Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.
Yunus Suresi 105
Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.
Enam Suresi 79
İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.
Ali İmran Suresi 67
Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.
Nahl Suresi 123
De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.
Ali İmran Suresi 95
Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.
Katılma Tarihi: 27 nisan 2009 Yer: Turkiye Gönderilenler: 1
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP
tasavvuf asla ayrı bir din değildir peygamber efendimizin sünnetine tam bağımlı ve kuranı kerime tam bağımlı bir yaşayış biçimidir dini kendine göre şekillendirmeye çalışmak işine geldiğini almak işine gelmedini yok saymak asla yoktur bu yaşayış biçiminin büyükleri kuranı kerimden ve peygamber efendimizin (S.A.V) hadislerinde yola çıkarak yollarının şekil ve adabını bulmuşlar ve uygulamaya koymuşlardır tasavvuf herşeyden önce edebdir edeb her fikre düşünceye saygı göstermekte bu yolda bir edebdir edeb yaratıcıya edeb efendimiz (S.A.V) edeb büyüklere edeb kim olursa olsun allah (C.C.) kulu olduğu için onu incitmemek ve ona edeb allah kullarını sever ve incitenleri hiç sevmez peygamber efendimizde (S.A.V) bundan dolayı alemlere rahmet olarak gönderildi onun yaşayışı bize ışık tutuyor
tasavvuf asla ayrı bir din değildir peygamber efendimizin sünnetine tam bağımlı ve kuranı kerime tam bağımlı bir yaşayış biçimidir dini kendine göre şekillendirmeye çalışmak işine geldiğini almak işine gelmedini yok saymak asla yoktur bu yaşayış biçiminin büyükleri kuranı kerimden ve peygamber efendimizin (S.A.V) hadislerinde yola çıkarak yollarının şekil ve adabını bulmuşlar ve uygulamaya koymuşlardır tasavvuf herşeyden önce edebdir edeb her fikre düşünceye saygı göstermekte bu yolda bir edebdir edeb yaratıcıya edeb efendimiz (S.A.V) edeb büyüklere edeb kim olursa olsun allah (C.C.) kulu olduğu için onu incitmemek ve ona edeb allah kullarını sever ve incitenleri hiç sevmez peygamber efendimizde (S.A.V) bundan dolayı alemlere rahmet olarak gönderildi onun yaşayışı bize ışık tutuyor
selam
- Tasavvuf ayrı bir dindir, hatta uydurma bir dindir, İslam ile uzaktan yakından alakası yoktur
-Bizden istenen Kuarana göre rabbaniler olmamızdır, dolayısıyla İslam Allah odaklıdır ve biz bunu sadece Kurandan öğreniyoruz, siz tasavuufun öğretilerini nerden öğreniyorsunuz?
-Tasavuufa inanmazsak ve sadece Kuran İslamına inanırsak eksik mi inanmış oluruz?
-Bizler peygamberimizin söz(hadis) ve davranışlarını (sünnet) Kuranı okuyarak da öğrenebiliriz değil mi? Yoksa siz aksini mi söylüyorsunuz?
-Kurana göre tam bağlı yaşayış biçimi gene Kuranla ve Onun öğretisiyle gerçekleşir. Yoksa size bunu öğreten başka ilahlarınız mı var?
Saygı ile...
__________________ Ne kadar uzak olsak da çok yakınız, daha yürekten olamazdım, daima kim olduğumuza güveniyorum ve başka hiçbirşey önemli değil... Metallica-Nothing Else Matters
tasavvuf dedkleri yol tamamen kişilerin kendilerine göre kesip biçtikleri bir yol ben yıllarca koşturdum amaç şeyhime efendime hizmet bu hzimette kayıtsız şartsız bağlılık yatıyor ben efendim ne derse onu yapıyor onun belirlemiş olduğu çizgiden ayrılmıyordum bu din değilde nedir ?
benim ona bağlılığım vermiş olduğu dersler ile sınırlı değildi dergaha hizmet gerekiyor ne iş bilirsen o işi yapacaksın orda sen efendine tabi olacaksın efendi seni herşeyden koruyacak kurtacaak mantığı hakimdi bu din değilde nedir
bağlı bulunduğun dergahta verilen dersler neticesinde belirli mertebeler var bu mertebeleri zaman içinde ulaşmak seni üstün bir kişilğe doğru götürür inancı hakim bu mertebelerin bir kaçı fena fillah allahta kaybolma, beka billah yeryüzünde kaybolma,fenafirresul resulde kaybolma,vahdeti vucut tekbir vucut gibi merhaleler bu din değilde nedir allah aşkına efendilerin biraz rahatı için yeni kurbanlar gerek?
ne mutlu kurana tabi olup onu yaşayıp yaşatanlara selam olsun kuran ehline
Tasavvufi anlayışı ifşa eden ve bu anlayışa girerken ilk şart olarak insanlara belletilen bir cümle:
"Gassalın elindeki meyyit olacaksın"
Gassal: Guslettirici/cenaze yıkayıcısı
Meyyit: Ölmüş kişi/cenaze
Hal böyle iken, Kur'an ın yüzlerce düşünme ve akletmeyi emreden ayetleri tabiri caizse güme gidiyor. Neticede oluyorsun bir eşya ve kullanılıyorsun tepe tepe.
Muhabbetle...
__________________ Benliğin galebe çaldığı hiçbir yerde, vahiyden, adaletten ve merhametten bahsedilemez.
Katılma Tarihi: 04 ocak 2007 Yer: Turkiye Gönderilenler: 78
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP
Selamlar
Tasavvufta aşk yüceltilir.Çünkü İçinde aşk yoksa iman eksiktir.Örn:
Ahzab 6:6. Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır. deniliyor.Aşka dönüşmemiş sevgi boyutunda bir ilişkide kendi canını resulun canından daha önemsiz nasıl görülür?Bu ayet nasıl yaşanır?Sevgi boyutunda akıl devrededir ve hesap yapar.Aşkta ise hesap yoktur.Sen veya aklın yoktur.
Veya Ey iman edenler iman edinizde de aynı nokta vurgulanır.Yani aklınızla kabul ettiniz ama hala hesaplarınız var tereddütsüz itaat edin denir.
Bunun içinde Meleklerin Ademe secdesini iblisin etmemesini ve niye etmediğini düşünmek gerekir.
Haklısın! Tasavvuf Dini'ne göre şeyh ölmemiş, yada ölmüşken de müritlerini irşad etmeye devam ediyor! Müridin inancına göre şeyhi devamlı onu görüyor ve her daim onunla beraberdir. Bizim Kuranî dinimize /inancımıza göre ise, ancak Allah bu vasıflara sahiptir. Kuran Dini'ne göre Peygamber ölmüştür. O nedenle ölü birini kendimize tercih etme imkanımız kalmamıştır. Şayet Allah'ın Resulü'nün zamanında yaşasaydım, elbette O'nu nefsime tercih edecektim; O'na gelecek darbelere kendimi siper edecektim. Dolayısıyla bu ayeti ben yaşayamıyorum. Bilmem siz bu ayeti nasıl yaşıyorsunuz, gerçekten merak ediyorum.
İşte her konuda tasavvufun ayrı bir din olduğu gerçeği.
Tasavvuf takriben, hicretten 150 yıl sonra islam ülkelerinde adı anılmaya başlayan bir düşünce sistemidir.Bu düşünce sistemi dışardan karmaşık,mistik ve gizemli bir görüntü sergilemektedir. Sizinde bildiğiniz gibi bir sistemi, felsefeyi yada herhangibir düşünce akımını anlayabilmek için önce o düşünce hakkındaki kitapları okumak gerekmektedir.Tasavvuf nasıl yaşanır, şeyh mürit ilişkileri,tasavvufu yaşayan kişilerin görüşleri, düşünceleri nelerdir? sorularını yanıtlamaya çalışacağım bu makalede, öncelikle islamdan önce tasavvuf akımına benzerlik taşıyan düşüncelerin olduğunu da belirtmek isterim.Sofizm olarak adlandırılan bu görüşlerin de kendi aralarında farklı yorumlamaları bulunmakla birlikte geçmişteki düşünürlerin sözlerinede ara ara yer vereceğim.Şimdi tasavvuftaki bazı başlıklarla konuyu açmaya çalışalım;
Kutb-al Aktab (Gavs)= Kutb-al Aktab tasavvufta en üst dereceye ulaşan sofulara verilen ünvandır.Manası kutublar kutubu demektir.Kutubda kelime manası olarak;değirmen taşının ortasındaki mildir,değirmen taşı milin etrafında nasıl dönüyorsa bazılarının iddealarına göre alem de kutub olarak kabul ettikleri şahısların çevresinde döner.Ayrıca yardım isteyenin, isteğini yerine getirdiğine inanmalarından dolayı ona 'Gavs' da derler.Ve yine onlara göre Hakikat-i Muhammedi'ye varis olmakla birlikte zamanının, devrinin peygamberi gibidir.Fakat peygamber ismini kullanmadan, veli ismini kullanmayı tercih ederler.Kutb-al Aktab'a halk dilinde daha yaygın olarak, işin aslında noksanlıktan beri gördükleri 'İnsan-ı Kamil' de derler.
Rical-al Gayb (Gayb erenleri)= Tasavvufçuların telakkilerine göre mertebe bakımından kutublar çoktur.Asıl kutub kutb-al Aktab olmakla birlikte bundan derece olarak aşağıda olan 'imam-ı yemin' ve imam-ı yasar' diye adlandırılan iki kişi vardır.Yemin kutbun hükümlerine, yasar ise hakikatine mazhardır ve kutub ölünce yerine o geçer.Kutubda iki imama 'üçler' adını vermişlerdir.Yediler ve kırklar denilen erlerde vardır.Bunlardan sonra üçyüz veli gelir.Kutub ölünce her dereceye aşağı derecelerden biri yükselmekte ve son velilerden eksilenin yerine de halktan birini yüceltmek suretiyle bu erenlerin sayılarını tamamlarlar.İddealarına göre, Allah kainatı bunlarla idare eder.Bunlara, herkesçe bilinmediklerinden gayb erenleri denir.( Bu tesbitle ilgili olarak bak,Abdulbaki Gölpınarlının Mevlana Celaleddin isimli kitap sayfa 159-161)
SULUK= Sofulara göre, kainat ve Allah bir bütündür, buna "Vahdet-i Vücut" demektedirler.Vahdet bir demektir,Vahdet-i Vücut ise, tek bir vücut manasında olmak üzere ,Allah ve kainat için kullanmaktadırlar.Böylece onların ifadeleri kainatın Allah,Allah'ın ise kainat olarak birbirlerinin içinde olduğunu söylemeye çalışmaktadırlar.Nasıl ki bir insan vücutunda baş ayaktan daha mühimse, arada önem farkı varsa , "Vahdet-i Vücut"iddiasında önemlilik yönünden , zirve ve alt farklılığı vardır.İşte 'suluk' bu zirveye tırmanma olayı iddiasıdır.Bu da evrelere ayrılmıştır ama bunlara girmeyeceğim.Sofu veya şeyh bu zirveye tırmanmış, bir takım makamlar elde etmiş ve her bakımdan günahlardan noksanlardan uzak 'İnsan-ı Kamil' seviyesine çıkmıştır.
Bütün tasavvufun kökü de,temeli de,her şeyiyle vahdet-i vücut dedikleri her şey Allah'tır ile, iyi ve kötü diye birşey yoktur, ikisi de birdir zihniyeti üzerine kuruluştur.Kuran'dan anladığımıza göre Allah ve kainat ayrı ayrı olup,kainattaki hiçbirşey Allah'a benzemediği gibi,kainatta hiçbir şey ilah'lıktan bir paya sahip değildir.Allah'ın kainatı yarattım demesi, gerçektir.Dolayısıyla kainat bir hayal veya evham olarak mevcut değil,gerçek olarak vardır.Kainatın gerçek olarak var olması,Allah'ın var ve bir olmasına aykırı değildir.Zira Allah,Allah'tır.Kainat bir yaratık olarak kainattır ve mahiyet olarak bir birlerinden tamamen ayrıdırlar.
Tasavvuf dilinde meşhur bir söz vardır; Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.Tarihin kaydettiği önemli şeyhlerden,özelliklerinden ve misyonlarından biraz bahsetmek gerekirse;
Beyazıd Bistami= "Allah'a andolsun ki benim bayrağım Muhammed'in bayrağından daha büyüktür.Benim bayrağım nurdur.Altında bütün insanlar ve cinler ve peygamberlerden olanlar bulunuyor." "Musa Peygamber,Allah'ı görmek istedi.Ben ise Allah'ı görmeyi değil,Allah beni görmeyi irade buyurdu." (B.Bestami ve islam tasavvufunun özü,Celal Yıldırım,Demir Kitabevi)
Abdulkadir Geylani= "Benim emrim Allah'ın emridir; eğer ol dersem oluverir.", "Benim kabrim beytullah'tır, gelen onu ziyaret eder" (Fuyuzat-ı Rabbaniyye, Şeyh Abdulkadir Geylani)
Mevlana= "Bu kitap Mesnevi kitabıdır,mesnevi, hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının,asıllarının asıllarıdır.Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık bühranıdır.", "Mesnevi alemlerin Rabb'inden inmedir; Batıl ne önünden gelebilir,ne ardından. Tanrı onu korur,gözetir." (Şark islam klasikleri,Mesnevi,Mevlana,M.E.G.S.B. YAYINLARI)
Tasavvufun üstadlarından sayılan İbn Arabi ise 'üçüncü fas' adlı eserinde bize şöyle nasihat ediyor; "Bil ki hakikat erbabı nazarında Allah'ı tenzih onu tahdit ve takyit etmektir.Hakkı tenzih eden kimse ya cahildir, ya da edebi noksan kimsedir." Görüldüğü gibi büyük mutasavvıf, Şeyh-ül Ekber (büyük şeyh)olarak adlandırılan Muhyiddin İbn-i Arabi Allah'ı tenzih etmemizi,O'nu tüm noksanlıklardan münezzeh kılmamızı cahillik olarak, edebsizlik olarak görmektedir.
Cehennemi fusus ül-hikem adlı eserinde şöyle anlatmakta; "Küfür ve isyan ehli cehenneme girselerde, orada kendileri için zevk ve lezzet vardır.O da onlar için bir cennettir.Ancak onların cennetleri huld cennetlerinin nimetilerine benzemez, ikisi de birdir amma aralarında tecelli farkı vardır.Onların cennetlerinin tattığından dolayı azap denir.Bu azap sözü onda gizli olan lezzet için bir kabuk gibidir.Kabuk özü koruyan bir şeydir."
Bütün mutasavvıfların aşağı yukarı bu tip mistik,gizemli ve anlaşılması derinlik gerektirir gibisinden yorumları vardır.Şeyh mürit ilişkisindeki rabıta olayı ise, Allah'a ulaşma yolunda bir aracı kabul edilmesini Kuran yasaklamasına rağmen kurmuş oldukları düzenin devamı için mecburidir.Birleştirmek,bitiştirmek ve bağlanmak gibi manalara gelen 'rabıta' ,sofular ve müritlerce canlı kişilere olacağı gibi ölmüş kişilere de olmaktadır.Ve hatta bu rabıta ritüelini farz gibi algılayarak, bir kere bağlandıktan sonra bırakmanın cezası olarak ebedi cehennemin olduğunu söylerler.
Saygıdeğer okuyucu, tasavvufu kısaca özetlemeye çalıştım. Kurtuluşun tek yolu tek imamı vardır, bu da kişi odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına odaklanmaktır.Bunun içinde Allah'ın bizim için detaylı bir şekilde gönderdiği,içinde her misalin verildiği, anlaşılması kolay olan kitabı Kuran'ı okuyup anlamaya çalışmamız gerekmektedir.İlahi hükmün bir kaynakta toplanmış olması geçmişte olduğu gibi bugünde,yarında insanların büyük bir çoğunluğuna yeterli gelmeyecek olabilir.Bundan sakınmasını öğrenmemiz gerekmektedir.
"Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?" Ankebut Suresi 51
__________________ Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? ENBİYA 10
204 - İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır.
__________________ Karanlıkta Dile Getirmekten Çekindiğiniz Hakikat Bir Gün Aydınlıkta İşitilecek, Ve Gizli Mekanlarda Öğrendiğiniz İnancı Bir Gün Çatılardan Haykıracaksınız. ...
Katılma Tarihi: 22 mart 2009 Yer: United Kingdom Gönderilenler: 132
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP
Tevbe/31.Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.
Sebe/43.Ayetlerimiz açık seçik kanıtlar halinde karşılarında okununca şöyle derler: "Bu adam, atalarınızın kulluk/ibadet etmekte olduklarından sizi vazgeçirmek isteyen birinden başkası değil." Şunu da söylerler: "Bu, düzenlenmş bir yalandan/iftiradan başka şey değildir." Hakkı inkâr edenler, o kendilerine geldiğinde şöyle demişlerdir: "Açık bir büyüden başka şey değil bu!"
Enam/148.Şirke batanlar şöyle diyecekler: "Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz."
Zumer/3.Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'ndan başkasını veliler edinerek, "biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
__________________ Furkan/52.Artık inkârcılara boyun eğme, onlara karşı Kur'an ile zorlu bir cihat aç.
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme Sizin yetkiniz yok forumda konu silme Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme Sizin yetkiniz yok forumda anket açma Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma