) ya da YE (ى) harflerini alan bir kelime olan Zekât’ın orijinal olarak Arapça yazılım formları aşağıdadır:

زكى Sonuna YE aldığı form

زكو Sonuna VAV aldığı form

زكوة Zekât yazılımı

Kelimenin kök anlamı, Arapça lügatlerde incelendiğinde:

Arınmışlık, temizlik, temizlemek, arındırmak, pâk, tertemiz, ve artış, artmak gibi anlamlara geldiği görülmektedir.

Çalışmamızda takip ettiğimiz metotta, kelimenin tüm formlarında, Kurân’da geçtiği tüm ayetler teker teker çıkarılmış ve ayetin ve içinde geçtiği konunun bağlamında kelimenin kök anlamları ile irtibatlandırılarak hangi manada kullanıldığı tesbit edilmeye çalışılmıştır.

Bu çalışmanın sonucunda ZEKÂT kelimesinin kelimenin kök anlamı ile bağlantılı olarak ARINMIŞLIK-PÂK OLMA manalarında kullanıldığı tesbit edilmiştir.

Kelime gerek tek başına kullanıldığı ayetlerde gerekse Kurân’ın İSLÂM dinini içinde topladığı kalıp cümlelerden bir tanesi olan

“İqame es-Salât ve Atü ez-Zekât” cümlesindeki anlam analizleri aşağıda verilmiştir.

a)    Tek başına kullanıldığı ayetler:

(ŞEMS suresi 7,8,9, ve 10. ayetler) (Resmi: 91/İniş:26/Alfabetik:93)
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰیهَ 75;

فَاَلْهَ 05;َهَا فُجُورَه 14;ا وَتَقْوٰ 40;هَا

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَ 75;

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰیهَ 75;

Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,

Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve Takvasını (ondan sakınmayı) ilham edene andolsun.
Onu ARINDIRAN gerçekten kurtulmuştur.

Ve onu örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.

(A’L suresi 14. ayet) (Resmi: 87/İniş:8/Alfabetik:5)

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى
Her kim ARINDIYSA kesin kurtulmuştur.

(MܒMİNÛN suresi 1. ve 4. ayet) (Resmi: 23/İniş:74/Alfabetik:70)

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْم 16;نُونَ

وَالَّذٖ 10;نَ هُمْ لِلزَّكٰ 08;ةِ فَاعِلُو 06;َ

Mü’minler gerçekten felah bulmuştur;
Onlar ki (Müminler), ARINMIŞLIK için çabalayanlardır;

Not: Müminun Suresi 1. Ayet ile yukarıda geçen, Şems Suresi 9. Ve Alâ Suresi 14. Ayetler yazım olarak birebir aynıdır. “ KAD EFLEHA MEN ZEKKAHA, KAD EFLEHA MEN TEZEKKA, KAD EFLEHA EL-MIMİNUN”.

MÜMİN olmak demek Vahyi hayatına hakim kılarak, hayatının her alanında sürekli Vahye/İslâma uygun yaşayarak benliğini/nefsini kötü günah zulüm ve fuhşiyyatlardan uzak tutmuş, iyi, güzel, adil, temiz, dosdoğru işleri sürekli işleyerek bir hayat tarzı haline getirmiş kişi demektir ve işte Kurân’da bu faaliyete ATÜ ez-ZEKÂT denmiştir, Türkçe en uygun karşılık ARINMIŞLIĞA ULAŞMAK olarak verilebilmektedir. Tersinden, Vahye sırt çevirip ona uymayanların durumu da aynı tanım kullanılarak aşağıdaki ayette verilmiştir.

(FUSSİLET suresi 3-7. ayetler) (Resmi: 41/İniş:61/Alfabetik:30)

اَلَّذٖي 06;َ لَا يُؤْتُون 14; الزَّكٰو 77;َ وَهُمْ بِالْاٰخ 16;رَةِ هُمْ كَافِرُو 06;َ
Bilen bir kavim için, Arapça okunan, ayetleri detaylı olarak açıklanmış bir Vahiydir;

Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar (o-Vahyi) dinlemezler.

Dediler ki: “Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz.”

De ki: “Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin.”

Ki onlar (o-Müşrikler), ARINMIŞLIĞA ULAŞMAYANLARDIR yani ahireti inkâr edenlerdir.

(TÂHÂ suresi 76. ayet) (Resmi: 20/İniş:45/Alfabetik:96)

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَ 75; الْاَنْه 14;ارُ خَالِدٖي 06;َ فٖيهَا وَذٰلِكَ جَزٰٶُا مَنْ تَزَكّٰى
“İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de onlarındır. Ve işte bu, ARINMIŞ OLANIN karşılığıdır.”

Not: Kurân’ın ilk inen surelerinde, yeniden dirilişe ve ahirete inanmayan Müşriklere, ilk olarak bu dünya hayatının biricik ve gerçek anlamı açıklanır. İnsanın Allah’a verdiği yaratılış ahdine göre, insan, diğer tüm varlıklardan farklı akıl ve irade sahibi bir varlık olarak Allah’ın bu kainât için yazdığı düzende (Dinillah) Allah’ın hüküm ve kurallarına uygun olarak yaşayacağını ve bunu her şeye rağmen başaracağını, batıl ve yanlışlardan hep uzak duracağını, hak ve doğrudan asla ayrılmayacağını iddia-beyan etmiş ve karşılığında ahiret hayatında ebedi huzur ve mutluluğu istemiştir.


İnsanın bu iddiasına uygun olarak dünya denilen ortamda bunu kanıtlamak için imtihana girdiği ve ölüp yaşadığı hayatın yani imtihanının sonucunun sorumluluğunu kendisinin yüklendiği anlatılır. Yaradılışında kendisine FUCUR yani şehvetler, günaha ve dünya lezzetlerine düşkünlük programının imtihanın soruları olarak yüklendiği ve aynı zamanda fıtratına bunların kötü-çirkin şeyler olduğu verdiği ahde uymayan şeyler olduğu ve bunlardan uzak durarak sakınması gerektiği programı da TAKVA olarak kendisine yüklenmiş ve imtihan salonuna (dünya hayatı) bırakılmıştır.


İşte yukarıdaki ayetlerde, nefsini her türlü kışkırtma, şehvet ve dünyevi lezzetlere rağmen takvasına sarılarak koruyanların yani Allah’a verdiği ahde uygun olarak, BATIL-ÇELİŞKİLİ-KÖTÜ-HARAM-GÜNAH-ZULÜM-FUHŞİYYAT-YALAN-DOLAN -TALAN işlerden uzak tutup, tersinden HAK-İYİ-HELAL-ADİL-AHLAKLI-MERHAMETLİ-DÜRÜST tertemiz bir hayat yaşama çabasına girenlerin durumu arapça ZEKÂT kavramı ile ifade edilmiş yani bu kişilerin nefsini ARINMIŞLIĞA ulaştıranlar olduğu ve kurtuluşun da bu olduğu anlatılmıştır.

(MERYEM suresi 13. ayet) (Resmi: 19/İniş:44/Alfabetik:63)

وَحَنَان 11;ا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوة 11; وَكَانَ تَقِيًّا
Katımızdan ona (Yahya’ya) bir sevgi duyarlılığı ve ARINMIŞLIK (da verdik). O, çok takva sahibi biriydi.


Not: Ayette, Yahya Peygambere, Allah tarafından verilen ZEKÂT’tan bahsedilmektedir. Bu kullanım kavramın klasik paradigmada indirgendiği “mallardan 40 ta 1 vermek” anlamından çok daha üst anlamı olan ARINMIŞLIK anlamının apaçık delilidir. Aşağıdaki Meryem 19. Ayette aynı manada İsa Peygamber için kullanılmıştır. Mallardan vermenin ZEKÂT=ARINMIŞLIK ile ilgisi aşağıda çalışmanın son bölümünde incelenmiştir.

(MERYEM suresi 19. ayet) (Resmi: 19/İniş:44/Alfabetik:63)

قَالَ اِنَّمَا اَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا
(Meryem’e) Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana TERTEMİZ bir erkek çocuk (İsa) armağan etmek için (buradayım).”

(KEHF suresi 74. ayet) (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)

فَانْطَل 14;قَا حَتّٰى اِذَا لَقِیَا غُلَامًا فَقَتَلَ 07;ُ قَالَ اَقَتَلْ 78;َ نَفْسًا زَكِيَّة 11; بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْپًا نُكْرًا
Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o (ilim verilen kul) hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, TERTEMİZ bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.”

(KEHF suresi 81. ayet) (Resmi: 18/İniş:69/Alfabetik:54)

فَاَرَدْ 06;َا اَنْ يُبْدِلَ 07;ُمَا رَبُّهُم 14;ا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَ 76;َ رُحْمًا
(İlim verilen kul dedi ki): “Böylece, onlara Rablerinin ondan ARINMIŞLIK bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.”

(NÂZİÂT suresi 18. ayet) (Resmi: 79/İniş:81/Alfabetik:78)


هَلْ اَتٰیكَ حَدٖيثُ مُوسٰى

اِذْ نَادٰیهُ رَبُّهُ بِالْوَا 83;ِ الْمُقَد 17;َسِ طُوًى

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْ 06;َ اِنَّهُ طَغٰى

فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰى اَنْ تَزَكّٰى

وَاَهْدِ 10;َكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰ 09;

Musa’nın haberi sana geldi mi?

Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva’da seslenmişti:

“Firavun’a git; çünkü o, azdı.”
Ona de ki: ” ARINMAK ister misin? ”
” yani Seni Rabbine (doğru yoluna) götüreyim, böylece ürpererek değer verirsin.”

(ABESE suresi 3. Ve 7. ayetler) (Resmi: 80/İniş:24/Alfabetik:1)

وَمَا يُدْرٖيك 14; لَعَلَّه 15; يَزَّكّٰ 09;

وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰ 09;

Nerden biliyorsun; belki o (o kör), ARINACAK?

Oysa, onun (diğerinin, o yüz ekşitenin) ARINMASINDAN sana ne?

Not: NAZİAT suresindeki ayetlerde Musa Peygamberin Firavun’a ilk tebliğinde söylediği cümle, Vahyin yani ed-din İslâm’ın neye yaradığının ve yukarıda açıkladığımız insanın dünya hayatındaki imtihanında ulaşması gereken gerçek amacın tam bir özetidir. Bir Peygamber kendisine VAHYİ OKUYACAĞI/ÖĞRETECEĞİ kişiye bunun neye yarayacağını belirtmek yani nihai hedefi göstermek için “ ARINMAK İSTER MİSİN?” demektedir.

Aynı şekilde ABESE suresindeki ayetlerde de Muhammed Peygamberin yanına Vahyi dinlemek için gelen kişi ve ona tepki veren diğer kişi hakkında da Vahiy ve Peygamber ile muhatabiyetlerinin SONUCU olarak ARINMASI ve ARINMAMASI gösterilmiştir.


Demek ki, Vahyin yani Peygamberlerin gönderiliş amacı da, insanlara bu dünya hayatında yaratılışlarında kendi akıl-fıtrat-vicdanlarına kodlanmış olan ( Şems 7-8-9, Rum 30 ) İslam bilgisini, insanlar tarafından anlaşmazlık konusuna dönüştürüldüğü için ( Bakara 213, Al-i İmran 19) yeniden bir Öğüt ve Hatırlatma yani Hak Referans vermek içindir. Sonuç, Peygamberlerin okuduğu hatırlattığı – öğrettiği Vahye, aklı-vicdanı-fıtratı ile hiçbir çelişki görmeyerek iman etmesi ve o Vahye uygun yaşayarak ARINMIŞLIĞA ulaşması içindir.


Bir Peygamberin, kendisine inen Vahiy ile NE YAPACAĞI ve o Vahyin insanlar için NEYE YARAYACAĞININ, mufassal-detaylı açıklamaları aşağıdaki Bakara 129, 151 ve Al-i İmrân 164, Cuma 2 ayetlerinde Muhammed Peygamber ve son Vahyin muhatapları örneklemesi ile verilmiştir.

(BAKARA suresi 129. ayet) (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

رَبَّنَا وَابْعَث 18; فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِ 05;ْ اٰيَاتِك 14; وَيُعَلّ 16;مُهُمُ الْكِتَا 76;َ وَالْحِك 18;مَةَ وَيُزَكّ 22;يهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖي 86;ُ الْحَكٖي 05;ُ
(İbrahim dedi ki): “Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun yani kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları ARINDIRSIN. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”

(BAKARA suresi 151. ayet) (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

كَمَا اَرْسَلْ 06;َا فٖيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُ 05;ْ اٰيَاتِن 14;ا وَيُزَكّ 22;يكُمْ وَيُعَلّ 16;مُكُمُ الْكِتَا 76;َ وَالْحِك 18;مَةَ وَيُعَلّ 16;مُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُو 75; تَعْلَمُ 08;نَ

(Allah dedi ki): “Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak yani sizi ARINDIRACAK yani size Kitap ve hikmeti öğretecek yani bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. “

(ÂLİ IMRÂN suresi 164. ayet) (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْم 16;نٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِ 07;ِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِ 05;ْ اٰيَاتِه 22; وَيُزَكّ 22;يهِمْ وَيُعَلّ 16;مُهُمُ الْكِتَا 76;َ وَالْحِك 18;مَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor ve onları ARINDIRIYOR yani onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.

(CUMUA suresi 2. ayet) (Resmi: 62/İniş:96/Alfabetik:17)

هُوَ الَّذٖى بَعَثَ فِى الْاُمِّ 10;ّٖنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِ 05;ْ اٰيَاتِه 22; وَيُزَكّ 22;يهِمْ وَيُعَلّ 16;مُهُمُ الْكِتَا 76;َ وَالْحِك 18;مَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
O, ümmîler (Mekkeliler) içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan ve onları ARINDIRAN yani onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.

(A’RAF suresi 156. ayet) (Resmi: 7/İniş:39/Alfabetik:9)

وَاكْتُب 18; لَنَا فٖى هٰـذِهِ الدُّنْي 14;ا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِر 14;ةِ اِنَّا هُدْنَـا اِلَيْكَ قَالَ عَذَابٖى اُصٖيبُ بِهٖ مَنْ اَشَاءُ وَرَحْمَ 78;ٖى وَسِعَتْ كُلَّ شَیْءٍ فَسَاَكْ 78;ُبُهَا لِلَّذٖي 06;َ يَتَّقُو 06;َ وَ يُؤْتُون 14; الزَّكٰو 77;َ وَالَّذٖ 10;نَ هُمْ بِ اٰيَاتِن 14;ا يُؤْمِنُ 08;نَ
Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; onu takvalı olup ARINMIŞLIĞA ULAŞANLARA yani bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”

(NİSA suresi 49. ayet) (Resmi: 4/İniş:98/Alfabetik:82)

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖين 14; يُزَكُّو 06;َ اَنْفُسَ 07;ُمْ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّٖى مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُ 08;نَ فَتٖيلًا
Şu Kendilerini (övünerek) TEMİZE ÇIKARANLARI görüyor musun? Hayır; Allah, dilediğini ARINDIRIR. Onlar, ‘bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar’ bile haksızlığa uğratılmazlar.

(NECM suresi 32. ayet) (Resmi: 53/İniş:23/Alfabetik:80)

اَلَّذٖي 06;َ يَجْتَنِ 76;ُونَ كَبَائِر 14; الْاِثْم 16; وَالْفَو 14;احِشَ اِلَّا اللَّمَم 14; اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْف 16;رَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَ 03;ُمْ مِنَ الْاَرْض 16; وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّة 12; فٖى بُطُونِ اُمَّهَا 78;ِكُمْ فَلَا تُزَكُّو 75; اَنْفُسَ 03;ُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve fuhşiyyatlardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi TEMİZE ÇIKARIP durmayın. O, Muttaki olanı daha iyi bilendir.

(NÛR suresi 21. ayet) (Resmi: 24/İniş:102/Alfabetik:84)

يَا اَيُّهَا الَّذٖين 14; اٰمَنُوا لَا تَتَّبِع 15;وا خُطُوَات 16; الشَّيْط 14;انِ وَمَنْ يَتَّبِع 18; خُطُوَات 16; الشَّيْط 14;انِ فَاِنَّه 15; يَاْمُرُ بِالْفَح 18;شَاءِ وَالْمُن 18;كَرِ وَلَوْلَ 75; فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُ 05;ْ وَرَحْمَ 78;ُهُ مَا زَكٰی مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا وَلٰكِنّ 14; اللّٰهَ يُزَكّٖى مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰه 15; سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak ARINAMAZDI. Ancak Allah, dilediğini ARINDIRIR. Allah, işitendir, bilendir.

(BAKARA suresi 174. ayet) (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

اِنَّ الَّذٖين 14; يَكْتُمُ 08;نَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَا 76;ِ وَيَشْتَ 85;ُونَ بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰـئِ 03;َ مَا يَاْكُلُ 08;نَ فٖى بُطُونِه 16;مْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّم 15;هُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰم 14;ةِ وَلَا يُزَكّٖي 07;ِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
Allah’ın indirdiği Kitaptan bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları ARINDIRMAZ. Ve onlar için acı bir azab vardır.

(ÂLİ IMRÂN suresi 77. ayet) (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)

اِنَّ الَّذٖين 14; يَشْتَرُ 08;نَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَ 75;نِهِمْ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰـئِ 03;َ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِى الْاٰخِر 14;ةِ وَلَا يُكَلِّم 15;هُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِ 05;ْ يَوْمَ الْقِيٰم 14;ةِ وَلَا يُزَكّٖي 07;ِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar… İşte onlar; onlar için ahirette hiç bir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları ARINDIRMAZ. Ve onlar için acı bir azab vardır.

b) İqame es-Salât ve ATÜ Ez-ZEKÂT formunda kullanılanlar

İlk kısmı olan “İqame es-Salât” cümlesinin detaylı analizi KURAN’DA SALÂT KAVRAMI ÇALIŞMASI’nda verilmiş olan ve Kurân’ın herşeyi özetleyen kalıp cümlelerinden biri olan “İqame es-Salât ve Atü ez-ZEKÂT” kullanımındaki “Atü ez-Zekat” deyiminin incelemesine geçebiliriz.

