HANiFDOSTLAR.NET

 

Kuran Müslümanı
 

(Şahıs odaklı din anlayışından Allah odaklı din anlayışına...)

Ana Sayfa Hanif Mumin  Iste Kuran Kurandaki Din  Kur'an Yolu  Meal Dinle Sohbet Odasi Hanifler E- Kitaplik Kütüb-i Sitte ?  ingilizce Site Kuran islami Aliaksoy Org  Hasanakcay Net Tebyin-ül Kur'an Önerdiğimiz Siteler Bize Ulasin

 

- Konulara Göre Fihrist

- Saçma Hadisler

- Hadislerin-Sünnetin İncelemesi

- Haniflikle İlgili Sorular Cevaplar

- Misakın Elçisi Kim?

- Kuranda Namaz/Salat

- Onaylayan Nebi

- Kuranda Namaz/Salat

- Enbiya 104

- Kuranda Yeminler

- Adem Hakkında Sorular

- Ganimetleri Resulün Eline Nasıl Vereceğiz?

- Allahın ındinde YIL ve DOLUNAYLAR

- Abese ve Tevella

- Hadisçilerce Tahrif Edilen Ayetler

- Mübarek Yer, Mübarek Vakit

- Arkadaş Peygamber

- Kuranın İndirilişinden Günümüze Gelişi

- Bir Türban Sorusu

- Kuran ve Bize Öğretilenlerin Farkı

- Namazın Kılınışı

- Hadislere Göre Namaz

- Kuranda Salat Namaz mıdır?

- Kuran Yetmez Diyen Uydurukçular

- Bizler Hanif Dostlarız

- Sahih Hadis mi İstersiniz?

- Hakkı Yılmaz'ın Tebyin Çalışması

- Kur'anı Anlamada Metodoloji

- Tarikatçıların Çarpıttığı Birkaç Ayet

- Nasıl Kur'an Okuyalım?

- Kur'anı Kerim Nedir?

- Kur'anda Oruç

- Allah'sız Bir Din ve Allah'sız Bir Kur'an İnancı

- Kuransız Bir İslam Anlayışı ve Müşrikleşme

- Meal Çalışmasına Davet

- Allah Şahit Olarak Kafi Değil mi?

- Doğru Hadisleri Ne Yapacağız?

- Kur'andaki Muhammed ve Peygamberlerin Misyonu

- Mahrem, Avret, Ziynet

- Nur Suresi Çeviri-Yorum

- Cilbab

- Resule İtaat Ne Demektir?

- Hadis Kalburcuları ve Kalburları

- Kur'anı Kerim'in İndiriliş Gayesi

- Kur'anda Amellere Karşı Cahili Yaklaşım

- İslamdışı İnanışlara Kur'andan Örnekler

- Biri Şu Haram Üretim Tesislerini Kapatsın

- Tasavvufta İslam Var mı?

- İslamda Delil Sorunu

- Kurban Kesmek

- İlahi Hitabın Serüveni

- Ecel Nedir?

- Şirk, İşrak, Müşrik, Müşareke, Müşterik

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Peygamberlere Karşı Rabbani Yaklaşımlar

- Salat-ı Tefriciye yada Zikri Çarpıtmaya Bir Örnek

- Mucize Nedir?

- Ayrılıkların Nedenleri

- Sıfır Hata veya Kur'an

- Haniflik Nedir?

- Rabıta İle Şeyhlere Tapanlar

- Hadis Zindanının Mezhepçi Mahkumları

- İslam Dininin Öğrenilmesinde Kaynak Sorunu

- Fasık ve Münafıkların Genel Tanımlaması

- Hadisler, Hıristiyanlık ve Selman Rüştü

- Kur'anı kerim'in İndiriliş Gayesi

- Müstekbirlere Karşı Cahili Yaklaşım

- Halis-Hanif İslam

- Kur'anda Şefaat

- Fuhuş Tellalı Tefsirciler

- Hayızlıyken Neden Namaz Kılınmasın?

- Cebrail, Vahiy, Melek

- Dindarlıkta Müşrikleşme Temayülü

- Büyü Yapan ve Yaptıranlar

- Yaratılış, Adem, Havva

- Kur'an Yerel mi, Evrensel mi?

- Reform Dinde mi, Dindarlıkta mı?

- Ne Mutlu Tağutu Olmayanlara

- Peygambere Saygı(?)

- Hadislere Kanıt Diye Gösterilen Ayetler

- Allah Nazara Karışmadı mı?

- Kur'anı Kerimle Amel Etmek Mümkün mü?

- Kur'anda İnkar Edenlerin Vasıfları

- Müminlerin Vasıfları

- Allah'ın Vasıfları

- Kur'anın Vasıfları

- Dine Karşı Cahili Yaklaşımlar

- Kur'an Merkezli Din

- İrin Küpü Patladı; Mevlana

- Hurafe ve Bidatlar

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Hz. İsa'nın Ölümü

- Allah'ın Mesajının Adı: Kelamullah

- Allah'ın Resule Uyarıları

- Kur'ana Göre Tenkit ve Eleştiri Nasıl Olmalı?

- Kur'anda Sevgi

- Sofuların Devlet Desteğiyle Desteklenmesi

- Hans Von Aiberg Aldatmacası

- Kabir Azabı Safsatası

- Kur'an Kıssalarının Önemi; Masal Değiller

- Kur'anda Toplumsal Sünnetler

- Tefsirde İsrailiyyat

- Kardeş Evliliği Olmadan Çoğalma

- Hans Von Aiberg Tutuklandı

- Kur'anda Tevbe Kavramı

- Yaşar Nuri Öztürk'ün Yorumuyla Namaz

- Karadelikler; Bir Büyük Yemin

- Mezhepçilerin Ümmi Açmazı

- Kabe Nedir? Mekkede midir, Kudüste mi?

- Kur'anda Ruh Kavramı

- Kur'anda Nefs Kavramı

- Amin Kavramı ve Putperestlik

- Diyanet İşleri Başkanlığının Sitemize Cevabına Cevaplar

- Resul ve Nebi -1

- Resul ve Nebi -2

- Sapık Bir Fırka: Hansçılar

- Cihad mı, Çapulculuk mu?

- Kur'an Deyip Namazı Yok Sayanlar

- Cennete Sadece Müslümanlar mı Girecek?

- Kur'anda El Kesme Cezası var mı?

- Nazar veya Göz Değmesi Var mı?

- Şehadet Getir, Münafık(?) Ol

- Kur'anda Eleştiri Metodu

- Hacc Mekkede mi, Bekkede mi?

- İslami Tebliğde Kur'an Metodu

- Saptırılan Kavram: Mekruh

- Kur'anda Cuma Namazı var mı?

- Of Be Kader, Allah mı Suçlu Yoksa Biz mi?

- Kader Açısından Cebir ve İhtiyar

- Baban Peygamber Olsa Ne Yazar

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Vahdet-i Vücud, Şirkin Alası

- Tasavvufi Bilginin Kaynağı Vahiy mi?

- İslam'da Resullük Son Bulmuştur

- Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

- Tasavvuf Üzerine Düşünceler

- Nefis Mertebelerinin İç Yüzü

- Allah Rızası Anonim Şirketi; Tarikatlar

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -1

- Tasavvuf ve Eşcinsellik -2

- Nakşi Şeyhi Allah'ın Avukatı mı?

- Kur'anda "ve+la" Öbeği

- Putlar ve Tapanlar

- Son Peygamberimizin Okuma Yazması

- Mesih ve çarpıtılan Bir Ayet

- Hac İzlenimleri

- "Üzerinde 19 var" da Son Nokta

- Secde Emri

- Kur'andaki Hac

- Aracıların Gaybı Bildiği İnancı

- Tarikatçı - Müşrik Karşılaştırması

- Gazali'nin Kadına Bakışı

- Kur'anda Kadına Verilen Önem

- Başörtüsü Allah'ın Emri Değil

- Başörtüsü Takmak Kur'anda Var mı?

- Kur'anda Kadın Dövmek Var mı?

- Cariye, Köle; Utanmaz Mealciler

- Kadına Yönelik Şiddet

- Sünnet Edilen Kızın Öyküsü

- Erkekçe ve Kadınca Meal Konusu, Nebe 33. Ayet

- Harem - Selamlık Kimin Emri?

- Zina, Evlilik ve Örtünme Adabı

- Cariyeleri Aç, Hür Kadınları Kapat (!)

- Çok Eşliliği Yasaklayan Ayetler

- Kur'ana Göre Evlilik Hukuku

- 2 Kadın = 1 Erkek, Uydurma mı?

- Danimarkalı mı Sapık, Buhari mi?

- Ebu Hanife, Cariyenin Avreti

- Nisa 25, Hür Kadın ve Fahişe İfadesi

- Maymunların Hadisi ve Recm Vahşeti

- Hz. Muhammed'in Tebliği

- Peygamberi Tanrılaştırma

- Angarya Haline Getirilen İbadet

- Buhari'nin Hadislerini Buhari Yazmamıştır

- Hadis ve Sünnet Gerçeği

- Uydurma Hadisler, İslamın Kara Boyası

- Hadisler Dinin kaynağı Olamaz

- Uydurmaların Sınırı Yok; Şeytan Geyiği

- Beşeri Hükümler Neden Kutsal Oluyor?

- Hadis - Kur'an Çelişkisi

- Kur'anda/Dinde Olanlar ve Olmayanlar

- Cehennem'den Çıkış Yok

- Kur'anda Tağut

- Ebu Hureyre Gerçekte Kimdir?

- Hadis - Mantık Çelişkileri

- Kurban ve Kurban Bayramı Nereden Geliyor?

- Hadislere Göre Kur'an Eksiktir

- Bildiri: İslam Anlayışında Reform

- Arapça mı, Arap Saçı mı?

- Koca mı Üstün, Allah mı?

- Esbab-ı Nüzül Komedi Hadisleri

- İşte Geleneğin Dini

- Ulul Emir İle Kim Kastediliyor?

- Kul Hakkı

- Yezidi Bir Gelenek: Aşure Tatlısı

- Hz. İbrahim'den Asrımıza Dersler

- Taklitçiliğin Boyutları

- Seb-ul Mesani Nedir?

- Kelle Sayılarak Gerçek Bulmak

- Kıyamet - Mahşer Günü ve Sonrası

- Kur'anda Namaz Vakitleri

- Kur'anda Cuma Konusu

- Salih Olmak Yetmez

- Hudeybiye Anlaşması Uydurma mı?

- Kitap Yüklü Eşekler

- Kur'andaki Hac

- Hz. Nuh'un Oğlu Kimdi? İftira mı?

- Ruhun Ağırlığına Başka Bakış

- Hz. İbrahim Yalancı Değildi

- İncil'de Kadına Bakış

- Şirkin Büyüğü Küçüğü Olur mu?

- Kur'andaki Abdest ve Hijyen

- Din de Bir Araçtır

- Kur'an Okumanın Zararları

- Kur'anda Dua Ayetleri

- Kur'anda Tarih Kavramı ve Bilinci

- Şekilsel Secde Kur'anda Yok mu?

- Salat ve salatı İkame

- Kur'andaki Emr Kavramı Üzerine

- Dindar İnsanlar Şirk Koşar

- Alak Suresinin İlk Beş Ayeti

- Men Arefe'nin Çözümü

- Kur'andaki Av Yasağı

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Kur'anda İnsan Hukuku

- Din Büyüklerini Tanrılaştırma

- Allah'a ve Muhammed'e Değil

- Kur'andaki Örnek Tevekkül

- Şekilsel Rüku Kur'anda Yok mu?

- Hz. İbrahim Kuşları Kesti mi?

- Ehli Sünnet Dininin Anayasası

- İnsan Allah'ın Halifesi mi?

- Kur'an Üzerinde Düşünmek

- Şirkin Kuyusuna Düşenlere Uyarılar

- Kur'an Ölülere Okunmak İçin mi İndirildi?

- Ayda Okunan Kur'an Masalı

- Hz. İbrahim, Safa ve Merve Masal mı?

- "Haç"er-ul Esved (!)

- Mevlana Sahte Bir Peygamber Değil mi?

- Tasavvufun Tanrısı İki Zıttır

- Kur'andaki Tasavvuf: Teveccüh

- Önce Batıl ve Hurafe İle Savaşalım

- Resuller Haram Kılamaz mı?

- Elçi Muhammed ile İnsan Muhammed'in Farkı

- Tarikatlarda Aracılar Rezaleti

- Nur Suresi 31. Ayet Nasıl Çarpıtılıyor?

- Sırat Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin mi?

- Kur'anda Zalimler

- Bütün Mehdileri Çöpe Atıyoruz

- Kur'ana Göre Ramazan Ayı ve Haram Aylar

- Tasavvufçuların İlahı; Varlık ve Yokluk

- Tasavvufçuların Küçük Putları

- Sünnet Etmek yaratılışı Değiştirmedir

- Son Peygamberimizin Mektupları

- Fıtrat ve Namaz Vakitleri

- Mescid-i Aksa Nerede?

- Büyük Kandırmaca: Hadis

- Kur'an Neden Arapça Olarak İndirilmiştir?

- Kimin dini? Kimin Kitabı? Kimin Meali?

- Evliya Kelimesinin geçtiği Ayetler

- Şimdiye Kadar Yaşanan İslam

- Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

- Kabe Dikili Taş Değil mi?


Up | Down | Top | Bottom
 
Şu da emredildi: Yüzünü dine bir Hanif olarak çevir. Sakın müşriklerden olma.

Yunus Suresi 105

Ben bir Hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.

Enam Suresi 79

İbrahim ne bir Yahudi idi, ne de bir Hıristiyan. O sadece hanif bir müslümandı. O müşriklerden değildi.

Ali İmran Suresi 67

Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmetti; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu. Müşriklerden değildi.

Nahl Suresi 123

De ki Allah doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır.Haydi artık Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne uyun! Müşriklerden değildi o.

Ali İmran Suresi 95

Allah'a ortak koşmadan, Hanifler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

Hacc Suresi 31


Up | Down | Top | Bottom

HABERLER

 

 








 

 

  Hanif Islam

 

Kur'an Hükümleri ve Kavramları
 Hanif Dostlar Ana Sayfa -> Kur'an Hükümleri ve Kavramları
Konu Konu: sünnetullah nedir... Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Gönderi << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

SÜNNETULLAH- BİR KUR'AN İFADESİNİN KAVRAMLAŞMASI (Ömer ÖZSOY)


_Kur'an insanoğlunun yeryüzünde gerçekleştirmekle yükümlü olduğu yüce ideallerden söz eder. bu idealler insanlığın iyiliğini ve yararını içerdiği için, esasen insanın kendi başına karar verdiği takdirde benimseyeceği türden hedeflerdir. ne var ki, insan ile bu idealler arasına giren sonsuz sayıda faktörler vardır. Kur'an, insanoğlunu bu engellerin hepsini aşmaya kabiliyetli ve yeterli görür. işte insanın görevlendirilmesinin gerisinde bu yeterlilik yer almaktadır. insanoğlu doğru olanı bulma konusunda kendine yeterli olduğu halde, tarih içerisinde baş gösteren her yozlaşmada Allah ona yardım elini uzatmış ve doğru olanı vahiy yoluyla hatırlatmıştır. dolayısıyla vahiy kurumu insanlığın tarihi kadar eski ve köklüdür. kendisini bu kurumun son temsilcisi olarak tanıtan Kur'an da aynı misyonu üstlenmektedir. gerek iki kapağı arasında kalan metni, gerekse yirmi yılı aşkın oluşum süreci incelendiğinde, gerçekten de onun tek hedefinin, öncelikle ilk hitap çevresini ve buna bağlı olarak bütün insanlığı özüne döndürmek olduğu görülür. amacı sadece gerçeği gözler önüne sermekten ibaret olmayan Kur'an, muhataplarını bu gerçek doğrultusunda harekete geçirmek için özel bir ifade tarzı kullanmıştır. bu bağlamda aşkın'ı dışlayan bir tarih tasavvuruna sahip olan araplara hitap ederken Kur'anın, tarihin içerisinde insanın karşısına Allahı yerleştirmiş olması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. insanın olumsuz davranışlarının doğurduğu olumsuzluklar, sadece zorunlu birer sonuç değildir artık� aynı zamanda Allah�ın bu olumsuz davranışlara verdiği bir cevap, bir karşı tavırdır. olumlu davranışlar için de durum aynıdır.

_bütün amacı insanlığın tarih içerisinde görevini yerine getirmesinde ona yardım etmek olan Kur'an ifadeleri, zamanla tersine çevrilerek insanı tarih içinde sorumsuz kılacak, anlamsız bir teslimiyet ve şahsiyetsizliğin kucağına itecek yorumlara maruz kalabilmiştir. Kur'anın insanlığa vermek istediği tarih bilincinde merkezi bir konumu bulunan Allahın tarih içindeki davranış tarzı (sünnetullah) fikri de, Kur'anın anlaşılmasındaki bu yozlaşmaya bağlı olarak yıpranmış, dahası tamamen ilgisiz bir fikre yerini terkederek tabiat kanunlarının Kur'andaki ismi olarak algılanır hale gelebilmiştir. bizim görebildiğimiz kadarıyla, bu süreçte sunnetullah ifadesinin Kur'an-dışı islami literatürde kavramlaştırılması önemli bir rol oynamıştır. Aynı durum pek çok Kur'an ifadesinin de ortak kaderi olmuştur. dolayısıyla, Kur'anı anlama çabasında ilk adım, Kuran ifadelerinin yerli yerine oturtulması olmak durumundadır.

_sünnetullah ifadesinin tabiat kanunları olarak değerlendirilmesi, bir bakıma da; Kuranın bütün çabasını gözardı etme pahasına, onu tek hedefi insanlığı bilimin faziletli ışığına ulaştırmak olan bir kitap gibi görmek isteyen geleneksel yanılgının bir yansımasıdır. oysa ki, Kuran insanın tabiatı algılamasını ve kullanmasını; gerek insanın, gerekse tabiatın bu iş için elverişli yaratılmış olmasından hareketle muazzam bir iş olarak görmemektedir. onun nazarında insan ile tabiat arasında böyle bir ilişki, en azından insanın varlığını sürdürebilmesi için kaçınılmazdır. insan tabiatı az ya da çok, ama mutlaka anlayacak ve kullanacaktır. bu konuda Kur'anın ilgilendiği tek nokta, insanın tabiata dair bilgisini ve tabiatı nasıl ve ne için kullanacağıdır. insanoğlu bilgisini yararlı işler için kullanmadıkça, ürettiklerinin bir kalıcılığı yoktur, üretilen teknoloji baş döndürücü mükemmelikte de olsa, görünürde başarıdır ve Kur'an nazarında bir değeri yoktur. Kur'anın tabiatı öğretme konusunda ilgisiz kalmasının sebebi budur.

_sonuç olarak Kur'an, insanlığın yeryüzünde insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini istemekte ve bu amacı gerçekleştirmenin yollarını göstermektedir. kanaatimiz o ki, Kur'anın, insan için öngörüğü bu hayat tarzında dekorlar ve kostümlerden daha önemli olan �öykü�dür. çünkü dekor ve kostümler insanlığa hazır olarak verilmiştir, insana düşen sadece bunlara biçim vermektir. öykü, yani tarih ise tamamen insana bırakılmıştır ve insanlık, kendi tarihini yaşayarak yazacaktır. Kur'anın bütün gayreti insanlığın iyi bir senaryo ortaya koyabilmesine yardımcı olmaktır.

Ömer Özsoy


__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

“Kur’an’da Sünnetullah ifadesi ve Eşanlamlılar” başlığı altında Kur’an’ın probleme çözümünü sunan yazar, sünnet kelimesinin Kur’an’da tekil formuyla, çeşitli terkiplerde yer almak suretiyle 14 kere kullanıldığını, iki yerde çoğul formuyla geçtiğini; bunlardan sadece sekizinin “sünnetullah” şeklinde iken diğerlerinin “sünnetüna”, “sünnete men..” ve “sünnetü’l-evvelin” gibi isim tamlamalarında yer aldığını kaydederek uzun tartışma ve analizden sonra bu ifadelerin yukarıda zikrettiğimiz “Allah’ın öteden beri süregelen ve sürecek olan, kendine özgü, değişmeyen bir davranış tarzı” şeklindeki semantik yapısıyla aynı olduğunu tesbit etmiştir ki oldukça isabetli görünmektedir. O halde tartışılması gereken nokta vasıfları sıralanan Allah’ın bu “davranış tarzının” yani sünnetullahın hangi alanla ilişkili olduğudur. Yaygın kanaatte ifadesini bulduğu gibi sünnetullah, Allah’ın koymuş olduğu tabiat yasaları mıdır!

Kitabına sünnetullahın Kur’an sonrası kullanımı hakkında bir bölüm ayıran yazar, burada şu ifadelere yer vermektedir: “Sünnetullahın Kur’an’daki kullanımı ve buna bağlı olarak ilk dönemlerdeki anlaşılışı ile, kavram olarak bugün ulaştığı anlam zenginliğine bir arada baktığımızda, oldukça bariz bir anlam kaymasının vaki olduğunu görmekte güçlük çekmeyiz. Daha sonraları yüklenen anlamlardan, özellikle de tabiat kanunları olarak belirlenen anlamdan soyutlanarak kavramı kendi tabii bağlamında ele almaya çalışacak olursak görürüz ki; her ne kadar kanuniyet fikri yoğun bir şekilde kendisini ele veriyorsa da bu kanuniyetin konusu olarak fizik alanı akla getirecek en ufak bir ipucu bulmak adeta ustalıktan da öte bir güce ihtiyaç duyurmaktadır.” (s. 66).

Bu anlam kaymasıyla bağlantılı diğer bir gerçeğin de zaman içinde sünnetullah ile eş anlamlı kullanılır hale gelen “adetullah” teriminin olduğunu kaydeden Özsoy, özellikle Hicri III. yüzyılda felsefi tartışmaların müslüman çevreye sirayetiyle birlikte yeni problematikler çerçevesinde bir kavramlaştırma sürecinin başladığını, fizik alanla ilgili kullanılan “adet” kelimesinin “Allah” lafzıyla terkib edildiğini ve daha sonra da Kur’an’da kullanılan “sünnetullah’ın değişmezliği” ilkesinin “adetullath”a uygulandığını belirtmektedir: “Aslında sünnetullah gibi Kur’ani bir ifade bir disiplinin içinde oluşmuş adetullah ifadesine şemsiye yapılmakta böylece de bazı disiplinler içerisinde kullanılan bir kavrama kutsallık izafe edilmektedir.” Tabiat kanunlarının adetullah olarak isimlendirilmesi, onları Kur’an’ın sünnetullahın değişmeyeceğine dair beyanlarının teminatı altına almış oluyordu.” (s. 69).

Yazar klasik dönemlerde İslam dünyasında sünnetullahın asıl mecrasından çıkarılarak “tabiat kanunları”na dönüştürülmüş olduğunu ortaya koyduktan başka, XIX. yüzyılın sonlarına doğru müslümanların pozitivizmle tanışmasından sonra bu kavramın yeniden gündeme getirildiğini ve modern bilimin doğrultusunda sünnetullahın aynı şekilde “tabiat kanunları” diye anlaşıldığını kaydeder. XX. yüzyılın başlarında ise düşüncedeki değişime bağlı olarak bu kavram fizik alandan çok sosyal alana kaymıştır ki yazar bunu içte ve dıştaki bazı amillerle açıklar.

Burada bir başka noktaya da temas etmek gerekir ki o da, sünnetullah’ın “tabiat kanunları” şeklinde anlaşılmasından sonraki içine düşülen çıkmazdır. Eğer tabiat kanunları sünnetullah ise ve o da “değişmez” ise -çünkü Kur’an sünnetullah’ın değişmezliğini ortaya koymaktadır- bu durumda mucize olayı nasıl izah edilecektir! Mucize açıkça tabiat kanununun yarılmasıdır. Zaten böyle olmasa onun “mucize” olma özelliği kalmazdı. O halde nasıl olacaktı da hem mucize olacak, hem de “sünnetullah”ı değiştirmeyecekti! Bu çıkmazı gerek klasik dönemde, gerekse modern dönemde birtakım İslam düşünürleri yaşamış; rasyonalist ve pozitivist yaklaşımlarla Kur’an’daki açık mucizeleri inkar etme durumlarına varan tevillere girişilebilmiştir. Oysa sünnetullah Kur’ani çerçevede anlaşılsaydı bunun tabiat kanunları demek olmadığı anlaşılacak, kainatta bir düzen ve kanunluluk olsa da -ki bunu Allah göklere ve yerlere “emr”ini göndermekle sağlamaktadır- Allah’ın “izni” ile yeni bir emir göndermesiyle bu kanun cüz’i planda peygamberler aracılığıyla değişebilecekti. Bu da herhangi bir çelişkiyi bünyesinde barındırmamış olacaktı. Zira Allah tabiat kanunlarının hiç bir zaman değişmediğini ya da peygamberler aracılığıyla da bunun -mucize olarak- değişemeyeceğini belirtmemektedir.

Kitapta, sünnetullahın fizik alanla ve tabiat kanunlarıyla ilgili olmadığı tesbitinden sonra sünnetullahın konusunu araştıran bölümler yer almaktadır. Bu amaçla yazar, Kur’an çalışması için kabul ettiği metodolojisine uygun olarak, Kur’an mesajının arka planını irdelemeye çalışmakta ve bu arka planın tarihsel bölümünü tesbit ederken Kur’an’daki peygamberler zinciri çerçevesinde verilen insanlık tarihi genel bir bilinç oluşturması bakımından anlamlıdır. Bu oluşturulduktan sonra, sünnetullahın alanı daha da bir netleşecektir. Bizim burada dikkatimizi çeken bir husus da yazarın Kur’an’daki insanlık tarihi bilincini oluşturan kıssalarla ilgili bir kanaatidir: “…Kur’an’ın tarihsel malumata kesinlikle dogmatik bir değer atfetmediğini, bilakis ısrarla tarihin incelenmesine çağrıda bulunduğunu bir kez daha hatırlatarak; konunun ön yargılardan uzak uzmanlara düşen bir iş olduğu yönündeki kanaatimizi ifade etmek istiyoruz.” (s. 112). Doğrusu bu ifadelerle neyin anlatılmak istendiği pek açık görünmüyor. “Dogmatik” kavramıyla “kesin gerçeklik ve ona tamamen bağlılık” kasdediliyorsa, bu yaklaşım, Kur’an’ın “gerçek olarak bildirme” ilkesiyle ve bakışıyla çelişmiyor mu! Bu ifade zihnimizde bazı düşünürlerin Kur’an’daki kıssaların sembolik olarak yorumlanması gerektiği şeklindeki kanaatleri­ni çağrıştırıyor. Acaba yanılıyor muyuz!

Çalışmasında insan ve tarih felsefesi konusunda da önemli açıklamalar yapan Özsoy, Kur’an’da “Allah’ın davranış biçimi” anlamındaki sünnetullah ifadesiyle ilişkili olarak “kelimetullah”, “kelimetü rabbih” gibi ifadelerin kullanıldığını, “Allah’ın verdiği söz” benzetmesini içeren bu terimlerin de sünnetullah gibi Allah’ın davranış tarzını ifade ettiğini belirtmekte ve Allah’ın hangi durumlarda nasıl davranacağına dair kendisine ve bu ilahi tavrın muhatabı olması itibariyle insanlığa söz verdiği fikri işlenmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki yazar, antik ve modern sapmalardan payına düşeni almış olan önemli bir Kur’an ifadesini genel hatlarıyla yeniden asli muhtevasına döndürme çabası sergilemiş, Kur’an’ın insan ve tarih görüşüne nisbi bir açılım getirerek birey ve toplum bazında tevhid ve adalet ilkesini kurumlaştırmayı hedefleyen Kur’an’a dönüş hareketine önemli bir katkıda bulunmuştur.


Yazan: Ömer Mahir Alper
Yazı Kaynağı: Haksöz Haber



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
ibrahimim
Uzman Uye
Uzman Uye
Simge

Katılma Tarihi: 17 ekim 2006
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 506
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı ibrahimim


Selamlar,

 

Sevgili kardeşim asım inşallah iyisinizdir.

 

Sayın Ömer ÖZSOY bu (sünnetullah bir Kur’an ifadesinin kavramsallaşması) çalışmayı ortaya koyma gerekçesi olarak kendi ifadesiyle “Eğer tabiat kanunları sünnetullah ise ve o da “değişmez” ise -çünkü Kur’an sünnetullah’ın değişmezliğini ortaya koymaktadır- bu durumda mucize olayı nasıl izah edilecektir! Mucize açıkça tabiat kanununun yarılmasıdır. Zaten böyle olmasa onun “mucize” olma özelliği kalmazdı. O halde nasıl olacaktı da hem mucize olacak, hem de “sünnetullah”ı değiştirmeyecekti!” demişti ve tek gerekçesi de buydu.

 

Hala bu görüşte olup olmadığını bilmiyorum. Kendisine/ilmine saygı duymakla beraber bu konudaki görüşüne katılmıyorum. Burada mucize ve sünnetullah konusu üzerinde çok kısa bir hatırlatma yaparak düşünmeye sevk etmeye çalışacağım.  

 

Kur’an’ın mucizeye bakışını biliyoruz…

 

Kur’an’da geçen ayet/mucize kavramı ve kıssalar üzerinde ciddi bir araştırma yaptığımızda Kuran’daki kullanımıyla ayet/mucize kavramının gerçek manası ortaya çıkacak ve Kuran’daki çelişkili gibi duran mevzularda rahatlayacaktır…  

 

Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir (olağan üstü) ayet/mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma. Ancak gereğince dinleyenler çağrıya cevap verir. Ölülere gelince, Allah onları diriltecektir, sonra O'na döndürülecekler. Dediler ki: "Ona Rabbinden bir (olağan üstü) ayet/mucize indirilseydi ya!" De ki: "Kuşkusuz, Allah bir ayet/mucize indirmeye Kadir’dir. Fakat çokları bilmiyorlar." (EN'ÂM/35-37)

 

Tüm yeminleriyle Allah'a yemin ettiler ki, eğer kendilerine bir ayet/mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: "Ayet/mucizeler ancak Allah'ın katındadır." Mucize geldiğinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz? (EN'ÂM/109)

 

 Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı ayet/mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı ayet/mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz." (EN'ÂM/158)  Bu konuyla ilgili Kur’an’da geçen bir yığın ayet var niyetimiz sadece hatırlatmak olduğundan hepsini buraya taşımayı gerek duymadık…

 

 

Allah Kur’an’da bir taraftan mucize(olağan üstü ayetler)nin hidayete bir faydasının olmayacağını söyleyecek, bir taraftan da resullerinin mucize(olağan üstü ayetler)lerle gönderdiğini söyleyecek! Bu biraz düşündürücü değilmi!?

 

Allah (olağanın ötesinde) bir ayet/mucize gönderecek olursa irade ne iş görür, insanlar o zaman isteyerek değil korkarak iman ederler!?…

 

Allah resullerini mucizeyle gönderdiğini düşünecek olursak, insanlar mucizeye mi yoksa getirdikleri mesaja mı iman edecekler!?…

 

Adili mutlak Allah insanların ufak bir kesimin mucizeye şahit olmasına olanak tanıyacak çoğu bundan mahrum kalacak olacak işmi!?...

 

Daha fazla örnek verilebilir, bu kadar örnek ne demek istediğimizi dostların kulağına fısıldamaya yeter.

 

 

 

Ahzab 38 de Allah’ın sünnetinin değişmeyeceğinden bahseder ve belirlenmiş bir kaderdir der…

 

Ma kane alen nebiyyi min haracin fima feradallahu leh, sunnetellahi fillezine halev min kabl, ve kane emrullahi kaderam makdura.

 

Allah'n kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden önce geçenler arasında da Allâh'ın yasası/sünneti böyle idi. Allâh'ın emri, belirlenmiş bir kaderdir. (Ahzab/38)

 

Ma kane alen nebiyyi min haracin:  Nebiye zorluk yoktur

fima feradallahu leh:                    Allah'ın kendisine farz kıldığı şeyde

sunnetellahi fillezine halev min kabl:Bundan öncede gelip geçen(nebi)ler

                                                 hakkında Allah'ın sünneti buydu

ve kane emrullahi kaderam makdura:Ve Allah'ın emri belirlenmiş bir kaderdir.

 

Tabiat kanunları da Allah’ın yasalarıdır sünnetullah da, her iki yasada insanın davranışına göre tepkime yapar.

 

Daha öncede değinmiştim, Allah'ın gönderdiği Resullere savaş açanların akıbeti çok kötü olmuştur, bu Allah'ın sünnetidir...

İlahi hitaba bigâne kalan toplumlar/insanlar ifsat olup gitmişlerdir, bu Allah'ın sünnetidir...

Gönderilen Resuller Allah'ın buyruklarına uya gelmişlerdir, bu Allah'ın sünnetidir...

Allah'ın sünnetinde bir değişme bulamazsın.

Beceriksiz bir tacirin ticaret kurallarını işletemediğinden iflası kaçınılmazdır, bu Allah'ın koyduğu bir kader/yasadır…


Yaşadığı dünyaya hoyrat davranan insan doğadan cevabını hiç gecikmeden alıyor, bu Allah'ın koyduğu bir kader/yasadır…

Sağlığına dikkat etmeyen canın, işinde güvenliği önemsemeyenlerin, trafikte kuralsız canavarların, öğrenime önem vermeyen cahillerin, yenilik yapmayan yobazların ve  mesaja bigane kalan gafillerin uğrayacağı akıbet Allah’ın sünneti ve kaderidir.


İster insana ister doğaya lehine işletilen yasalar verim alınmasına, aleyhine işletilen yasalarda tahribatına neden olur.


Sünnetullah kavramı Kur'an'da kullanımı itibarıyla sosyal içerir olması, bu kavramın başka bir yerde geçerliliği yok anlamı getirmez. o gün bu kavramın direkt olarak bu şekilde kullanılması çok normal, bu kavramın başka bir durumda geçerliliği yoktur anlamı çıkarılmaz. Başka ayetlerde Allah'ın sünneti dolaylı olarak her şey için kullanılmıştır, "Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır" bu ayette sünnet yokmu!?

Kavramlar/sözcükler sadece literal/lafız olarak ele alınmamalıdır, aynı zamanda neye delalet ettiği, nasıl karşılık bulduğuna da bakılmalıdır.


Selam ve dua ile.

 



__________________
Ey inananlar, Allah'tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lutuf sâhibidir
Yukarı dön Göster ibrahimim's Profil Diğer Mesajlarını Ara: ibrahimim
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

 Merhaba sevgili Ibrahimim  kardesim nasilsiniz?

Omer Ozsoy'un mevzu bahis kitabindaki yazdiklarinin coguna katilmaktayim. Sizin bahsettiginiz sekliyle bir mucize inancina sahip oldugunu kesin bilmiyorum. Eger alintiladiginiz kisimdaki  ifadesi kendi dusuncesini yansitiyorsa ben bu hususta seninle hemfikirim. Yok eger   gunumuzde bilinen mevcut sekliyle sunnetullahi  savunanlarin mucize inanclarini,  kendi  bunyelerindeki celiskileri ve cikmazlarini   ifade  etmek icin belirtiyorsa bence bir sorun yok.

 

Allah'a emanet.

Kadir

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

çok değerli kadir ve ibrahimim...

umarım iyisinizdir...

konuyla alakalı karşıma çıkan  ve dikkate değer her farklı görüşü paylaşmaya çalışıyorum...

bir tane daha alıntı yapıyorum...


Bu konu hakkında sorunlar



Allah evrendeki varlıkların hepsine müdahale ediyor mu?


Allah halifesi konumundaki insan türüne de müdahale ediyor mu?


Allahın müdahale ettiğini gösteren ayet ve hadisler var mı?


Allahın müdahalesi imtihan ve özgür irade ile çelişiyor mu?


Allah eskiden müdahale ediyorsa bu dönemde neden müdahale etmiyor?


Felaketlere seyirci kalması müdahale etmediğini mi gösteriyor veya depremler v.b durumlar müdahale ettiğini mi gösteriyor?



Müdahale kıyamet ile mi başlıyor? Eğer öyle ise peygamberleri göndermesi ve nice topluluğu yok etmesi ne ile açıklanabilir.



Allahın kudret sıfatı bahsinde söylenen ayetler insana müdahalenin olduğunu gösterir mi?


Konu ile ilgili olabilecek ayetler



Enam 65:Üstünüzden ve altınızdan size azap göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hincini tattırmağa Kadir olan O'dur."


Kuranda ilahi müdahalenin olup olmayacağı konusunda en net olan ayet budur.Diğer ayetler daha çok Allahın kudret sıfatı ile ilgilidir. Bu ayette üç çeşit azap çeşidinin mümkün olduğu ve bunun bir müdahale anlamını taşıdığı belirtilmiştir. Bir hadise göre Hz. Muhammed bu azapların bu ümmete inmemesi için Allaha dua etmiştir. Allah ilk ikisini kabul etmiş, fakat birbirine düşürme azabını kabul etmemiştir.Bu müdahalelerin mucize yoluyla da meydana geldiği ifade edilmektedir Kuran..Yani bu alışılagelen bir sünnet değil,özel bir müdahaleymiş gibi vermektedir.



Allah evrendeki varlıkların hepsine müdahale ediyor mu?


Dolayı yoldan bu konuyu ele alan ayetleri gördüğümüzde Tanrının evrene müdahalesini 4 çeşit görmekteyiz.


1. Allah her türlü oluşumu ”yaratma” olarak nitelendirerek evrendeki her oluşumda ilahi bir müdahalenin olduğunu ifade etmektedir. “Bir yaprak dahi onun izniyle yere düşmektedir” mealindeki değerlendirmeler evrende hiçbir oluşumun Allahın müdahalesi olmadan gerçekleşmediğini ifade etmektedir. Bunlar Allahın kudret sıfatı konusunda bizleri rahatlatır, ancak bu durum bizi imtihan ve özgür irade konularında soru işaretleri ile baş başa bırakmaktadır. Ve bu tespitler ünlü İslam bilgini Maturİdi’nin “insan önce meyleder sonra Allah yaratır” tespiti ile çelişkili gibi gözükmektedir. Hem de bu ayetlerde mutlak bir teizm gözükmektedir. İnsana ait bir şey yokmuş gibi bir anlayışa insan gidebilmektedir.

2. Allah her türlü oluşumu bir yasa çerçevesinde muhafaza eder. Eğer Allahın müdahalesi olmasaydı her şey tesadüf ile olsaydı yasanın meydana gelmesi mümkün olmazdı.1Sen Allahın(ayetinde)yasasında değişiklik bulamazsın” ayeti bunu dile getirmektedir. Bu ayetlerde Allah oluşumu bir yasaya bağladığı için müdahalesiz kaldıkları anlamını çıkarabilmek mümkündür. Bu görüş ile sadece amel edilecekse deizmin görüşü olan evreni yaratıp bir yasaya bağladıktan sonra çekildiği görüşü doğru olmaktadır.

3. Allahın oluşumları gerçekleştirmesi ki buna emir denir. Allah “yaratma da emir de onundur buyurmaktadır. Bu yaratılıştan farklıdır. Yaratılış her şeyin oluşturucusu yönüyle ele alınırken emir ikinci şıkta verdiğimiz ilahi yasaların yürütme işinin de Allahın olduğunu varsayar. İlahi yasaların hallerine bırakılmadığını ifade eder. Böylece deizmin sandığı gibi oluşumda pasif bir Tanrı anlayışı yoktur. Üçüncü şık müdahalenin sadece ilgili şeyi yaratma ile olmadığını o yaratmanın yasasını da kapsamakta t olduğunu ifade eder.

4. Mucizeler ile Allahın bir müdahalede bulunarak evrensel yasaları askıya alması..İkinci müdahale çeşidinde Allahın her şeye bir yasa tayin ettiğini söylemiş ve onların o yasalarla işlerini devam ettiklerini ifade etmiştik.Ancak ilginç olanı Allahın onunla ilgili ayetlerde “ bir değişiklik bulamazsın “dediği halde mucize yoluyla özem müdahalede bulunmasıdır.Sanırım konumuzu birinci derecede ilgilendiren de bu dördüncüsüdür.Mucize için çok değişik tespitler yapılmış olmasına rağmen genel eğilim, Tanrı’nın doğa yasalarını askıya alması şeklinde olmuştur.Fakat Kuranda sünnetullahın değişmeyeceği ayeti dururken bu mucizenin nasıl olduğunu açıklanmazsa sorun çözülmeyecektir.Yine peygamber göndermenin bile bir müdahale anlamını taşıdığı bilinmektedir.

O halde elimize bu müdahalenin nasıl bir müdahale niteliği kazandığını açıklamak düşmektedir. Bugün zamanın izafi olduğu anlaşılmıştır. Tanrı için zamanın önemli olmadı düşünüldüğünde ve Tanrının aşkınlığı ile beraber içkin bir özellinin d olduğu düşünüldüğünde fiziksel bir müdahale olduğu sanılan bir olayın aslında evrende var olan ama henüz ilgili yerde keşfedilmemiş olan olaylar olduğu anlamı meydana gelmektedir. Örnek olarak üç teist dinde kabul edilen Hz. Musa’nın denizi yarmasını alırsak, bu bakış açısına göre Tanrı, evrenin başından planlayarak gelgit olayındaki gibi fizik yasalarını kullanarak, hiçbir determinist yasayı ihlal etmeden, bu yasaları araçsal sebep olarak kullanarak, Hz. Musa’nın tam geçeceği anda denizi yarmıştır. Fakat tüm bu yaklaşımlar, determinist bir evrende, Tanrısal müdahalenin, yoktan yaratılıştan sonra en sıra dışı şekli olarak kabul edilen mucizelerin açıklanması içindir.


Ancak bu araçsal sebebin de kaynağı belirtilmelidir. Bu müdahalenin yukarıdan aşağıya doğru bir fiziksel müdahale olmadığı anlaşılmalıdır. Kaos teorisine göre evrendeki küçük bir değişim evrendeki önemli değişiklikleri beraberinde getirebilmektedir. Eğer Hz. Musa’nın deniz kenarına geldiği anda, denizdeki su moleküllerinin Hz. Musa’nın sağındakilerin hepsinin sağa, solundakilerin hepsinin sola hareket ettiğini ve böylece denizin ikiye ayrılmış olabileceğini söylersek, fizik yasalarının ihlal edilmediği, çok düşük bir olasılığın gerçekleştiği bir mucize tanımı yapmış oluruz.Fakar bu yasaların dahi ilahi yasalardan soyutlanmış bir şekilde olmadığı ve onun izniyle olduğunu varsayacağız.Yani Allahın her şeyin üstünde bir öz olduğundan hareket ederek her şeyi Allaha bağlamakla beraber bunun Allahın yasalarını bazen ihlal etiği anlamına gelmediği anlaşıyor.

Allah halifesi konumundaki insan türüne de müdahale ediyor mu?


Bu konunun birinci derecede kader ile ilgili olduğunun farkındayım. Ancak konun içinde önemli bir sorun olarak görüyorum. Çünkü Tanrının varlığından haberi olan herkes, onun müdahalesinin insan üzerindeki etkilerini sorgulamaktadır..İslam aleminde kelam konularında en dengeli tespitleri yaptıkları ile ünlenen imam Eşari ve imam Maturidinin tepitlerini ardından mutezile ve cebriye mezhebinin görüşlerini verelim.Sonra görüşümüzü açılayacağız.

Maturidi insanın meyletmesini bütün, küçük soğuk v.b kavramlara benzeterek bunların zihinsel bir düşünceden ibaret olduğunu ve yaratılmadıklarını ifade eder. İnsanın bir şeye yönelimi de henüz zihninde olduğunda yaratılmamış ancak bir vakıa(olgu)haline geldiğinde yaratılmış hale gelmektedir demiştir.

Eşari ise zihinsel düşünceyi de yaratılan bir olgu olarak görmüştür. İnsan iradesi ile onu olguya taşısa bile meyledim de büyük, küçük sıcak v.b henüz zihinde olan kavramlar da mahlûktur demiştir.

Ancak bu iki dengedeki yaklaşımın ortak yönü insanın iradesinden donra Allahın iradesinin aktif hale geldiği söylemidir ki biz de bu görüşü çok yerinde buluyoruz.İlmin maluma tabi olması bu demek olsa gerek..Bu iki tespite göre Allah zorlayıcılık bağlamında insan fiillerine müdahale etmemektedir. İnsan iradesinde hürdür.

Mutezile insan ın kendi yaptıklarının yaratıcısı olduğunu söylemiştir. İnsanın iradesi ile Allahın iradesi birbirlerinden ayrıdır. Mutezileye göre Allah insanın fiillerinde aktif ise imtihanın anlamı kalmaz.

Cebriye ekolüne göre Allaha her şeyde belirleyicidir. İnsan rüzgârın önündeki yaprak gibidir. Bu o kadar anlamsız bir görüş ki bu görüş varlığını devam edememiştir.


Allah eskiden mudahale ediyorsa bu dönemde neden mudahale etmiyor?
Felaketlere seyirci kalması mudahale etmediğini mi gösteriyor veya deperemler v.b durumlar müdahale ettiğini mi gösteriyor?


Tespitlerimize bakarsak Allah eskiden ile şimdiki arasında yasalarında değişiklik yapmamıştır. Ancak eski kavimlerin helakinin günümüzde yaşanmıyor olması bunun için alternatif bir delil olamaz. Çünkü dediğimiz gibi eskiden fil vakasından tutun, tufana kadar meydana gelen olaylar ilgili yerleri sadece etkilemiştir. Onların yaptıkları onlara azap olarak geri gelmiştir. Eğer başta söylediğimiz bir hadis doğru ise müdahalenin niteliğinde bir değişim olabilir. Eskiden yapılanlara verilen dünyevi cezalar doğa olayları iken bu ümmete bu cezalar birbirlerine düşmek ve fitnedir. Ne var ki ikisinde de kaos teorisine göre bir değişimin toplumu da etkilemesi olayı vardır. Bunun nitelik değiştirmesi insan türünün olgunlaşmasıyla da ilişkili olabilir.

Deprem v.b olayların ilahi eski kavimlerdeki gibi ilahi ceza bağlamında bir müdahale olmadığı ise kesindir. Çünkü ilgili azap çeşitleri etki-tepki yasası gereğince sadece yoldan çıkan toplum ferdlerini etkiliyordu. Oysa deprem v.b olaylar masumları da beraberinde götürüyor.

Aslında evrende etki tepki yasası bağlamında ada bir ilahi yasanın var olduğunu düşünüyoruz. Bugün 17 aylık bir bebeğe tecavüz belki fiziksel bir ceza ile karşılığını bulmuyor ama toplumun kaosa gitmesini hazırlıyor. Etki-tepki yasası ve ya ilahi ceza bir çok şekilde gerçekleşmektedir. Bunu sadece yukarıdan aşağıya bir fiziksel müdahale olarak görmemeliyiz. Bu açıdan Allahın imtihan uğruna seyirci kaldığı bir olay da yoktur aslında… Değişen tepkinin niteliği olmuştur.



Müdahale kıyamet ile mi başlıyor?

Kıyamet kavramın sözcük anlamı çok ilginçtir. Belki çoğunuz patlama v.b anlamlar arayacaksınız. Ama kıyamet kelimesi “kalkmak” demektir. Bir hadiste “ölenin kıyameti kopmuştur” denmektedir. Peki, bu neyin kalkışıdır. İnsanların kabirlerinden kalkışı mıdır? Hayır. Ona ba’s denir. Kıyamet sebepler ve evren yasalarının kalkmasıdır. Bunun için zaten kıyamet bu evrendeki her şeyin sonucu olarak yorumlanmaktadır.

Bu tanımdan anlıyoruz ki kıyamet genel bir olaydır. Sadece fiziksel de değildir. Bunun için Kuranda 100’ ün üzerinde kıyamet ismi vardır. Ölenin kıyametinin kopması artık benliğin(nefsin) ortadan kalktığını ve sadece ilahi özden gelen cevherin(ruhun)kaldığını gösterir. Evrenin kıyameti de evrenin benliğini ortadan kaldıracaktır. Bu önce evrensel yasaalrın bozulması ile kendisini gösterecektir. Bu bozulma yeni bir evrimin ve üst boyuta geçişin de vasıtası olacaktır.

Bu açıdan kıyamet genel ve her türlü bir müdahaledir. Onun için yaşanmadan anlatmak mantıksal olarak zor, bilimsel olarak imkânsızıdır.




__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 
muhliskul
Ayrıldı
Ayrıldı
Simge

Katılma Tarihi: 26 nisan 2007
Yer: Australia
Gönderilenler: 854
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı muhliskul

Merhaba

 Degerli arkadasim  Asim bir onceki alintinin son kisminda Kiyamete iliskin olarak yapilan yoruma tam olarak katilamiyorum. Kuran'da  kiyamet kelimesi belirlilik takisiyla ve yevm ile birlikte yaklasik yetmis kez kullanilmistir. Klasik anlayisi icinde tasimakla birlikte onun gibi dar kapsamli degildir.Kiyamet bir bitisten cok yeni bir baslangicin ilk evresi olarak karsimiza cikar.Yani  bir surecten digerine gecis olarak gordugumuz  kiyamet gununun en genis kismini insanin yaptiklariyla yuzlestirilmesi hesaba cekilerek yargilanmasi olusturmaktadir.

Kuranda ayni sureci veya onun farkli boyutlarini ifade eden degisik kelimlerde kullanilmistir; saat, hesap,din gunu vb.

 Birde su hususu belirtmekte fayda var diye dusunuyorum; yaptigimiz alintilarin nitelikli ve derli toplu olmalari ondan yararlanma oranimizi artiracaktir.

Allah'a emanet.

Yukarı dön Göster muhliskul's Profil Diğer Mesajlarını Ara: muhliskul
 
Ali Rıza Boraza
Yeni Uye
Yeni Uye


Katılma Tarihi: 22 aralik 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Ali Rıza Boraza

KUR'AN VE SÜNNET

KURAN VE SÜNNET ANLAYIŞI
Kur’an ve sünnet anlayışı tarih boyunca insanların kafalarını kurcalamış,ve yanlış algılama nedeniyle de tevhit dininin bozulmasına yol açmıştır. Ve bu sebeple de bir olan o din yüzlerce binlerce tarikat mezhep,meşreplere ayrılmıştır. Allah Bir tane olduğuna göre Emir komuta da o bir tane Allah a aittir. Şimdi bunları ayrı ayrı izah ederek Allah’ın Tanımladığı dini yerine oturtturmaya çalışalım
KUR’AN
Allah’ın İnsan oğlunun Var oluşu ile İnsanlar içerisinden duyarlı olanlardan peygamber olarak seçtiği ardı ardına dizilen elçilerle İnsanların nerde ne yapması gerektiğini en güzel bir biçimde tasarlanmış hayat projesinin adıdır.Allah bir taraftan kainatı yaratmış. Kainata bir yasa koymuş , bir taraftan da. Peygamber aracılığı ile göndermiş olduğu vahiylerle bu Kainatın, esrarını genelleme ile bildirerek, halife olan adem oğluna, yorumlamasını istemiştir. İnsan oğlunun var oluşunun yeni yürümeye başladığı, dönemlerinde helal ve haramları peygamberlik aracılığı ile bildirirken. Kendi dinini tamamlayarak peygamberlik hayatını da noktalayıp. Hayatlarında kılavuz olacak olan her örnekten ,bir örnek verdiği,, hiçbir eksiğin bırakılmadığı insanların elleriyle koruttuğu bir kitapla yeni bir döneme girilmiştir. Artık bir daha Allah'tan peygamber gelmeyecek.
33/40- “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
Allah bu Kainat kitabını yazarken hem kendi içerisindeki çelişkisizliği,hem de göndermiş olduğu vahiylerin çelişkisizliğini halife olarak yaratılan insanın yakalayıp.fıtratına uygun olarak inanıp yaşamasını istemiştir. Allah katında makbul olan dinin o olduğunu ve düşünen ve aklı olup da kullananların mutlaka o dini bulabileceklerini vurgulamıştı.
30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
Bütün insanları Allah böyle bir dine yönlendirmek istemiştir. Örnek olarak da Hazreti İbrahim i göstererek Çevresi hep putlara taparlarken o yerlerin ve göklerin yaratılışının sırlarını keşfederek çevresinde bulunan insanların düştüğü yanılgıyı kavrayıp ben sizin taptığınız putlara tapmam diyerek kimliğini ortaya koymuştur.
6/74- Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."
6/75- Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
6/76- Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim Rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
6/77- Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "Bu benim Rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demişti, "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."
6/78- Sonra Güneş’i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim Rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."
/679- "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
İşte Hz. İbrahim peygamberdeki bu haslet insanların hepsinde vardır.düşünerek yapmış olduğu her iş olumsuzluklar tekrar gözden geçirilerek. Israrla üzerinde durulduğunda olumsuzlukların bir bir çözüldüğü görülecektir. Soruyorum düşünüp de tevhid dinini yakalayamayan insanların hangisi tatmin oluyor. Çelişkiler içerisinde olan din akleden ve düşünenleri rahatsız eder durur ve doğruyu buluncaya kadar.aramaya devam eder.
2/144- Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Düşünen ve akleden nereye gideceğini bilmeyen ve Allah’ın yol göstericiliğine inanan birisi seyirci kalmaz. hemen onunla diyaloga geçer. İşte Allah ın dua eden birisinin duasına icap etmesinin anlamı budur. Dua Kişilerin istedikleri yöndeki arzularının fiiliyatıyla buluşmasının adıdır. Bahçesini sulamak isteyen bir adamın Allah’a duası Allah'tan yağmur istemesi değil.Allah ın yeryüzünde verdiği sularla sulamak için yönelmesidir. Doğru bir dinin duası da Allah’ım beni doğru yola götür dediği zaman o tarafa yönelmesidir.
İşte Hz. İbrahim peygamberin İnandığı ve yaşadığı hayatın adı mesci-di haram yani haramlardan uzaklaştırılmış örnek bir yaşam biçiminin sembolize edildiği yerdir. Allah son peygambere böyle bir dinin örnekliğini vererek oraya yönlendireceğini bildiriyor.
İşte Peygamberlerdeki temel özellik vahiylerin kontrolünde yol Almalarıdır.Hiç bir peygamber kendi keyfine göre hareket edemez. O Allah’ın tabiri caiz ise kumandasıdır Şimdi Peygamberin emirleri ve yaşadığı hayatı anlamındaki sünnet anlayışını kuran ile ölçerek değerlendirmeye çalışalım.
SÜNNET KAVRAMI
Allah’ın Göndermiş olduğu vahiylerin O çağda bulunan şartlarda olan teknoloji ile yaşanmasının bir peygamber örnekliğinde pratik hayata götürülmesidir.Hiç Bir peygamber vahyin dışına çıkamaz, ve vahyin dışında bir şey söyleyemez. Onların Yaşadıkları Hayat Kur’an’ın o toplum ve şartlarda Allah ın emirlerinin örnek verilerek yaşamasıdır. Yani Sünnet Eğer peygamberin söyledikleri ve yaptıkları anlamında kullanıyorlarsa Söylediği Kur’an ve yaşadığı ise Kur’an ın emirlerinin o çağa ait bölümüdür
69/44Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik
Bilindiği gibi kültür ve medeniyet. Teknoloji gün değil, ay değil,yıl değil, asır değil , Saat ve dakikada bile değişmektedir. Bir öncekine göre daha güzeli daha iyisi oluşmaktadır.
İnsan yaşamında kültürler.devamlı gelişmekte. Çağlar ilerledikçe. Eşyanın sırları çözülmekte, çözüldükçe de yaşam değişmekte ve kolaylaşmaktadır. Ama Tevhit esasları hiçbir peygamber de farklı değildir Allah’ın birine helal ettiğini diğerlerine de helal birine haram ettiğini diğerlerine de haram etmiştir.
16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
İnanç be ibadet esaslarında değişme olmadan devam edip gelmiştir. Ama ilk insanlar. yaratıldığı zaman kültür sıfır idi ilk insan topluluğu hayatlarını sürdürebilmek için,Allah’ın Yarattığı tabiata yönelerek deneme yanılma yoluyla kedi ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Yemek istediklerinde kendileri için hazırlanmış elverişli bir ortamda meyvelerden sebzelerden hayvanlardan bulup yiyerek hayatlarını idame ettirirken. Bir taraftan da üzerlerini yaprak ve otlarla örtmeye çalışıyorlardı.
7/22- Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"
İlk insanlar yaşadıkları Hayat içerisinde bir kültür edinerek kendilerinden sonra gelecek olanlara yaşadıkları kültürü, miras olarak devretmişlerdir. Onlarda o kültürler üzerine bir kültür ekleyerek kendilerinden sonra kilere daha güzel bir hayat bırakmışladır. bu olay bu güne kadar devam edip gelmiş ve devam edecektir..ta… eşyanın esrarı çözülüp insanoğlunun ömrünün bitişine kadar
Bunu somutlaştırarak anlatacak olursak, İlk insanlar doğdukları zaman çırılçıplak idi, ilk olarak doğada bulabildiklerini iklim şartlarına göre, Ağaç yaprakları ve otlarla örtünüyorlardı. Gün Gelmiş Hayvan derileriyle örtünmeyi keşfederek onlarla örtünmüşler. Gün Gelmiş Hayvan kıllarını eğirerek kendilerine elbiseler yaparak örtmeye başlamışlar. Gün gelmiş onların yerlerini dokuma tezgahları ve fabrikalar keşfederek daha modern elbiseler imal edip giyinmişlerdir. Bu Örtünüş biçimini Allah ın gönderdiği peygamberlerle. Ve kitaplarla da tarif edilerek, örtünmesi gereken yerler..tarif edilmiştir.
Aynen onun gibi, Orijinal olan kitapla korunmuş olan vahiy çerçeve olarak peygamberlerin kitapla hayatlarını bütünleştirdikleri gibi, Günün koşullarında, Allah'tan gelen hangi bir emirin, hangi malzemelerle, ve aletlerle, nasıl yapılacağının örneğini pratik hayatta örnek olarak bizzat göstermiştir. Devlet başkanlarının da üfürüldükçe genişleyen balonun çevresini taşmadan, global kültürde,yerini alması sünnetlerdendir. Bunu Bir ayetle biraz daha genişletmeye çalışalım.
8/60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.”
Dikkat edilirse, Kur’an da bahsedilen( kuvvet ve besili atlar,) ifadesi sözü edilmektedir. Buradaki hitap devlet başkanı ve ona tabi olanlaradır. Günün Şartlarına göre değişken bir emirdir. Yani Kültür ve medeniyet ilerledikçe, bir önceki kültürün yerini bir sonraki daha da güzelleşerek, yerini alacaktır
Peygamberimiz döneminde, O Günün şartlarında, savaş aracı olarak, en önde geleni besili atlar imiş.ki, düşman güçleri onlarla püskürtülüyormuş. Ama şimdi savaş aracı olarak sünnet diye at beslemeye kalkışılırsa, Hem gülünç olur. Hem de bu yanlışlığın bedelini öldürülmek ve köleleştirilmekle öderiz. Rahmetli babam sağ iken Köyde,Evin yük taşıma ihtiyaçlarını, At ile temin ediyorduk, O Dönemlerde Traktörler cipler arabalar daha yeni yeni kullanılmaya başlamış idi Bazı traktör alanlar da ücretle yüklerimizi taşıyorlardı. Ona Verdiğimiz ücret ile at beslediğimiz ücreti hesapladığımız zaman, Traktöre kira olarak verilen ücret yem samana verilen ücrete göre çok komik kalıyordu. Ben Dedim ki Baba Bu Atı Satalım bize masraflı geliyor. Biz Her işimizi arabalarla yapıyoruz at bomboş yem yiyecekten başka yük getirmiyor. En Sonunda Babam bunu iki sene bekledikten sonra anlayabildi. Ve atı sattık. Aynen onun gibi ayette değişiklik kavramı Çağlar üstü bir kavram ifade etmektedir. Balonun içerisine hava üfürüldükçe, büyüyen balonun içerisinde yer almaya devam etmektedir. Asıl Sünnet olan Yirmi birinci asrın şu anda muhtaç olduğu teknoloji ne ise önemli olanı onu hazırlamaktır.
İşte Kur’an’ın anlaşılmasını engelleyen zihniyet bu zihniyettir. Şeytan İslam toplumunun sağ tarafından yaklaşarak Hadis kılığına bürünerek, sünnet diye peygamber misyonuna yakışmayan, ve söz ve davranış biçimleriyle uyuşmayan, zihniyeti getirmişler. Peygamberin sünneti diye lanse etmişlerdir.
Yine güncel bir örnekle söylediklerimizi daha da pekiştirmeye çalışalım. Hiç Laboratuar kelimesinin duyulmadığı bir zamanda,, Suyun Temiz olup olmadığının bilinmesi O Günün şartlarına göre anlaşılmaya çalışılıyordu. Saman çöpünün götürüp götürememesi suyun temiz olup olmamasının bir ölçüsü idi, Veya kuyudaki bir suya düşen ölü bir hayvanın çeşidine ve büyüklüğüne göre kuyudan ne kadar teneke ve kova su çekileceği tartışılıp duruluyordu..
Şimdi Allah İnsanlar aracılığı ile teknolojiyi geliştirdi suyun temiz olup olmadığı birkaç damla suyu laboratuara götürüp tahlil neticesinde belli olmaktadır.
İşte Günümüzde peygamber olsa, Suyun temiz olup olmadığını saman çöpünün, götürüp götürmediği ile değil laboratuarla inceletir öyle karar verirdi.
3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
Devlet başkanının yapacağı da odur. Eğer peygamber olayının bitişiyle beraber. İnsanlık yolunu kaybedecekse, elinde bir kılavuz yoksa haksızlık olur ve imtihan adaletsiz bir ortamda yapılmış olurdu
Halbuki öyle değil, Kuranın yol göstericiliği altında, Müspet bilimlerin gelişmesiyle,İnsanlara faydalı ve zararlı olanlar tespit edilerek,Haram ve helaller ortaya konmalıdır. Onların vermiş oldukları kararlar devlet başkanlarının uyacağı kararlardır.
Daha öncede bu konuda vermiş olduğum bilgilerde olduğu gibi Peygamber tıp alanında uzman değilse tıp ile bilgileri tıp uzmanlarından alıyordu, bu Tabi ki vahiy bilgisinin dışında olursa.
10/94- Sana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma
21/7- Biz senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Zikir ehli bir şeyin uzmanı bilgi sahibi kişilerdir Peygambere gönderilen vahiyler Eşyanın yapısında zikir ehlinin bulduğu bulgularla çatışmaz. Kuran Herhangi bir konuda bir şey söylemişse o konu ile ilgili bilime eğer ulaşabilmişse Çelişkiye düşmez. Bakınız İlim ve teknolojinin ulaşamadığı dönemlerde Gök Yüzü ile ilgili bilgiler. Bu gün çözülüp ortaya çıkınca Kur’an ın söylediklerinin doğruluğunu görenlerin imanları daha da artmaktadır..
36/37- Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.
36/38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
36/39- Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).
36/40- Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler
Dikkat edilirse Kur’an’ın yirmi üç yıllık dönemi içerisinde, Zaman ve şartlara göre değişme ve gelişme olmuştur. Müslümanların kesin bir zafer kazanıncaya kadar, esir alınmasını yasaklayan ayet olduğu gibi Müslümanlar kesin zafer kazandıktan sonra esir alınmasını emretmiştir.
8/67- Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir
Görüldüğü gibi peygambere yön veren vahiydir, Nerde nasıl davranacağını Allah bildiriyor. Bakınız şartlar değişince aynı esir alma konusunda bunun tamamen tersini söylüyor
8/70- Ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
İşte sünnet de Kur’an’da, Farzda Kur’an da dır. Allah ile peygamberi ayır maya kalkmak, peygamber kavramını kavrayamamak demektir.
Allah Kur’an da Müslümanların zayıf olduğu zamanlarda esir almayın güçlü olduğunuz zaman esir alın diyor. bir peygamber kalkıp da esiri zayıf olduğunda alıp güçlü olduğunda almayabilir mi? Eğer bir peygamber öyle davranmış olsa Allah onu peygamberlikten azleder,
Ben Çocuklara şöyle bir soru soruyordum. Allah bir emir verse, Peygamber de bir emir verse ikisi çelişkiye düşse hangisi doğru olur dediğim zaman Kafası çalışanlar veya peygamber kavramını bilenler Allah ile peygamberin verdiği emirler çelişmez diyor. Doğru olanı da odur. Peygamberler Allah'tan gelen emirleri Bir örnek olarak yaşar ve söyler. Diğer onu takip eden Müslümanlar bulunmuş olduğu dönemde onun yaptığı gibi yaparlar.
Kurandaki Bütün emirler peygambere ait olan dönemde yapılması gereken emirleri bizzat kendisi yapar diğerlerini de kendinden sonra gelecek olan elçilere bırakırlar.
Her Müslüman olan şunu iyi bilmelidir ki Peygamberlik hayatı devam etmiş olsaydı, ki devam etmeyecek, Eksiksiz ve her örnekten bir örnek verilen Kuran dururken, Bir olay karşısında ne yapardı.? Sorusuna cevap bulabiliyorsak, problemi çözmüşüz demektir. Kur’an’ı Çelişkisiz bir anlayışla kavrayıp, Önüne çıkan problemleri onun örnekliğinde çözülmesi gerekmektedir. Veya bunu Kendilerinde bir ilim haline getiremeyenler, Aklını Kullanarak O Konu İle ilgili uzman olanlara danışarak Akıl Ve takvadan gelen sese uyduğu zaman doğru olan bir davranış şeklini yakalar kanaatindeyim.
Şu Bir gerçek ki herkes her konuda uzman olamaz. Her bilgi sahibin üstünde bir bilgi sahibi vardır.

12/76- Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kaplarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır
Hiç Olmazsa her Müslüman kendi yaşamında helal ve haramları bilip öğrenmesi gerekmektedir.uğraş verdiği hayat ile ilgili. Ticaret ile uğraşan birinin o konu ile ilgili bilgileri,öğrenerek,ticaret hayatında haram ve helal ölçüleri içerisinde mesleğini icra etmesi gerekmektedir. Ziraatte,siyasette, tıpta,çobanlıkta,v.s. her meslek dalında. Yaptıkları her davranışı helal ve haram ölçülerine dikkat ederek yaşaması gerekmektedir.
Kuranı kerim, dikkat edildiği zaman,Günün şartlarına göre değişen problemlerin çözümünü kesin bir emirle bildirip mecbur tutmamıştır. Bunlardan bir örnek verecek olursak, zekat Müslümanların İslam devletine ödedikleri verginin adıdır. Vergi günün şartlarına göre devletin halktan kırkta bir,on da bir. Gün gelir yarısı veya hepsi insanlardan talep edilebilir. Bu şartlara göre değişken bir olaydır. Bunu O günün İslam otoritesi. Günün şartlarına göre belirler.. Kırkta bir zekat verilecek diye kuranda bir ayet yoktur. Bu kuranda yok diye. Klasik din alimleri bunu peygamberimizin sünnetinden öğreniyoruz diye kuranın dışına çıkıp yol aramaya malzeme olarak kullanmışlardı.
Bakınız evrensel olan Kur’an ceza ve diyet bedelinden bahsederken, örfe göre tabirini kullanmıştır. Mesela, oruç tutmaya takati yetmeyenlerin, Her gün bir acı doyuracak kadar diyet ödemesi kişinin durumuna göre ve günün şartlarına göre değişken bir olaydır.
4/92- Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir
Ayette görüldüğü gibi altmış yoksulu doyurmaya gücü yetmeyenlerin altmış gün oruç tutmasından söz edilmektedir. Diğer bir ayette de.
2/184- (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
Bakınız ülkemizde,bile paraya çevrilebilen hapis cezalarının, Aradan on beş yirmi sene geçmesine rağmen, kanunun çıkışı anında gayet güzel ve mantıklı olan, fakat aradan kısa bir süre geçmesine rağmen, demode olup evrenselliğini kaybederek gülünç duruma düşmektedir. Bir örnek verecek olursak, Kanun çıktığı zaman, ağır para cezası olarak verilen, yirmi bin lira, o günün şartlarında o verilen para cezası bir apartman alırken, aradan on beş yirmi sene geçtiğinde para alım gücünü kaybederek sakız bile alacak değeri kalmıyor. Şimdi Hakim ceza verirken sakız parası dahi etmeyen yirmi bin lirayı, ağır para cezası diye tanımlarsa ne kadar gülünç olur.
İşte çağ dışı diye ilan ettikleri kuran böle bir gafa düşmemiştir. Çağa göre değişebilecek ayetlerin yorumunu. Çağların kendisine bırakmıştır.
Kur’an’ın diğer zamanın şartlarına göre değişken olan ayetlerden biri de, örf ile ilgilidir. Bu yorumu da o konuda ilim sahipleri yapar,
2/233- Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir
Bakınız bu ayette de bir örften söz etmektedir. Örf olayı da toplumdan topluma değiştiği gibi zaman ve şartlara göre de değişmektedir. Daha önceki toplumlarda, anne babaya ait çocuğu emzirmek istemez, veya kadın boşandığı zaman iki yıla kadar emzirirse, günün şartlarına göre bir süt anneye ödenecek bedel kadar. Kendine ait olan çocuğun babası ödemesi gerekmektedir.
Günümüz şartlarında süt annesi diye bir olay yoktur bunun yerine anne sütü kadar besin değeri olmasa da, hazır mamalar üretilmektedir.., eğer boşanmış olan kadın, çocuğa belirli zaman bakmak zorunda kalırsa, çocuğun bakım masrafları artı, çocuk için günün şartlarına göre gereksinimler boşadığı kadına ödenmesi gerekmektedir.
Sonuç Olarak diyebiliriz ki peygamberimiz dönemindeki şartlarla , günümüz dönemindeki ve daha sonra değişerek gelecek olan şartlar bir değildir. Kur’an bunun formülünü verip, kültür ve medeniyet değiştikçe.ilerledikçe, balonun içerisine üfürülen Hava çeperlerine doğru genişlemektedir.
2/228- Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.
Buradaki illet, “ başkalarına ait çocuğun saklamaları onlara helal olmaz.” Çocuğun kime ait olduğu bilinmesi ile ilgilidir, O dönemlerde laboratuar diye bir olay yoktu, kadında çocuk olup olmadığı, kadındaki fiziksel bir değişme ile bilinebiliyordu, Şimdi ise bir idrar tahlili ile çocuğun olup olmaması hemen belli oluyor.
2106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir.
İşte Allah burada çocuğun olup olmamasını ilim ve teknoloji geliştiği zaman üç ay yerine bir tahlil ile bildirerek. Daha güzeli ile üç ay beklemeden çocuğun olup olmaması belli olabiliyor. Ayet devam ediyor.” Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidir ler” işte kuranın bahsettiği bu süre içinde barışıp barışmayacaklarını Allah'tan başka kimse bilmez. Bu değişken olmayan yönüdür. Çünkü bu dönem kadın ve erkek için düşünme ve ders alma dönemidir. Evli olan dönemle evli olunmayan bir dönemin mukayesesinin yapıldığı bir dönemdir. Kurandaki bu ayet,hem sünnetteki bir uygulamayı,hem de evrensel olan ikinci bölümdeki,” Kocaları başka kocalardan barışmak isterlerse daha çok almaya hak sahibi oluşu güncelliğini korumuş ve ilelebet koruyacaktı
/
İlim ve teknoloji ilerledikçe,insan yaşamı da o oranda kolaylaşmıştır, yenı yeni keşifler icatlar, bir öncekinin hükmünü yürürlükten kaldırarak.daha iyisi ve moderni hayata geçmektedir.Elektrik icat edilince, gaz lambasının hükmünün kalktığı, petrolün icat edilmesiyle, kömürle çalışan trenlerin, yerini mazotla çalışan trenlerin alması gibi.
Çatal ve kaşık yokken peygamberimizin sünneti deyip avuçla yemek yemek, Arabalar uçaklar icat edildiği halde onlara binmeyip sünnet diye ata deveye binilirse.yanlış bir sünnet anlayışının örnekleridir. Asıl Sünnet olan, Daha güzeli varken daha az güzelini terk etmektir.
Söylediklerimizi ve anlattıklarımızı toparlayacak, olursak, İnsan yaşamı ile ilgili Kur’an her örnekten bir örnek verip, ve hiçbir eksik bırakmadan, yol gösterici bir rehberdir. O Kur’an’ı bulunmuş olduğu çağda İnsan toplumlarındaki ilelebet değişmeyen yasallar aynı kalmak koşulu ile, şartlara göre değişebilen ayetlerin elçiler aracılığı ile çağlarda hayatla yorumlanmasıdır.
İşte sünnet bazılarının söylediği gibi Peygamberimizin kuranın dışında söyledikleri ve yaptıkları değil, Sünnet peygamberimizin kuranın emirlerini hayata günün şartlarına göre yaşamasının adıdır.
6/91- Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.
Bakınız Ayette İnsan kültürleri ilerledikçe Açıklanabilecekler anlamında olan,”Bir kısmını açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi” ifadesi, gelecek olan çağlarda açıklanabilecek olan ayetlerdir. Şimdi peygamber ortada yok, peki ileriki zamana bırakılan ayetleri. O zaman kim açıklayacak.
Evrensel olan kuran elbette yirmi üç yıl gibi kısa bir zamana sıkıştırılamaz. O kitap insan oğlu var oldukça evrenselliğini koruyacak ve korumaya devam edecektir.
3/159- Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
Allah ve resulüne iman eden her devlet başkanının üzerine düşen yükümlülük, Kur’an a uygun olarak. Yapmak istediği bir icraatı o konunun uzmanlarını toplayarak,istişare yaptıktan sonra uygun olan kararı verir ve uygular. Şimdi peygamberlik devam etseydi onun yapacağı da o idi.
O Zaman fıkıh kitaplarında aktarılıp durulan. Edilleyi şeriye dörttür Kitap ,Sünnet. İcmai ümmet, ve kıyası fukaha. Diye söylemeleri eksik bırakılmayan her örnekten verilen kuran anlayışına ters düşmez mi
Peygamber Allah’ın bir kulu ve elçisidir, Kuran bir kanun peygamberin yaptıkları ve yaşadıkları da bu kanunun pratik hayata uygulanmasının adıdır.. peygamber kanun koyamaz hüküm koyan kanun koyucu Allah tır. Eğer O Kuranın dışında bir davranışta bulunsaydı, başına şunlar gelir.
69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik
Öyleyse Kur’an artı sünnet eşittir İslam değil. İslam Allah’ın gönderdiği kur’an’ın öğütlediği hayatın adıdır. O zaman Müslüman'ım diyenlerin Allah’ı Bir tanedir. İnsanlar arasından Allah’ın peygamber olarak seçtiği Muahammet SAV. İman edenlere güzel bir örnektir. Onun Yaşadığı Hayat Kuran’ın ta kendisidir. Bize hadis diye aktarılan sözlerin büyük bir çoğunluğu. Yahudi ve Hıristiyanların uydurduğu hikayelerdir. Hicri yüz yüzeli sene sonra kaleme alınmaya başlamı.ştır. insanların ağızdan ağza aktardıkları unutma, yanılma ve kasıtlı olabilme sebepleriyle doğru olarak bu güne kadar gelebilme şansı çok azdır. Bu Sebeple hadis ilmi diye bir ilim olmaz İlim Belge gerektirir İnananlar için.farz sünnet diye bir olay yoktur Bu Allah’a ortak koşmak olur. Emirin tek kaynağı Allah tır.Onun Resulü de o emre uymakla , diğer iman edenlerde o emire uymakla yükümlüdürler.. İşte Kuran ve sünnet hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Eleştirilerinizi bekler sevgiler sunarım.
kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com

.
Yukarı dön Göster Ali Rıza Boraza's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Ali Rıza Boraza
 
Guests
Guest Group
Guest Group


Katılma Tarihi: 01 ekim 2003
Gönderilenler: -259
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı Guests

"Kur’an ve sünnet anlayışı tarih boyunca insanların kafalarını kurcalamış,ve yanlış algılama nedeniyle de tevhit dininin bozulmasına yol açmıştır"

Selam Ali Rıza,foruma hoşgeldiniz.Yazınızı okudum,blog sitenizi de kısmen inceledim.Yazılarınızda bir muğlaklık var.Bu forum da sözkonusu alanlarda çok daha net ve doyurucu yazılar mevcut.Sanırım pek inceleme fırsatınız olmadı.

Konuya ilk girişinizde bence ciddi bir hata yaparak başlamışsınız.Kuran da "Tevhid dini" ibaresi yoktur,"Halis din" vurgusu vardır.Bu çok ciddi bir farklılıktır.Siteyi inceleme imkanınız olursa tartışmamıza devam edebiliriz.Selamlar..

Yukarı dön Göster Guests's Profil Diğer Mesajlarını Ara: Guests
 
hasanoktem
Admin Group
Admin Group


Katılma Tarihi: 10 eylul 2006
Gönderilenler: 2837
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı hasanoktem

---------------

İşte sünnet de Kur’an’da, Farzda Kur’an da dır. Allah ile peygamberi ayır maya kalkmak, peygamber kavramını kavrayamamak demektir.
-----------------

İşte sünnet bazılarının söylediği gibi Peygamberimizin kuranın dışında söyledikleri ve yaptıkları değil, Sünnet peygamberimizin kuranın emirlerini hayata günün şartlarına göre yaşamasının adıdır.

------------------------

Öyleyse Kur’an artı sünnet eşittir İslam değil. İslam Allah’ın gönderdiği kur’an’ın öğütlediği hayatın adıdır. O zaman Müslüman'ım diyenlerin Allah’ı Bir tanedir. İnsanlar arasından Allah’ın peygamber olarak seçtiği Muahammet SAV. İman edenlere güzel bir örnektir. Onun Yaşadığı Hayat Kuran’ın ta kendisidir. Bize hadis diye aktarılan sözlerin büyük bir çoğunluğu. Yahudi ve Hıristiyanların uydurduğu hikayelerdir. Hicri yüz yüzeli sene sonra kaleme alınmaya başlamı.ştır. insanların ağızdan ağza aktardıkları unutma, yanılma ve kasıtlı olabilme sebepleriyle doğru olarak bu güne kadar gelebilme şansı çok azdır. Bu Sebeple hadis ilmi diye bir ilim olmaz İlim Belge gerektirir İnananlar için.farz sünnet diye bir olay yoktur Bu Allah’a ortak koşmak olur. Emirin tek kaynağı Allah tır.Onun Resulü de o emre uymakla , diğer iman edenlerde o emire uymakla yükümlüdürler.. .( AliRıza Boraza yazdı)

Selam Değerli Ali Rıza Kardeşim, hoşgeldin.

ellerinize ve yüreğinize sağlık ,yukarıdaki  güzel iletiniz için. yalnız  " salavat " kavramı üzerinde daha çok durulmayı hakkeden bir kavram. o konuyu biraz daha açmanızda fayda görüyorum şahsen. mümkünse " salavat " konusunda ne düşündüğünüzü vermiş olduğum linkte iletirseniz sevinirim değerli kardeşim.

bir küçük katkı :

kütüb-i sitte ( altı kişinin hadis İDDİA ları ) :

 1- Buhâri (Hicri 194-256) ................. tekrarlarıyla birlikte 9082 hadis.
 2- Müslim(Hicri 204-261) .................       “           ; ; ; ; ; ; ;    “      7275     “
 3- Nesai (Hicri 215-303)  ................        “           ; ; ; ; ; ; ;    “      5724     “
 4- Ebû Dâvud (Hicri 212-275) .......... “           ; ; ; ; ; ; ;    “      5274     “
 5- Tirmizi (Hicri 209-279)      ..........        “           ; ; ; ; ; ; ;    “      3951     “
 6- İbnû Mace (Hicri 209-273) .........  “           ; ; ; ; ; ; ;   “       4341     “
                                                       TOPLAM             35647

Muhabbetle

Not :

Değerli Ali Rıza kardeşim, sizce bir mahzuru yoksa, yukarıdaki iletinizi facebook da kurmuş bulunduğumuz " Hz.Muhammed'i çirkin hadis iftiralarına karşı koruyalım! " grubumuzun tartışma panosuna asmak istiyorum. şayet izniniz varsa.



__________________
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? ENBİYA 10
Yukarı dön Göster hasanoktem's Profil Diğer Mesajlarını Ara: hasanoktem
 
asım
Uzman Uye
Uzman Uye


Katılma Tarihi: 14 agustos 2008
Yer: Turkiye
Gönderilenler: 1700
Gönderen: 30 kasim 2019 Saat 00:16 | Kayıtlı IP Alıntı asım

 

Biz, Tanrı’nın mucizeleri gerçekleştirmesinin, doğa yasaları çerçevesinde kuantum belirsizliklerini belirlemesi ile mümkün olduğunu savunarak sadece bir imkanı göstermeye çalıştık. Bir şeyin mümkün olması, onun mutlaka bu şekilde olduğu anlamına gelmez. Bilimsel yaklaşım, tarihin sürecinde gayb olmuş mucizeleri ve kimi şahsi tecrübeleri ne ispat edebilir, ne de inkar edebilir. Bizce, yapılacak en tutarlı yaklaşım, bir teistin mucizelerin nasıl oluştuğu hususuna (oluşup oluşmadığına değil) agnostik kalmasıdır. Çünkü, Tanrı’nın mucizeleri nasıl gerçekleştirmiş olduğuna dair bilimsel bir bilgiye sahip olmadığımız gibi, Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal etmeyeceğine dair Spinozacı teolojik bir ön kabulü de temellendiremeyiz. “Tanrı doğa yasalarını ihlal etmez” şeklindeki Spinozacı ön kabul ile mucizeleri inkar iki tane kibri içinde taşır; bu kibirlerden birincisi Tanrı’nın katındaki tüm yasaları bildiğimize dair teolojik bir kibirdir, ikincisi ise doğa yasaları ile ‘kendi içinde evrene’ dair her türlü bilgiye sahip olduğumuzu iddia eden bilimsel bir kibirdir ki, bu ikincisi özellikle 19. yüzyılın yaygın bir hastalığıydı. Her şeyden önce, Tanrı’nın katındaki yasaların bizim fizik biliminde gördüğümüz doğa yasaları ile özdeş olduğunu savunmak büyük saflık olur. Tanrısal yasaların (Sünnetullah) fizik yasalarından daha geniş yasalar olduğunu kabul edersek, Tanrı’nın bir eliyle koyduğu yasaları diğer eliyle bozduğuna dair mucizelere getirilen teolojik itiraz geçersiz olur. Sarayına gelen her misafiri kapıdaki nöbetçilerine geri çevirten bir kralın, istisnai bazı konuklarını nöbetçiler içeri aldıklarında, kralın kendi koyduğu yasalarını ihlal ettiğini hiç kimse düşünmeyecektir, zaten kral böyle bir yasayı ilan etmemiştir; sadece nöbetçilerin genel tavrını gözleyenler, kendi kendilerine kralı bile bağlayacak yasalar üretmişlerdir! Teistik yaklaşıma göre doğa yasaları kralın hizmetkarlarından daha da sadık hizmetçilerdir; bu hizmetkarların Tanrısal etkinliği sınırladığını söylemek - Tanrı’nın bu yasaları ihlal etmediğini değil - teizm adına kabul edilemez Böylesi bir yaklaşımla, kimi durumlarda doğa yasalarının kendisi veya genel gidişi askıya alınarak mucizelerin gerçekleşmesi, Tanrısal sistemin bir parçası olarak savunulabilir; bu ise doğa yasalarını ihlal etmeden mucizeleri temellendirmeye çalışmayı gereksiz kılar.

 

 Sürekli deniz seviyesinde hayatını yaşamış ve bu seviyede suyun kaynaması ile ilgili deneyler yapmış olan bir kişi, yüksek bir yere çıkınca suyun kaynama derecesinin değişebileceğini tahmin edemediğinden, kendi deniz seviyesinde bulduğu yasaları, evrensel tüm yasaların karşılığı zanneder ve bir gün dağ başına çıktığında suyun kaynama derecesinin değiştiğini gözlemler, fakat kendi bildiği deniz seviyesine ait yasalardan doğa yasalarını ibaret sanan kişi, bu yasaların ihlal edildiğini sanır.  Tanrısal yasalara nüfuz edemeyen kimi kişiler de, kendi bildikleri yasaların (kısmi-doğa yasalarının), evrensel tüm yasalara karşılık geldiğini zannedebilirler. Bahsettiğimiz bu sebeplerden dolayı determinist bir evren modelinin mutlak olarak mucizeleri dışladığını ve Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi  gibi evrenin işleyişinde boşluklar olduğunu söyleyen bir yaklaşım olmadan mucizelere inanılamayacağını söylemiyoruz. Ayrıca kuantum yasasının indeterminist yorumunun tartışmalı olduğunu ve evrende ontolojik indeterminizmin olmadığına, indeterminizmin bizim epistemolojik sınırlılıklarımızdan kaynaklandığına dair yaklaşımın varlığını da hatırlamalıyız. Eğer kuantum sayesinde Einstein’ın zannettiği gibi “saklı değişkenler” varsa ve kuantum seviyesi de determinist ise, mucizelerin varlığının bu seviyedeki belirsizliklerin varlığına muhtaç olduğunu düşünen yaklaşım, teolojik bir açmazda kalacaktır.

 

Bütün bu ihtiyatlı yaklaşımlarımıza karşın, kuantum belirsizliklerinin  mucizeler gibi Tanrısal müdahaleleri doğa yasalarının çerçevesinde açıklamaktaki katkısını çok değerli buluyoruz. Mucizelerin, bilimsel yaklaşıma göre imkansız olduğunu söyleyerek teizmi eleştirenlerin, modern bilimin sunduğu imkanlardan habersiz olduklarını ve bu yaklaşımlarının hatalı olduğunu gösterebildiysek bile bu makalenin amacına ulaştığını düşünüyoruz. Tanrısal müdahaleyi ve mucizeleri inkar, bilimsel olguların bizi ulaştırdığı bir sonuç değildir. Ancak, ateizme ve natüralizme metafizik bir ön kabul olarak inanan kişiler, bu felsefi inançları ile bilimsel yaklaşımlarını birleştirirlerse, Tanrısal müdahaleyi reddeden bir yaklaşıma sahip olurlar; fakat bu, bilimin sonucu değil, bu şahısların felsefi-metafizik yaklaşımlarının sonucudur. Bu makalede gördüğümüz gibi felsefi-metafizik yaklaşımı farklı kişiler, Tanrısal müdahaleyi modern bilim anlayışı ile uyumlu bir şekilde birleştiren modeller geliştirerek fizik ile teolojik yaklaşımlarını bir araya getirerek, modern bilim çerçevesinde doğanın teolojisinin mümkün olduğunu göstermişlerdir. Philip Clayton’un da dikkat çektiği gibi, eğer doğa yasaları ihlal edilmeden Tanrısal müdahalenin nasıl oluşmuş olabileceğini göstermek istiyorsak, bunu yapmak için Newton’dan beri en çok şansa sahip olduğumuz dönem, içinde olduğumuz dönemdir. Fiziğin en önemli iki teorisinden biri olan kuantum teorisinin en yaygın fiziksel yorumuna dayanarak yapılan teolojik yorumları; bilim, felsefe ve din üçgenindeki konuları ele alanların, Tanrısal etkinlik, mucizeler ve özgür irade sorunlarını değerlendirirken mutlaka göz önünde bulundurmaları gerektiğini düşünüyoruz.

caner taslaman

kaynak



__________________
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yukarı dön Göster asım's Profil Diğer Mesajlarını Ara: asım
 

<< Önceki Sayfa Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Sizin yetkiniz yok foruma yeni mesaj ekleme
Sizin yetkiniz yok forumdaki mesajlara cevap verme
Sizin yetkiniz yok forumda konu silme
Sizin yetkiniz yok forumda konu düzenleme
Sizin yetkiniz yok forumda anket açma
Sizin yetkiniz yok forumda ankete cevap yazma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide
hanif islam

Real-Time Stats and Visitor Reports Sitemizin Gunluk, Haftalik, aylik Ziyaretci  Detaylari Real-Time Stats and Visitor Reports

     Sayfam.de  

blog stats