“Atü” kelimesinin, Arapça sözlükler ve Kurân’daki kullanımları incelendiğinde temel olarak ÜÇ anlama geldiği görülmektedir:

1-    Vermek (Nisa 2, Maide 108 v.d.)

2-    Getirmek (Araf 112, Kalem 41 v.d.)

3-    Gelmek/Varmak/Ulaşmak (Tevbe 54 v.d.)

ZEKÂT kavramının yukarıda incelenen anlamı ile birlikte kullanıldığında, bir insanın Vahye/İslâma göre tüm hayatını yaşaması ile nefsini/benliğini Allah’a verdiği yaradılış ahdine uygun bir hale getirmesi, bu hale varması manalarında ARINMIŞLIĞA VARMAK/ULAŞMAK şeklindeki çevirinin tutarlı ve tam bir çeviri olduğu görülmektedir. Dolayısı ile bu kalıp cümlenin en uygun çevirisi aşağıdaki şekildedir:

“İqame es-Salât ve Atü ez-Zekât = Vahyi/İslâm’ı hayatına hakim kılmak ve ARINMIŞLIĞA ULAŞMAK”

İqame es-Salât ve Atü ez-ZEKÂT kalıp cümlesinin geçtiği tüm ayetler KURAN’DA SALÂT KAVRAMI ÇALIŞMASI’nda tek tek verilmiş olduğundan burada sadece bir ayetin meali örnek olarak verilecektir. Aynı kalıp cümlenin, Kurân’ın mufassal özelliği ile 1. Bölümünün sabit tutulup ikinci bölümünün detaylı tarif edildiği bir örnek ayet de Fatır Suresi 18. Ayet olarak verilmiştir.

(BAKARA suresi 277. ayet) (Resmi: 2/İniş:92/Alfabetik:11)

اِنَّ الَّذٖين 14; اٰمَنُوا وَعَمِلُ 08;ا الصَّالِ 81;َاتِ وَاَقَام 15;وا الصَّلٰو 77;َ وَاٰتَوُ 75; الزَّكٰو 77;َ لَهُمْ اَجْرُهُ 05;ْ عِنْدَ رَبِّهِم 18; وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِ 05;ْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُ 08;نَ
Onlar ki; İman eder ve salihâtı yaşarlar yani o-VAHYİ hayatına hakim kılar ve arınmışlığa ulaşırlar, şüphesiz onların karşılıkları Rab’lerinin katındadır ve Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmeyeceklerdir.

(FATIR suresi 18. ayet) (Resmi: 35/İniş:43/Alfabetik:24)

وَلَا تَزِرُ وَازِرَة 12; وِزْرَ اُخْرٰى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَ 77;ٌ اِلٰى حِمْلِهَ 75; لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَیْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذٖين 14; يَخْشَوْ 06;َ رَبَّهُم 18; بِالْغَي 18;بِ وَاَقَام 15;وا الصَّلٰو 77;َ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّم 14;ا يَتَزَكّ 48;ى لِنَفْسِ 07;ٖ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖي 85;ُ

Hiç bir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenmez. Yükü ağır olan kimse (yükün altında ezlen/inleyen bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yüklenilmez. Sen, yalnızca ahiret/yeniden dirilme (el-gayb) ile Rablerinden ‘içleri titreyerek korkmakta’ olanları yani o-VAHYİ hayatlarına hakim kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa kendi nefsi için arınmıştır. Sonunda dönüş Allah’adır.

Not: Ayette görüldüğü gibi her zaman İQAME ES-SALAT ve ATÜ EZ-ZEKÂT kalıp formunda gelen cümle bu ayette mufassal yapmak için birinci cümlecik ( İqame es-Salât) sabit tutulmuş ve ATÜ EZ-ZEKÂT’ın tam olarak ne manaya geldiği ikinci cümle açık olarak tarif edilerek verilmiştir.


Aynı kalıp kullanımın, ikinci cümleciğinin sabit tutulup ( Atü ez-Zekât), İQAME ES-SALÂT’ın tam olarak ne manaya geldiğini açık olarak tariff eden benzer ayet de Araf Suresi 156. Ayettir. Bu Kurân’ın Mesani-Mufassal yapma özelliğidir.


ZEKÂT Kavramının, “Mallardan vermek, Sadaka-İnfak” konusu ile bağlantısı

Zekât kavramının yukarıda incelediğimiz Vahyi/İslâm’ı kuşatan ARINMIŞLIK anlamı, Muhammed Peygamberden sonra başlayan parçalanma ve tahrif dönemi ile birlikte anlamı daraltılıp indirgenen kavramlardan biri olmuştur.

Zekât dendiğinde, insanların aklında, tahrif döneminin ürünü ve mezheplerce resmileştirilmiş ve yüzlerce yıldır kanıksanmış şu tanım belirmektedir:

“ Belli şartlar içeren, belli bir miktarı geçen, bazı kazanç, mal ve ürünlerden sende bir kere verilen 40 ta 1 oranındaki mâli “ibadettir””

Oysa ZEKÂT kavramı yukarıdaki ayetlerde detaylı olarak görüldüğü gibi ne Kurân’da ne de Hadis Külliyatında bu manada kullanılmamıştır. Hadis Kitaplarının “Kitabü ez-Zekât” bölümlerindeki (özellikle BUHARİ) hadislerin orijinal Arapça metinleri incelendiğinde bu tanım için kullanılan kelime “ Sadakât ” kelimesidir. Yani Türkçesi ile SADAKALAR.

Konunun nasıl bu duruma geldiğinin tahliline tekrar dönmek üzere, ZEKÂT = ARINMIŞLIK kavramının Kurân’da Mallardan, Kazançlardan vermek, Sadaka-İnfak konusu ile bağlantısını inceleyelim:

Bilindiği gibi, Kurân’ın indiği Mekke Arap Toplumu, Allah’a inandığı halde YENİDEN DİRİLME ve AHİRETE inanmamaktaydı. Konunun detaylı analizi sitemizde bulunan İSLAM ve DİĞERLERİ isimli çalışmadan okunabilir.

İşte bu yeniden dirilme ve ahirete inanmayan Mekke toplumuna, Muhammed Peygamber Vahyi ilk okumaya başladığında, inen ilk sureler incelendiğinde onlara; insanın varoluşunun, dünya hayatının yani insanın imtihanının asıl anlamı detaylı olarak açıklanmakta ve onlardan buna iman etmeleri istenmektedir. Yeniden dirilecekleri ve ahiret hayatı konusunda detaylı örneklendirmeler ve açıklamalar yapılmaktadır. Bu dünyanın geçici olduğu, kalıcı olan esas yurdun insan için ahiret olduğu vurgulanmaktadır.

İnsan, eğer yeniden dirilme ve ahirete inanmıyorsa, BU DÜNYA HAYATI onun her şeyi tek şeyidir. Onu doya doya yaşamak ve içindeki tüm zevkleri lezzetleri sınırsız arzu ve istekleri ile tatmak ve sürdürmek ister. 1000 yıl yaşamak ister. Sonunda ölüp yok olup gideceği düşüncesi o insana bu lezzetleri sınırsızca ve sürekli yaşamak arzusu insana her şeyi yaptırabilir ve bundan dolayı da hiçbir sıkıntı duymaz.

Kurân’ın ilk muhatapları olan ve ahireti inkar eden Mekke Müşriklerinin ve o çevrede yaşayan eski Kitap Ehli topluluklardan fasık olanlarının, sürekli mal yığması, yetimi yoksulu doyurmaması, altını gümüşü biriktirmesinin KÖK NEDENİNİN, ASIL SEBEBİNİN bu olduğu açıkça anlatılmaktadır.

İşte Vahiy insana gerçek yaratılış amacını, bu dünyanın sadece ve sadece kendisinin iddiasını ispat için gönderildiği bir imtihan olduğunu HATIRLATIR. Düşünmesini, akletmesini, bütün olayları çelişkisiz bir şekilde yorumlayarak “bir yerlerden” geldiği bu dünyaya kısa bir süre sonra veda edip tekrar “o yere” döneceğini görmesini ister. Kendisine verilen AKIL-VİCDAN ve FITRATININ da bunu kendisine hatırlatan VAHİY’le uyumunu gördüğü anda artık o-Vahye güvenmesini (iman güvenmek demektir) ister.

Bir insanın, dünya hayatının geçici bir imtihan olduğunu anladığının ve yeniden dirilmeye ve ahirete iman ettiğinin en somut ve açık göstergesi KARŞILIĞINI YALNIZ O-AHİRETTE ALACAĞINI bilerek MALLARINDAN-ÜRÜNLERİNDEN-SAHİP OLDUĞU DEĞERLİ ŞEYLERDEN hiçbir dünyevi karşılık beklemeden, bu dünyada geri dönmeyeceğinden emin olarak birilerine VERMESİDİR.

Yeniden dirilmeye ve ahirete inanmayan bir insanın dünya lezzetleri ve zevkleri için ÇOK MALA-PARAYA İHTİYACI vardır. İnsanın işlediği zulüm ve günahlar incelendiğinde büyük bir çoğunluğunun bu sonsuz arzularını tatmin etmek için gereken MAL-PARA uğuruna işlendiği apaçık bilinmektedir.

Kişiyi bu günahlardan alıkoyacak ilk şey bu dünya hayatının şehvetlerine karşı kalbini bu dünyadan kurtarıp ahirete yani imtihanına yani Allah’a verdiği söze bağlamasıdır. Nefsini bu dünyanın geçici lezzetlerine ve şehvetlerine uydurmaması ve onlara kapılıp gitmemesidir. Kişi kalbini bundan kurtarabilirse yani kontrol altına alırsa otomatik olarak bu günahları işlemez.

İşte Muhammed Peygamberin ilk okumaya başladığı el-Kurân Vahyi ilk muhataplarından akıllarını-fıtratlarını-vicdanlarını kullanarak bu Vahye güvenmelerini yani imtihanda olduklarını yani yakında ölüp yeniden dirileceklerini haber vermekte ve bu çağrıya iman ederek kendilerine yazık etmemelerini nasihat etmektedir. Bunu başarabilmeleri için de ilk olarak yüreklerini bu dünyadan kurtarmalarını ve ahirete kilitlenmelerini ilk koşul olarak öğretmektedir. İnsanın bu dünyayı yüreğinden söküp atabilmesinin, ona esaretten benliğini kurtarabilmesinin ilk somut adımı MALA-PARAYA olan düşkünlükten kendini kurtarabilmesidir. Buna iman edenlerden bu imanlarını gösterecek, onların yüreklerini bu saplantıdan kurtaracak en önemli amel, gösterge mallarından-paralarından SÜREKLİ OLARAK ve dünyevi hiçbir karşılık beklemeden ihtiyaç sahiplerine VERMELERİDİR. Yani Kurân’ın tabiri ile İNFAK ETMELERİDİR. İnfak kelimesi “elden çıktı-gitti” manasına gelir.

Bu manası ile İNFAK, kişinin kalbini bu dünyadan ve onun şehvetli lezzetlerinden kurtarabilmesi için muhteşem bir imkandır. Karşılıksız olarak malını veren bir kişi bir daha mal için günah işlemez, yani helalinden kendi yetkisinde olanı veren hiç haram olanı alır mı? Bu çelişki olamaz.

O nedenle Muhammed Peygambere iman ettiğini beyan edenlerin ilk özelliğinin, mallarından karşılıksız olarak infak edenler yani Vahye/Ahirete GERÇEKTEN GÜVENENLER olduklarını Kurân “ onlar Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden infak ederler” cümlesi ile beyan etmektedir.

Münafıkların da gerçekten iman etmemiş olduklarının en büyük göstergesinin, yetimi yoksulu, dulu korumadıkları, doyurmadıkları ve iki yüzlülük yaparak –müminlerden görünmek için” infak ettiklerini ve verdikleri es-Sadakâtı “KERİH GÖREREK-İSTEMEYEREK-KAHROLARAK“ verdikleri de Kurân’da açıkça anlatılmaktadır.

Mallarını sürekli infak edenlerin benliklerini bu dünyadan kurtararak Allah’a verdikleri ahde bağlı olanlar olarak VAHYİ/İSLÂMI HAYATLARINA HAKİM KILANLAR yani şirk, küfür, günah, haram, kötü, zulüm, fuhşiyyat işlerden uzak durup, hanif, mümin, iyi, temiz, adaletli, merhametli, paylaşımcı dosdoğru birer insan haline gelebilecekleri yani ATÜ EZ-ZEKÂT = ARINMIŞLIĞA ULAŞABİLİECEKLERİ belirtilir.

İşte ZEKÂT kavramının mallardan vermek konusu ile ilgisi budur. O fiili kapsayan bir halin ilk adımının açıklanmasıdır.

Kurân’da MALLARDAN VERMEK konusu İKİ KAVRAM ile açıklanmıştır.

Özel olanı: es-Sadakât; Muhammed Peygamberin kurmuş olduğu Medine İslam Toplumunda onlardan olan müminlerin üzerine yazılmış olan ve Tevbe Suresi 60. Ayette net ve açık bir biçimde tarif edilen ES-SADAKÂT ( ki Hadis Kitaplarında da Kitabü ez-Zekât bölümlerindeki hadislerde orijinal Arapça geçen kavram da budur ).

Bu Es-Sadakât denilen “verginin”, kimlerden hangi oranlarda alınacağı, toplumsal ve ekonomik şartlara uygun olarak Muhammed Peygamber ve sonradan gelen ilk Halifeleri tarafından belirlenerek uygulanmıştır. ( 40 ta 1 meselesinin çıkış noktası da bu olsa gerektir )

Genel Olanı: İnfak; İlk inen surelerden itibaren, yüzlerce ayette emredilmiş ve detaylı tarifi yapılmış, Tüm Müminlerin, arınmışlığa ulaşmak yolunda, yüreklerini bu dünyadan kurtaracak yani onları “arındıracak” olan İNFAK.

Kurân’daki tanımına göre, sürekli, kazançların tümünden, en güzelinden-kalitelisinden, kişinin kendi hakedişine ne kadar ulaşmak istiyorsa o oranda tüm ihtiyaç sahiplerine vereceği ve o oranda arınmışlığa giden yolda mesafeler alacağı bir büyük imkandır.

Sonuç olarak gerek Es-SADAKÂT gerekse İNFAK mümin kişinin Vahyi/İslâmı hayatına hakim kılması ve ARINMIŞLIĞA ULAŞMASI hedefi için yapması gereken ilk fiilerdir ve bu nedenle ZEKÂT = ARINMIŞLIK kavramı ile yakından ilgilidir.

Konu ile ilgili Kuran ayetleri aşağıda verilmiştir:

İlk inen Surelerden olan LEYL suresi bir bütün halinde insanın imtihanında başarılı olması konusunda ilk atması gereken bu adımı net bir şekilde açıklamaktadır. İlgili ayetin Arapça orijinali ve surenin mealinin bütünü aşağıdaki gibidir:

(LEYL suresi 18. ayet) (Resmi: 92/İniş:9/Alfabetik:58)

اَلَّذٖى يُؤْتٖى مَالَهُ يَتَزَكّ 48;ى
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun,

Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze,

Erkeği ve dişiyi yaratana;

Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.

Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,

Yani en güzel olanı (Vahyi/El-Kurân’ı) doğrularsa,

Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.

Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse,

Yani en güzel olanı (Vahyi/El-Kurân’ı) yalan sayarsa,

Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

Tereddi edeceği (başaşağı düşüşe uğrayacağı) zaman, malı ona hiç yarar sağlamaz.

Şüphesiz, Bize ait olan, yol göstermektir.

Gerçekten, son da, ilk de (ahiret ve dünya) Bizimdir.

Artık sizi, ‘alevleri kabardıkça kabaran’ bir ateşle uyardım.

Ona, ancak en bedbaht olandan başkası yollanmaz;

Ki o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

Sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.

Ki o, malını vererek ARINIR.

Onun kimseye bir minnet olsun diye verdiği bir şey yoktur.

Ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir).

Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır.

(RÛM suresi 39. ayet) (Resmi: 30/İniş:84/Alfabetik:87)

وَمَا اٰتَيْتُ 05;ْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُ 08;َا فٖى اَمْوَال 16; النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا اٰتَيْتُ 05;ْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرٖيدُو 06;َ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُولٰئ 16;كَ هُمُ الْمُضْع 16;فُونَ

İnsanların mallarından artsın diye, verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah’ın rızasını isteyerek ARINMIŞLIK için her verdiğiniz (infak, sadaka) , işte kat kat arttıranlar onlardır.

(TEVBE suresi 60. Ve 103. ayetler) (Resmi: 9/İniş:113/Alfabetik:104)

اِنَّمَا الصَّدَق 14;اتُ لِلْفُقَ 85;َاءِ وَالْمَس 14;اكٖينِ وَالْعَا 05;ِلٖينَ عَلَيْهَ 75; وَالْمُؤ 14;لَّفَةِ قُلُوبُه 15;مْ وَفِى الرِّقَا 76;ِ وَالْغَا 85;ِمٖينَ وَفٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّبٖي 04;ِ فَرٖيضَة 11; مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰه 15; عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ

خُذْ مِنْ اَمْوَال 16;هِمْ صَدَقَةً تُطَهِّر 15;هُمْ وَتُزَكّ 22;يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِ 05;ْ اِنَّ صَلٰوتَك 14; سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّٰه 15; سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
o-Sadakalar, -Allah’tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, bu işte görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve sokak insanları/yolda kalmışlar içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

( önceden doğrulardan olup da Tebük Seferine çıkmayıp sonradan pişman olup tevbe edenlerin ) Kendilerini onunla TEMİZLEYİP-ARINDIRACAKLARINI al/kabul et de onlarla (kopardığın) bağlantıyı (yeniden) sağla/onları bununla destekle. Zira senin onlarla bağlantın/desteğin onları rahatlatacaktır. Allah işitendir, bilendir.
Not: Tevbe Suresi 60. Ayette emredilen ve Muhammed Peygamberin Medine’de devletine bağlı olanlardan aldığı es-Sadakât (Resmi Vergi) her toplumda olduğu gibi Medine Devletinde de vatandaşlığa kabul anlamına da gelmektedir. Surenin büyük bölümünde anlatıldığı gibi, Münafıkların dışında, Tebük Seferine katılmayıp da sonradan pişman olan düzgün adamlar da vardır. Muhammed Peygamber önceki ayetlerden dolayı onlardan Sadaka almak dahil ilişkilerini kesmişti. Adeta vatandaşlıktan çıkarılmışlardı. İşte bu 103. Ayette onlardan tevbe edip kendini düzeltenlerden tekrar o Sadakayı almasını yani onları tekrar “BİZ MÜMİNLER” tanımının içine yani “vatandaşlığına” almasını ve onlarla normal ilişki kurmasını bunun da onlar için büyük bir rahatlama ve güven oluşturacağından bahsetmektedir.

Tüm bu analizden anlaşıldığı üzere ZEKÂT kavramının bu muhteşem kuşatıcı anlamı, Parçalanarak mezhepleşme döneminde tahrif edilerek indirgenen her kavram gibi Es-Sadakât kavramının yerine kullanıma geçirilmiştir. Senede bir kere “suyunun suyunun suyundan” verilen “40 ta 1” tarifi ile dondurulduğu ve sürekli infak emrinin yok edildiği, İslâm’ın TAMAMINI HAYATINDA YAŞAYARAK ARINMIŞLIĞA ULAŞMANIN asıl farz olduğu anlamının da unutulup gittiği anlaşılmaktadır.

Allah’a verdiği ahde bağlı kalarak O’na dönmek isteyenlerin, bu dünya hayatını bunu başarma imtihanı olarak görenlerden kendisinin ve bakmakla yükümlü olanların geçimini temin edecek miktardan arta kalan mallarından, tüm değerli şeylerinden SÜREKLİ infak etmeleri onları ARINMIŞLIĞA götürecek yoldaki en büyük araçlardan biridir. Kalbinden dünya silinenin, elinden zulüm-günah silinir.

Elhamdülillah.

Günün birinde sadaka ve infakın
zekatla bağlantısını kurduğunda gelip benden özür
dileyeceksin.Günün birinde sadaka ve infakın zekatla bağlantısını kurduğunda gelip benden özür dileyeceksin.

Merhaba Kuran, bak adam ne güzel yazmış... üşenmemiş yazmış... sende üşenme oku.. zekat kelimesinin diğer türevleri vardı, bilenler onu da asarlarsa daha iyi anlaşılır... sadaka vermekte infak etmekte zekatla dolaylı olarak bağlantıldır şöyle ki, malından veren adam gırtlağından ineni temizlemiş olur... direkt olmaması ise şöyledir: zekat esas anlam itibariyle günahtan arınmayı ifade eder ve böylelikle mal yığma günahı da sadaka ve infakla temizler, yani zekat, bunları da kapsamaktadır... yazının ta en başından sonuna verilen ayetlere bak.. arapçasında zekat kelimesi aynen geçiyor... zekatı salt parasal olarak anlamak sakatlık doğurur ve öyle anlarsak, musa firavuna, malı vererek arınmak ister misin demeye getirir ki, buda akıl mantık işi değildir... vesselam
Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
fazıl
Yasaklı
Yasaklı


Katılma Tarihi: 06 subat 2011
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 335
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı fazıl

Ve ayrıca İhsan beyin

KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN (imgeler-simgeler-semboller)

adlı makalesini buraya asıyorum... bak, makalenin ilk cümleleri nasıl başlıyor: Kuranın engin sembolik dünyası.. birde sevgili Kuran, din adına söylenenleri anlaman için hanifin de dediği gibi, şu ön kabullerini bir kenara bırak.. bak, Hasan Akçay'ın fil suresiyle ilgili tespitleri vardı, onu oku, çünkü şaşıracaksın.. hani ebrehe kabeyi yıkmaya gelmiişmişti de fillere rağmen yıkamamışmışlardı.. dur şu yazının linkini bulup vereyim..

dedim lakin o yazıyı bulamadım, Hasan abiden rica et, o nerede olduğunu biliyor..

Bu makalede sizi Kur’an’ın engin sembolik dünyasında bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.
Çünkü Said Nursi’nin “Mecaz avama inince hakikate dönüşür” demesinden de anlaşılacağı gibi bu konuda nice çamlar devirildiğini görüyoruz.
Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda…
Kitab “Ekmek arslanın ağzında” diyor, bizim ‘molla’ gidip hayvanat bahçesindeki arslanın ağzında ekmek arıyor.
Kitab “Göle maya çalınmaz” diyor, bizim ‘molla’ unla, değirmenle, gölle uğraşıyor.
Kitab “Herkes gider Mersin’e , o gider tersine” diyor, bizim ‘molla’ otogarlarda mersin yolcusu arıyor.
Bu konuda vahim yanlışlara bizzat şahit olduğum için Kur’an’ın sembolik tabir ve deyimleri hakkında yazmak vacip oldu.
Kur’an’da sembolizm vardır, evet, ama bu helallerde ve haramlarda değil; daha çok metafizikî konuları kavratmada, kimi kıssalarda ve hatta kıssaların kimi tabir, kelime ve deyimlerindedir.
Bu konular tefsir usulü kitaplarının mecaz-hakikat, muhkem-müteşabih bölümlerinde uzun uzun ele alınır.
Bizim buradaki yaklaşımımız olaya daha “sosyal” pencereden bakmaktan ibaret.
Çünkü İslam’ı, “bireysel kurtuluşçu” ve “terapik din” olarak değil; toplumsal kurtuluşçu, devrimci, sosyal bir din olarak ele alıyoruz. Bunun böyle olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi bize öğretiyor.
Aşağıda “avamın elinde hakikate dönüşen” Kur’an’ın 25 imgesel ve simgesel tabir ve deyimini sıraladım. Kur’an’ın engin ve zengin sembolik dünyasında yapacağımız bu kısa yolculuk umarım işinize yarar…

***
Kur’an’da imgesel ve simgesel anlatım en yoğun şekilde Adem kıssasında görülür. O halde buradan başlayalım.
“Adem” biz insanları, “şeytan” içimizdeki Allah’tan uzaklaştırıcı kötülük dürtülerini, “ateş” hırs, şehvet, haset gibi dürtüleri, “iblis” Allah’a güvenemeyen yanımızı, “mülk-i la yebl┠(yıkılmayacak servet ve iktidar) sahip olma hırsımızı, “şecere-huld” (sonsuzluk ağacı) bunun için son sınırına kadar (bilgiyi, serveti ve iktidarı) toplamayı, biriktirmeyi ifade eder.
Çünkü Allah’a (doğaya, rızka, topluma, kamuya, cemaate) güvenmeyen yanımız (iblis), bunlardan ümidini kesmekte ve böylece bizi bunlardan uzaklaştırmaktadır. Bundan dolayı da içimizdeki güvensizliği ve tatminsizliği gidermek için son sınırına kadar her şeyi (servet, siyaset, şehvet, şöhret) kendimizde toplamak ve böylece yıkılmayacak bir mülke kavuşmak istemekteyiz.
“Şecere” toplama, “huld” da bir şeyi son sınırına kadar götürmek demektir. Ağaç, yaprakları, dalları ve meyveleri kendinde topladığı için Arap ona “şecere” demiş. Soy şeceresi (soy ağacı) da tüm geçmiş soyumuzu topladığı için “soy ağacı” olmuş…
Bu durumda “Ağaca yaklaşmayın” toplamaya, biriktirmeye yaklaşmayın, Allah’a güvenin, O’ndan ümidinizi kesmeyin, O’ndan uzaklaşmayın yani İblis ve Şeytan olmayın demektir. Demek ki yasak ağaç mülk/mülkiyet olmaktadır.
“Şeytanın soldan, sağdan, arkadan, önden yaklaşması” bu durumda içimizdeki servet, siyaset, şöhret ve şehvet tutkularının bizi hırsa ve hasede sürüklemesi demektir. Biz Ademler hep buralardan kaybederiz.
“Cennette açlığın, çıplaklığın, susuzluğun ve güneşin sıcağında yanmanın olmaması”, açlığın, yoksulluğun, evsizliğin, çaresizliğin, temel yaşam araçları kıtlığının ve güvensizliğin olmaması, bütün bunların sorun olmaktan çıkarılması, barış, kardeşlik, adalet, esenlik, sevgi, merhamet ve paylaşım yurdunun kurulması demektir. Öyle ki orada sadece “selam” (esenlik, barış, kardeşlik) vardır.
Bunlar olmayınca biz Ademler “şecere-i huld” ve “mülk-i la yebla” peşine düşeriz. Böylece “yasak ağaçlara” dokunur, bunun için olmadık (servet, siyaset, şehvet, şöhret) suçları işler ve içinde bulunduğumuz doğal dünyayı (cenneti) cehenneme çeviririz…
“Adem’in topraktan yaratılması”: İnsanın yaratılışı anlatılırken kullanılır. Topraktan yaratılma, topraktan gelen gıdalardan yaratılma demektir. Bu yaratılış halen sürmektedir. Bütün gıdalar topraktan gelir. Erkekte sperm (nutfe), kadında yumurtaların oluşmasına sağlar ve bu ikisinin biri araya gelmesiyle yeni Ademler (insanlar) yaratılır.
“Cinin (şeytanın) ateşten yaratılması”: İnsanın içinde dolanan hırs, ihtiras, şehvet gibi dürtüleri ifade için kullanılır. Çünkü ateş dini sembolizmde içteki kötülük dürtülerini anlatır. Kırmızı renk bu nedenle öfkenin ve şehvetin sembolüdür. “Dumansız ateş” (Hicr; 27) denmesinden anlaşılacağı gibi bu bildiğimiz ateş değildir. Hem tabiattaki, hem de insandaki ‘enerjiyi’ ifade eder.
“Cennetten kovulma”: Kur’an insan eli değmemiş, kan dökülüp fesat çıkarılmamış, henüz mülk edinme savaşlarının çıkmadığı, sınırların çizilmediği, çitlerin çevirilmediği doğal dünyaya cennet der. İnsanoğlu (Adem) yıkılmayacak mülk (mülk-i la yebla) ve son sınırına kadar toplama (şecer-i huld) peşine düşünce yani yasak ağaçlardan yemeye başlayınca doğal dünya bozulur. Tekâsür (çoğaltma, yığma, biriktirme) yarışı insanı kaosun, çatışmanın, yıkıcı rekabetin, her şeyin alınıp satıldığı bir ateş çemberinin (cahim) içine düşürür. Böylece Adem cennetten kovulmuş olur. Kovulmamak için bu yasak ağaçlara dokunulmaması, doğal dünya ile uyum içinde olunması gerektir. (bkz. “Kıssaların anası 1-2” başlıkla makale).

***
Adem kıssasında mesele böyle olunca, Kur’an’ın diğer yerlerinde geçen sosyal içerikli tabir ve deyimlerin genellikle bununla ilgili olduğunu göreceksiniz. Arkası çorap söküğü gibi gelecektir…Devam ediyoruz…
“Bin yıldan elli yıl eksik yaşamak”: Hz. Nuh anlatılırken kullanılır. Nuh’un 950 yıl yaşadığını değil; çok uzun süre aralarında kalıp “Etrafındaki ayak takımını (erâzil) kov” diyen kavmin kodamanlarına (ekabir) karşı uzun soluklu bir mücadele içine girdiğini ifade eder. Çokluktan kinaye bir deyimdir. Sürenin çok uzun olduğunu anlatmak için kullanılır. Türkçede kullanılan “Sittîn (60) sene oldu”, “Kırk yıl dağda gezdim”, “Yediği herze 40’ı geçti”… deyimleri gibidir.
“Deveyi boğazlamak”: Hud kavmi ve Salih kıssasında geçer. Nagatallah (Allahın’ın devesi) Adem kıssası bağlamında “ağaç”, Mekke ortamı bağlamında “Beyt”, insanlığa mesaj bağlamında “kamu”yu ifade eder. Deve boğazlanmamalıdır yani yasak ağaca dokunulmamalıdır, Beytullah’a ait olan nimetelere (en’am) açlık, susuzluk, güvenlik korkuları ile el konulmamalı, kendinde toplanmamalıdır, kamuya (herkese) ait olan bu nimetler talan edilmemelidir. Allah zaten Kureyş’i (=insanlığı) doğal rızık ve rızık kaynakları ile açlıktan korumakta ve doyurmaktadır, biriktirmeye gerek yoktur. (bkz. “Deveye dokunmayın” başlıklı makale)
“Ateşe ‘serin ol’ demek”: Hz. İbrahim anlatılırken kullanılır. “Ey Ateş! Serin ol dedik, selam olsun İbrahim’e!” (Enbiya; 69) şeklinde geçer. Hz. İbrahim’in ateşte atılıp tam yanacakken orada bir gül bahçesi bitmesini değil; İbrahim’in hicret etmek suretiyle ateşte yakılma (idam) cezasından kurtulmasını, yaktıkları ateşin de sönüp gitmesini ifade eder. Nitekim İbrahim’in ateşten nasıl kurtulduğu satır aralarında şöyle açıklanır: “İbrahim’in sözlerine kavminin cevabı sadece ‘öldürün yahut yakın” demek oldu.” Yani bunu ‘demekten’ başka bir şey yapamadılar çünkü İbrahim tıpkı yerine Ali’yi bırakıp Hz. Peygamber’in şehri terk etmesi suretiyle ölümden kurtulması gibi ateş yakıldığı sırada şehri terk etmişti: “Onu ve Lut’u alemler için kutlu kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık” (Enbiya; 71). “İbrahim dedi ki: “Ben de Rabbime hicret edeceğim” (Ankebut; 27).
“Parçalanmış kuşları ayrı ayrı tepelerden çağırmak”: Hz. İbrahim’in “Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster” sorusuna cevap verilirken geçer. Ona şöyle denir: “Kuşlardan dört (lü) al. Onları alıştır kendine. Sonra her dağa/tepeye onlardan bir parça yap/koy. Sonra onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir.” (Bakara; 260). Yani kuşlardan dörtlü gruplar yapması, onları kendine (yuvalarına) alıştırması, sonra her grubu/parçayı bir dağın tepesine koyması ve sonra onları yuvalarına çağırması isteniyor. Kuşların koşarak/uçarak geleceği söyleniyor. Burada kuşlar dünyada parçalanmış, ayrı ayrı tepelere (ülkelere) bölünmüş, esarete düşmüş ezilenleri (mustazaf) temsil ediyor. Onların nasıl dirileceği, birleşip toplanacağı anlatılıyor. Keza kuşlar uhrevî anlamda da ayrı ayrı mezarlarda yatan tüm ölüleri temsil ediyor. Onların nasıl dirilip toplanacağı anlatılıyor: Her şey alışık olduğu/yaşadığı/aktığı asli mecraya geri döner. “İşler dönüp dolaşıp Allah’a/halka varır.”
“Yüz yıl sonra dirilen ölü şehir”: (bkz. “Ölü şehirlerin dirilişi” başlıklı makale)
“Onbir yıldız, ay ve güneşin secde etmesi:” Hz. Yusuf kıssası anlatılırken Yusuf’un rüyası olarak geçer. Kişinin kuyuya atılıp yok edilmek, gömülmek istendiği baskıcı ve boğucu çevresini aşıp başka bir dünya vizyonu görebilmesini, önce bunun rüyasını/görümünü/vizyonunu yaratabilmesini ifade için kullanılır. Öyle ki her zaman birileri bir rüya görür, sonra dünya o rüyanın içinde yeniden kurulur. Gerçek ‘devrimci’ bu rüyayı görebilendir. (Yusu; 4).
“İneği kesmek”: Hz. Musa’nın İsrailoğulları’nı Firavun zulmünden kurtarmak için Mısır’ı terk etmesi anlatılırken kullanılır. Bildiğimiz ineği et yemek için kesmek değildir. İnek (bakara) Firavun İmparoturluğu’nun simgesi ve arması idi. Ondan kurtulmak, ona dair korkularını atmak, onunla bağlarını koparmak, kesmek kastedilir. (Bakara; 67)
“Altından buzağıyı put edinmek”: (bkz. “Tek çeşit yemek ve Samiri’nin buzağısı” başlıklı makale)
“Sudan (nehirden) içmek”: (bkz. “Talut ve Calut kıssası ne anlatıyor” başlıklı makale).
“Aşağılık maymun olmak”: (bkz. “Aşağılık maymunlar olun” başlıklı makale).
“Suyu sırayla eşitçe taksim etmek”: Hud kavmi ve Salih kıssasında geçer. aralarında eşitçe taksim etmek (kısmetun beynehum) Kabe’yi gelen nimetlere el konulmamasını, insanlar arasında eşitçe bölüştürülmesini ifade eder. Buradan Allah’ın yeryüzündeki nimetlerinin kulları arasında eşitçe bölüştürülmesi mesajı verilir. “Sudan herkes eşitçe içmelidir!”.(Kamer; 28).
“99 koyuna 1 koyun”: Hz. Davud anlatılırken kullanılır. Nüzul sırasında deveyi boğazlama kıssasının hemen arkasından anlatılır. Tema ve vurgu yine aynıdır. Mekke’de 99/1 oranında derin eşitsizlik ve uçurum vardı. 1 ikili sayıların en dibini, 99 en tavanını ifade eder. Aradaki eşitsizlik bu oranlamayla ifade ediliyor. Bugün Wallstreet işgalcilerinin kullandığı “Biz % 99, siz % 1’siniz” sloganının yılın sözü seçilmesinden de anlaşılacağı gibi Kur’an’ın 99/1 kıyaslamasıyla verdiği çağlar üstü mesaj yaşıyor. (bkz. “99 koyuna 1 koyun kıssası ne anlatıyor” başlıklı makale).
“Cinleri, şeytanları, dalgıçları, kuşları emrine vermek”: Hz. Süleyman anlatılırken kullanılır. Cinler Babil’den gelen yabancı yapı ustaları, şeytanlar kötü fikirli kimseler, dalgıçlar ve rüzgarlı gemiler Fenikeli denizciler, kuşlar Hitit askerlerini ifade etmekteydi. Süleyman’ın ordusunda bütün bunlar yer almaktaydı. Süleyman’ın amacı bölgeyi bir esenlik ve barış yurduna (Darusselam) çevirmekti. Açlığın, susuzluğun, çaresizliğin, evsizliğin, güvensizliğin kalmadığı adalete dayalı bir dünya düzeni kurma yolunda hayli ilerlemişti. Tasvirler onu anlatmaktadır. Bugün hala onun yaşadığı şehir aynı isimle anılır (Jeruselam/Kudüs).
“Karıncalarla konuşmak”: Karınca (Nemle) adlı yerleşim biriminden geçerken onlarla konuşmak demektir. Nemle (Karınca) kasabası veya şehrinin adıydı. Ve bu Belkıs’in ülkesinde bulunuyordu. Belkıs Sebe kraliçesi idi. Dolayısıyla karıncalarla konuşmak Sebeliler ile konuşmak demektir. Nitekim Sebe ülkesinin arması karınca idi. (Bugünkü örneğin arı, bozkurt, sarı kanarya, kara kartal, şahin, doğan, arslan, kaplan, panter gibi!)
“Hüdhüd ile konuşmak”: Hz. Süleyman kıssasında geçer. Süleyman Kuşlardan Hudhüd’ü arar, ‘o nerede onu göremiyorum’ der. Derken Hüdhüd Sebe ülkesine gider ve oradan haberlerle getirir. Burada Kuşlar Hititler, Hüdhüd de Hitit’den gelip Süleyman’ın ordusuna katılan subayın lakabıdır. (Neml; 20,22,27).
“Cinlerden bir İfrit”: Hz. Süleyman kıssasında geçer. Cinler, Babil’den gelen yapı ustaları, cinlerden bir ifrid de onlardan birisinin lakabıdır. İfrid olarak bilinen Babil’den gelen maharetli yapı ustalarından birisi demektir. (Neml; 39).
“Cinlerden bir heyet”: Nusaybin’den gelen ve cinlere, perilere inanan bir gurubun insanın Hz. Peygamber ile konuşup Kur’an dinlemesi ve bu batıl inançlarından nasıl vazgeçtikleri anlatılırken geçer. Daha önce Mekke’de görülmeyen, yabancı (ecnebi) bir heyet anlamındadır. (Cin; 1)
“Cinleri ve insanları ibadet için yaratmak:” “İns-u cinn” tabiri aşağı-yukarı, ileri-geri, sabah-akşam, gündüz-gece gibi görünen (ins) ve görünmeyen (cinn) anlamında bir deyimdir. Evrende gördüğümüz ve görmediğimiz her şey kastedilir. İbadet de yapmak, ortaya çıkarmak, iş ve değer üretmek demektir. “Gördüğünüz ve görmediğiniz her şeyi Allah’a (onun emri ve yasaları doğrultusunda) yapsınlar, ortaya çıkarsınlar, iş ve değer üretsinler, kendilerini ifade etsinler diye yarattık” denmek istenir. (Zariyat: 56)
“Ye’cüc ve Me’cüc”: Türkçe’deki herc-ü merc tabiri gibi altüst oluşu, fesat ve kargaşa çıkaran toplulukları anlatır. Yeryüzünde mülk-i la yebla ve şecere-i huld için yani yıkılmaz bir mülk ve her şeyi kendine ait kılıp, toplama ve mülkiyetine geçirme için kan döküp fesat çıkaran toplulukları ve ülkeleri ifade eder. Yağmaya, talana, çapula, işgale girişen her topluluğun genel adıdır. (Kehf; 18/94)
“Dabbetu’l-arz”: Yeryüzünün kımıldanışı/hareketlenişi manasına gelir. Yeryüzünün içindekileri (üzerinde olanları) haber vermesi manasında, dile gelip konuşması (kelam etmesi) ve yağmaları, işgalleri, kan döküp fesat çıkarmaları haber vermesini ifade eder. (Neml; 27/82-84). “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” mesajı verir. (Ayrıca bkz. “Dabbetü’l-arz nedir, Ye’cüc ve Me’cüc kimdir” başlıklı makale)
“Gökten kulak hırsızlığı yapmak”: Kahinleri ve mecnunları eleştirirken geçer. Onlar yol başlarına oturarak, yıldızlardan fal bakıp geleceği okumakta ve gaibten haber vermekteydiler. “Böylesi ‘göğü dinleyip kulak hırsızlığı yapanların’ üzerine ateş yağacak ve yaptıklarını ağır bir bedelle ödeyecekler, cehennemi boylayacaklar” denmek istenirken kullanılır. (Hicr; 18).
“Yerinden kalkmadan tahtı getirmek”:: Hz. Süleyman kıssasında geçer. “Çok kısa sürede”, “En kısa zamanda”, “Göz açıp kapayıncaya kadar” manasında bir deyimdir. Cinlerden bir ifrid’in ışık hızı ile Belkis’ın tahtını getirmesini değil; Babil’den gelen İfrid lakaplı yapı ustasının, çok kısa zamanda tahtın bir benzerini yapmasını ifa eder. (Neml; 39).
“Eline bir demet sap almak”: Hz. Eyyub anlatılırken kullanılır. Hz. Eyyub’un karısına eline bir demet sap olarak vurmasını değil; birleşmek, yekvücut olmak, demet gibi yan yana durmak anlamında bir deyimdir. Hz. Peygamber’e ambargo yıllarında Eyyub sabrı ve direnişi örnek gösterilir ve dağılmamaları, yılmamaları, sapların bir demet halinde bir arada durması gibi, kendisine inananlarla birlikte öyle olmalarını ifade eder. Sözünüzden (davanızdan) dönmeyin, demetlenmiş gibi durun, yekvücut olun denmek istenir. (Sa’d, 44).
“Ayağını yere vurunca su gelmek”: Hz. Eyyub anlatılırken kullanılır. Hz. Eyyub’e baskılar karşısında ayağını yere sağlam basmasını, güçlü ve kararlı durmasını, davasından dönmemesini, eğer böyle yaparsa güçlükleri aşıp zafere (suya) ulaşacağını ifade için kullanılır. Amborgo yıllarında inen Sa’d suresinde geçer. Hz. Peygamber’in de o yıllarda öyle olması gerektiğini, onlar üzerinden de bu durumda olan herkesin öyle olması gerektiğini ifade için kullanılır. (Sa’d; 42).
“Beşikteyken ve yetişkinken insanlarla konuşmak”: Hz. İsa anlatılırken kullanılır. “Beşikten mezara ilim öğreniniz” rivayetinden de anlaşılacağı gibi, “tüm ömrü boyunca” manasında bir deyimdir. “İsa tüm ömrünü yeryüzünde Allah’ın sesi (kelime) olmaya adayacak, bütün ömrünü bu görevi yerine getirmek için harcayacak” denmek istenir. (Ayrıca İsa’nın ölüleri diriltmesi, körü ve alacalıyı iyi etmesi, evlerde biriktirilenleri haber vermesi, çamurdan bir kuş yapması deyimleri için bkz. “Ölü şehirlerin dirilişi” başlıklı makale).
Görüldüğü gibi daha bunun gibi bir çok tabir ve deyim sıralanabilir. 25 kadarını aktardım. Bunda anlaşılmayacak garip bir şey yok. Konuştuğumuz dillerde de böylesi kullanımlar çoktur. Bunların o günkü anlamı kaybolmuş, artık kullanılmıyor olabilir. Ancak Kur’an’da geçtiğine göre, bir tabir ve deyim kazısı çalışması yapıp güncellemek gerekmektedir.
Kur’an’a bir de bu gözle bakın, çok yakınınıza geldiğini görecek ve büyük zevk alacaksınız.
Yukarı dön Göster fazıl's Profil Diğer Mesajlarını Ara: fazıl
 
hasakcay
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 22 ocak 2008
Gönderilenler: 1235
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasakcay



-Abdulmuttalib, develerini Ebrehe’den geri isterken, Kabe’yi niye dert etmediğini şöyle açıkladı: "Kabe’nin sahibi var; ONU O KORUR. Ben develerin sahibiyim."
 
Bu bir rivayet. RİVAYET söylenti demek; doğru da olabilir yalan da. Siz bu rivayeti doğru buluyor musunuz?
 
Kabe, zamanı gelince sellere teslim olmadı mı; zamanı gelince düşman saldırısına uğrayıp yıkılmadı mı? ...ONU O KORUR. Korudu mu?
 
Fedakar Kızmaz (http://www.sevde.de/islam_Ans/H/hacerul.htm):

Tarih boyunca birçok saldırıya uğrayan Kâbe bu kez Emevî hükümdarı Abdülmelik b. Mervan tarafından görevlendirilen ve tarihe "Zâlim" lâkabıyla geçen Haccac tarafından mancınıklarla taşa tutuldu. Mekkelilerin suçu Muâviye ile başlayan kılıç gücüne dayalı "halife"leri tanımayıp sahabeden Abdullah b. Züyebr'in emrinde olmalarıydı. Zâlim Haccac'ın ordusu Kâbe'ye sığınan Abdullah b. Zübeyr'i ve birçok müslümanı şehîd etti. Abdülmelik'in izniyle Kabe'yi yıkıp tekrar inşa etti.
 
Daha sonraları Abbâsî hükümdarı el-Mutî'lillah zamanında Karmatîlerin saldırısına uğrayan Kâbe tekrar tahrip edildi. Tavaf sırasında hacıları kılıçtan geçiren Karmatîler Hacerü'l-Esved'i alıp Kufe'ye götürdüler (M. 929).

 
ONU O KORUR iddiası ilahî korumanın VAROLUSSAL olduğu gerçeğini gözardı eden boş bir inanış. Yani hurafe. Tıpkı öteki boş inanışlar gibi:
 
-Hz Muhammed cinlerle toplantı yaptı.
-Onun başının üzerinde sürekli bir bulut asılı dururdu.
-Uhud mağarası sürekli misk kokar.
-Kabe'nin Yemen köşesi dikiş tutmaz çünkü Ali'ye gebe olan Fatıma bint Esad oradan Kabe'ye girip Ali'yi doğurdu.
 
Fil sûresi (Sûre 105):
 
1.Rabbin fil halkının hesabını nasıl gördü bilmez misin?
2.Tuzaklarını bozmadı mı?
3.Ucan ebabiller yolladı da üzerlerine
4.pişmiş çamur taşları yağdırdılar –حجارة من سجيل
5.Böylece yenmiş ekin gibi yaptı onları.
 
pişmiş çamur taşları -حجارة من سجيل
 
Fîl 4: Uçan ebabiller fil halkının üstüne pişmiş çamur taşları yağdırdılar
Hicr 74: Lût halkının üstüne pişmiş çamur taşları yağdırdık.
 
Görüldüğü üzere pişmiş çamur taşları - حجارة من سجيل hem Fîl 4’teki fil halkının hem de Hicr 74’teki Lût halkının üstüne yağdı.
 
O halde "fîl halkı"ndan kasıt şu ikisinden biri olabilir:
 
(1)Gelenekteki söylentiye göre Kabe’ye saldıran Ebrehe ordusu
(2)Saptıkları için Allah’ın cezalandırdığı Lût halkı ve Semud halkı
 
Arabistan yarım adasının kuzey-batısındaki Dead Sea-Lût Gölü’nün güneyinde Sodom ve Gomorrah var. Lût halkı orada yaşamış.

   

Semûd halkı ise yine Arabistan yarım adasının kuzey-batısında. Oranın kuzeyinde Petra, güneyinde Madain Saleh var. MADAİN SALEH Salih'in kentleri demek ama El-Hicr olarak ta biliniyor.
 
El-Hicr’in hemen yanı başındaki El-Ula köyünde Arapçası CEBEL EL-FÎL olan doğal bir fil heykeli var ki onu milyonlarca yılın kum fırtınaları koskoca dağı YONTA YONTA ortaya çıkarmış.



Hz Salih Semud halkını şöyle uyarıyordu (Şu’ârâ 149, ’râf 74): Dağlara ustaca evler yontuyorsunuz -Ve tenhitûne min el cibâli buyûten férihîn -وتنحتون من الجبال بيوتا فارهين:



Ama yalnızca evler değil filler de yontmuşlar. Örneğin Petra’daki tapınağın sütun başları fil heykelleri şeklinde:



*

Güney Arabistan’da bir kuyu. Kuyunun yanında bir kaya. Kayanın üstünde EBREHE KİTABESİ. İslam-öncesine ait on dizelik bu kitabe halen ilk yerinde duruyormuş; müzede sergilenen onun bir suretiymiş. 
 
Kitabe GÜNEY ARABCASI anlamında Müsned el Cenubî ile yazılmış ( http://www.mnh.si.edu/EPIGRAPHY/e_pre-islamic/musnad-al-janu bi.htm). Kitabeye ait Latin alfabeli okunuş ile İngilizceden yaptığım çeviri:

(Büyütmek için tıklayın: http://www.mnh.si.edu/EPIGRAPHY/e_pre-islamic/fig04_sabaean_ img.htm)

1.B'khail / ar-rahman / wmaseeha / malikan / Abraha / Zaybm / malik / sab'a / w zarydan / w hadarmaut
 
2. w yement / wa r'a rab hamw / Twadam / w thamat / satro / zn / satran / K'ghazow
3. Ma'ndam / Ghazwatn / rab'atan / b'warkhan / Zthbatan /Kafa saadu / kl/ bani amrm
4. Wazaki/ malikn/ abjabar / b ainam/ kadat/ wain/ w basharm / bin hasahanm/ bainm
 
5. San dam/ wa mardam / wa hadaru/ qadami / jayshan/ alia bani yamram/ kadat/ wail/ b wad /samrakh / wa mardam/ wa sadam/ b wad..
 
6. B manhaj / tarban/ w zabahow / wa sarw / w ghanamw / zaisam / wa makhdah/ malakin/ b halban/ wa danw
 
7. Ka zalam/ maidam / wrahanw / wa badanahaw / nwa sa'aham mw / amram / bin/ mazran.
 
8. Wa rahanamw / bin haw / wa sata khalafw / ala/ ma'dam/ wa qafalw/ bin/ hal.
9. ( bi)n / (b) akhayal / rahman / wa rakhaw / zalan / salthany / w sathya/ ws
10. Tha / matam
 
Rahman’ın izni ile O’nun ulu Hristiyan kralı Ebrehe ki Sebe’nin, Zuridan’ın, Hadrmaut’un, Yemen’in ve sahillerle dağlardaki bütün aşiretlerin kralıdır, yazdı bu dizeleri Ma’ad aşiretiyle Nisan ayında yaptığı el-Rabiya savaşı konusunda. Ve bütün Beni A’amir aşiretleriyle savaşıp Kinda ve Al’a Ebi Cabar’ı; Sa’ad, Murad ve Hadrmaut’a da Bişar bin Hasan’ı yönetici atadı. Kinda’nın Beni Amir’ine karşı ordunun önünde. Ve Turban’a doğru Zu Markh vadisinde Al'a karşı ve Manha vadisinde Murad ve Sa’ad’a karşı. Ve Kralı yakaladı ve öldürdü ve bol bol ganimet ele geçirdi. Ve Halban’da Ma’ad’a yetişerek savaşıp ganimet ve tutsaklar ele geçirdi. Ve sonra Omro bin el-Munzir’i ele geçirdi; onun oğlunu yönetici atadı ve altıyüz altmışikinin Zu A’allan ayında Rahman’ın gücü ile Halban’dan döndü.
 
Görüldüğü üzere kitabede Ebrehe’nin Güney Arabistan’da yendiği aşiretler, ele geçirdiği topraklar ve oralara atadığı yöneticiler anılıyor ama Kabe’nin adı yok; filin adı yok.


Thumbnail

 

Bir Kabe seferi söz konusu olsaydı dahi o sefere hiçbir fil katılamazdı. Çünkü filler sulak, ağaçlık alanlarda yaşar. Ebrehe'nin (kurgulanan) fili Yemen'den ta Mekke'ye varmak için uçsuz bucaksız çöller aşacak. Ayakları kızgın kuma dayanır mı? Deve değil ki o.

FİL o hayvan. Dev gibi vücuduna göre su içecek, sırtına su fışkırtacak. Çölde su var mı? Yeşil ağaç yiyecek; çöl orman mıdır?

 

Ebrehe ta Yemen'den bir fil ile çöller aşıp gelerek Kabe'ye saldırdı diye bir şey yok.

Petra ve Mekke'ye gelince, ikisi de susuzluğuyla ünlü yerler. Oralarda hiçbir file hayat hakki yok.

 

Petra tapınağının sütun başlarındaki heykeller yerli fillerin değil Hindistan fillerinin heykelleri. Ticaret için oraya gidip filleri gören ve onlardan etkilenen Araplar yaptırmış.

FİL HALKI Salih nebinin El-Ula’sındaki FİL DAĞI ve Petra tapınağının sütun başlarındaki FİL HEYKELLERİ ile aynı ortamı paylaşan Semûd ve Lût kavimleri.

 

Filleri öylesine önemsemişler ki

büyük olasılıkla

tapınmışlar onlara ve

Allah'ın cezasını hak etmişler.

 

Allah korkunç bir gürültüyle dünyalarını başlarına yıkıvermiş ve üzerlerine pişmiş çamur taşları yağdırmış.

 

File:Flight of Lot.png


1.Rabbin fil halkınının hesabını nasıl gördü bilmez misin?
2.Tuzaklarını bozmadı mı?
3.Ucan ebabiller yolladı da üzerlerine
4.pişmiş çamur taşları yağdırdılar –حجارة من سجيل
5.Böylece yenmiş ekin gibi yaptı onları.



__________________
hasanakcay.net
allahindini.net
Yukarı dön Göster hasakcay's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasakcay
 

<< Önceki Sayfa 12 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats